<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kose-yazilari - Uluhaber.Net</title>
	<atom:link href="https://uluhaber.net/category/kose-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://uluhaber.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Jun 2026 12:41:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://uluhaber.net/wp-content/uploads/2024/10/cropped-512x512-1-32x32.png</url>
	<title>kose-yazilari - Uluhaber.Net</title>
	<link>https://uluhaber.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Selanikliler&#8230;</title>
		<link>https://uluhaber.net/selanikliler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=selanikliler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aydın Keleşoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 12:41:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=16727</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocası Kafkas Cephesinde şehit olmuştu. Köyü ve evi düşman tarafından işgal edilmişti. Vatanı ve namusunu korumak için kocasından kalan ziynet eşyalarını ve bileziklerini bozdurdu. O parayla silah aldı dağa çıktı. Çetecilik yaptı. Ardından Kurtuluş Savaşına katıldı. Mermi attı, kılıç çaldı. Kocasının intikamını aldı. Adı Ayşe idi ve Selanikliydi. *** 1920’lerin başında Manisa’nın Demirci ilçesine kaymakam [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/selanikliler/">Selanikliler…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocası Kafkas Cephesinde şehit olmuştu.</p>
<p>Köyü ve evi düşman tarafından işgal edilmişti. Vatanı ve namusunu korumak için kocasından kalan ziynet eşyalarını ve bileziklerini bozdurdu. O parayla silah aldı dağa çıktı. Çetecilik yaptı. Ardından Kurtuluş Savaşına katıldı. Mermi attı, kılıç çaldı. Kocasının intikamını aldı.</p>
<p>Adı Ayşe idi ve Selanikliydi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2026/5/31/004121596-1.jpg" /></p>
<p>***</p>
<p>1920’lerin başında Manisa’nın Demirci ilçesine kaymakam olarak atandı. Yunan askeri önce İzmir’i, ardından Manisa’yı işgal etti. Manisa Valisi Hüseyin Hüsnü Yunan askerini Manisa girişinde karşılarken o emrinde olduğu kendi valisi Hüseyin Hüsnü’yü tanımadı. Askerlik Şubesi deposundaki silahları halka dağıttı ve Ege’de gönüllülerden oluşan Kuvayı Milliye birliği kurdu. İki yıl boyunca Yunana karşı çarpıştı. Demirci Akınları düzenledi. Adı İbrahim Ethem Akıncı idi. Akıncı soy adını Ege’deki Akınlarından dolayı Atatürk verdi.</p>
<p>Selanikliydi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2026/5/31/004135674-2.jpg" /></p>
<p>***</p>
<p>Yıl 1912 idi.</p>
<p>İtalyanlar Osmanlıya ait olan Trablusgarp’a saldırmış, işgal etmişti.  Paris’te Sorbonne Üniversitesinde Siyasal Bilimler-Hukuk bölümünde okuyan deli dolu bir Türk genci vardı. Ateş gibiydi. Usta bir silahşordu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2026/5/31/004157126-3.jpg" /></p>
<p>İtalyanların Trablusgarp işgalini protesto etmek için Mısırlı öğrenci arkadaşı Şeyh Dayef ile birlikte Avrupa’da mitingler düzenliyordu.</p>
<p>Bir tatil gününde, İsviçre’nin Neuchatel şehrinde okuyan arkadaşı Osman Suavi Kökmen’i ziyaret etti. Film seyretmek için bilet aldı ve Olimpiya sinemasına gitti. Ön sıralara oturdu. Işıklar söndü. Uzun bir gong sesinden sonra film başladı.</p>
<p>Ancak filmden önce Trablusgarp ve Bingazi’deki Türk-İtalyan savaş görüntüleri verildi perdeye. İtalyanlar kendilerini haklı ve başarılı göstermek için Avrupa sinemalarında kısa propaganda filmleri gösteriyorlardı.  Perdede “Vive i’talia. A bas les Turcs!” yazısı vardı. Yazının Türkçesi “Yaşasın İtalya, aşağılık Türkler”  idi.</p>
<p>Genç bu manzarayı görünce dayanamadı, belinden tabancayı çıkardığı gibi perdeye ateş etti. Bütün mermileri boşalttı. Sinema birden karıştı. Seyirciler çığlık çığlığa kaçıştı. Ve o Türk genci salonda kaçışan Avrupalılara şu sözlerle bağırdı;</p>
<p>“Yalan, yalan, yalan. Yanlış anlatıyorlar. Gerçekte kahraman Türklerdir” dedi.</p>
<p>Olaydan sonra genç karakola gitti teslim oldu. Ve polislere şu ifadeyi verdi;</p>
<p>“Türklüğe hakaret etmeye hiç kimsenin hakkı yok” dedi. Bu kahraman gencin adı Osman Nevres idi. Nam-ı diğer Hasan Tahsin idi.</p>
<p>İzmir’de Yunan’a ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin oydu.</p>
<p>Ve Selanikliydi.</p>
<p>***</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2026/5/31/004214204-4.jpg" /></p>
<p>34 yaşındaydı. Atatürk’ün devresiydi.</p>
<p>Önce Trablusgarp, sonra Balkan Savaşında çarpıştı. Ardından Çanakkale Savaşına gitti. Yüzbaşıydı.</p>
<p>Çanakkale Savaşı tüm şiddetiyle sürüyordu.</p>
<p>18 Mart’ta İngiliz ve Fransızlar gemileri Çanakkale Boğaz’ında hezimete uğratmış, Boğaz’ı geçememiş, ancak bu kez karadan geçmek istemişti.</p>
<p>Tüm planlarını ona göre hazırladılar. Bu amaçla 25 Nisan günü Seddülbahir ve Arıburnu’na asker çıkardılar.</p>
<p>Öte yandan Mustafa Kemal Paşa Arıburnu’nda “ben size ölmeyi emrediyorum” diyerek ve büyük bir kahramanlık örneği sergilemiş, düşmanı yüz geri etmişti.</p>
<p>Ancak düşman Seddülbahir’de Ertuğrul Koyundan karaya çıkmayı başarmıştı. Aytepe’nin etrafını kuşatmıştı. Aytepe’nin durumu kritikti. Aytepe’nin konumu da kritikti. Aytepe düşerse Alçıtepe düşer, Alçıtepe düşerse düşman oradan rahatlıkla Kilitbahir’e iner Boğaz’ı geçer ve savaşı kazanırdı. Aytepe’yi savunan Tabur Komutanı Mahmut Sabri zor durumdaydı.</p>
<p>O gün bu genç Yüzbaşı Balıksırtı’ndan hareket etti. Aldığı emir üzerine Aytepe’ye yardıma gitti. 250 kişilik bölüğüyle İslam’ın çiftliğini dönerken Kızıltoprak mevkiinde tesadüfen,  İkizkoyu’na çıkarma yapmakta olan 2000 kişilik başka bir düşman askerini gördü. Ve hemen oracıkta durdu, gizlice etrafı inceledi, çıkarma yapan düşmanın önünde hiçbir engelin olmadığını gördü.</p>
<p>İkiz koyu ve önü bomboştu.</p>
<p>Durdu, düşündü, bir karar vermeliydi. Ya burada kalıp düşmanı durduracak, ya da Aytepe’ye yardıma gidecekti. Ama Aytepe’ye yardıma giderse buradan karaya çıkan düşman hem Aytepe’yi arkadan çevirecek, hem de Alçıtepe’ye yürüyecekti. Alçıtepe düşerse Seddülbahir düşecekti. Ardından Çanakkale Cephesi düşecekti. Ve Boğaz açılacak düşman rahat rahat boğazı geçip İstanbul’a varacaktı. Yüzbaşı kararını verdi. Aytepe’ye gitmeyecekti.</p>
<p>Orada duracak ve düşmanı durduracaktı.</p>
<p>Ve öyle yaptı.</p>
<p>Tam oracıkta mevzi aldı ve 250 askeriyle 2000 kişilik donanımlı düşmana karşı akşama kadar kahramanca savaştı. İşte bu direniş karaya çıkan düşmanın tüm planlarını bozdu. Kendisinden on kat fazla olan düşmanı durdurdu ve ağır zayiat verdirdi.</p>
<p>Ancak akşama doğru düşman gemisinden atılan toplardan sıçrayan bir şarapnel parçası maalesef yüzbaşıya isabet etti. Ve hayatını kaybetti.  Şehit olmuştu. Savaştan sonra cesedi arandı tarandı ama cesedi bulunamadı. Mezarı, vatanın tüm kutsal topraklarıydı.</p>
<p>Bu kahraman kim miydi?</p>
<p>Yusuf  Kenan Bey idi. Tabi ki de Selanikliydi.</p>
<p>******</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2026/5/31/004236454-5.jpg" /></p>
<p>Trablusgarp’ta Osmanlının son toprak parçasını savunmak için Atatürk’le birlikte İtalyanlara karşı savaştı. Bütün cepheleri dolaştı. Mermi sıktı, kılınç çaldı.</p>
<p>1913 de Bolayır’da Bulgarlarla savaşırken dizinden yaralandı. Yılmadı, bu kez de Çanakkale’de İngilizlere karşı Conkbayırı’nda savaştı. Büyük yararlılıklar gösterdi. Çanakkale’de düşman durdurulmuştu ama bu kez doğudan giriyorlardı. O da durmadı. Kafkas cephesine gitti. Ruslara karşı savaştı. Muş’u Ruslardan alan ve şehre ilk giren komutanlardandı.</p>
<p>Kafkas Cephesi bitti,  Kurtuluş Savaşında Yunanlılara karşı savaştı.  Cephe cephe koştu. Atatürk’ün çocukluk arkadaşıydı. Adı Nuri idi ve o da Selanikliydi.</p>
<p>Atatürk ona Çanakkale savaşındaki kahramanlıklarından dolayı “Conker” soy adını vermişti.</p>
<p>***</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2026/5/31/004253720-6.jpg" /></p>
<p>Bursa Bizim Mektep’te öğretmendi.</p>
<p>1920 yılında Bursa Yunanlılar tarafından işgal edilince Bursa&#8217;da kaldı. Eskişehir’de bulunan Batı Cephesi emrinde istihbarat faaliyetleri yürüttü. Bursa’dan Mustafa Kemal’e düşman hakkında önemli bilgiler gönderdi.</p>
<p>İstihbarat çalışmaları fark edilince Yunanlar tarafından tutuklandı ve Yunanistan’a gönderildi. Selanik Hapishanesi&#8217;nde ağır işkenceler gördü. Ardından Milos Adasındaki  esir kampına gönderildi. Kadın olarak çok büyük acılar çekti. Ser verdi, sır vermedi. Türk ve Yunan esir değişimi sonrası Türkiye’ye geldi. Üstün başarılarından dolayı kendisine İstiklal Madalyası verildi.</p>
<p>Bu cesur Türk kadını kim olabilir ki,  Zehra Budunç tabi ki. O da Selanikliydi..</p>
<p>Türkiye&#8217;nin ilk kadın milletvekillerinden Hatice Özgener’ler, ömrü Atatürk’le beraber cephelerde geçmiş Salih Bozok’lar, Atatürk’le birlikte Samsuna kaçak olarak çıkan Refet Bele’ler, Atatürk’le nice savaşlara ve tatbikatlara katılan Şükrü Naili Gökberk’ler.  Daha niceler niceler&#8230;</p>
<p>Hepsi Selanikliydiler.</p>
<p>Onu tanıyorsunuz.</p>
<p>Trablusgarp’ta İtalyanları, Çanakkale’de İngilizleri ve Fransızları, Kafkas cephesinde Rusları yendi. Bolayır’da Bulgarlara karşı savaştı. Onu anlatmaya gerek yok. Adı Mustafa Kemal Atatürk. Biliyorsunuz zaten.</p>
<p>Selanikliydi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2026/5/31/004316407-7.jpg" /></p>
<p>Selanik kimdir biliyor musunuz? Selanik Türklük için Avrupa’yı birbirine katan Hasan Tahsin’dir. Selanik; Milli Mücadelede savaşan Binbaşı Ayşe’dir. Selanik Ege’de düşmana göz açtırmayan İbrahim Ethem Akıncıdır. Selanik Çanakkale’de Yüzbaşı Yusuf Kenan’dır.</p>
<p>Çanakkale Savaşında Boğazı kapatan 2 mayın gemisi vardır. Biri Nusrat, diğerinin adı Selanik’tir. Selanik sadece Yunanistan’da bir şehir değildir. Selanik Türkler için bir namdır. Selanikli kahramandır. Tarihi bilene sorunuz, Selanik Türk’tür.</p>
<p>Selanik’i bir kelime ile tarif edecek olursak;</p>
<p>Selanik Atatürk’tür..</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/selanikliler/">Selanikliler…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD-İran savaşı ne zaman biter?</title>
		<link>https://uluhaber.net/abd-iran-savasi-ne-zaman-biter/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=abd-iran-savasi-ne-zaman-biter</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aydın Keleşoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 15:01:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=15948</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kimsenin şüphesi olmasın, İran coğrafyasına kara harekatı düzenlenemez. Adeta doğal bir kale.Ve kara harekatının olmadığı hiçbir savaş da sonuca ulaşamaz. Çünkü Osmanlı devlet adamı Halil Rıfat Paşa&#8217;nın &#8220;Gidemediğin yer senin değildir&#8221; sözü hala geçerli. İran’ın komşularına bakalım; Kuzeyde Türkmenistan ve Türkiye. İç yapısını sağlamlaştıran ve halen de Rusya’nın etkisinde olan Türkmenistan kara harekatına izin vermez. Türkiye için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/abd-iran-savasi-ne-zaman-biter/">ABD-İran savaşı ne zaman biter?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kimsenin şüphesi olmasın,</p>
<p>İran coğrafyasına kara harekatı düzenlenemez.</p>
<p>Adeta doğal bir kale.Ve kara harekatının olmadığı hiçbir savaş da sonuca ulaşamaz. Çünkü Osmanlı devlet adamı Halil Rıfat Paşa&#8217;nın <em>&#8220;Gidemediğin yer senin değildir&#8221;</em> sözü hala geçerli.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2026/4/5/022311500-abd-iran-savas-ic.jpg" /></p>
<p>İran’ın komşularına bakalım;</p>
<p>Kuzeyde Türkmenistan ve Türkiye. İç yapısını sağlamlaştıran ve halen de Rusya’nın etkisinde olan Türkmenistan kara harekatına izin vermez.</p>
<p>Türkiye için durum Irak savaşına benzemez. Türkiye her ne kadar 1 Mart teskeresi ile Kuzey Irak kara harekatına Meclis ile “Hayır”  deyip, daha sonra ise hükümet ile izin verse de şimdiki şartlar çok farklı. Türkiye’nin savaşa girmesi demek, kırılgan ekonomisinin savaş ekonomisi ile birlikte çökmesi ve ülkenin de toprak olarak parçalanması demektir.</p>
<p>Türkiye bunu göze alamaz.</p>
<p>İran’ın batısında Irak var.</p>
<p>Hatırlayınız 1980’de başlamış ve 7 yıl sürmüştü. Ve 1 milyon insan hayatını kaybetmişti. Sonuç olarak her iki ülke de kaynaklarını sonuna kadar harcadı, Irak yıkıldı, ama İran ayakta kaldı.</p>
<p>İran 20 yıllık Irak’a, 3-5 yıllık Suriye’ye benzemez.</p>
<p>İran’ın güneyinde Basra körfezi var. Deniz harekatı mümkün değil, Hürmüz Boğazı var çünkü. Amerika yaklaşamaz bile.</p>
<p>Doğusunda Pakistan ve Afganistan var. Her iki ülkenin de coğrafyası kara harekatına izin vermez. Zaten Amerika Afganistan da tutunamamış ve askerlerini çıkarmıştı bir zaman.</p>
<p><strong>Dolayısıyla İran’a kara harekatı mümkün değil.</strong></p>
<p><strong>Hava harekatına gelelim;</strong></p>
<p>Hava harekatı tutsaydı Amerika Afganistan’da başarılı olurdu. Hava harekatından kasıt füze savaşları ise, İran gereğinden fazla füze stoklarını çoktan yaptı bile. Amerika’nın uçak gemilerinden fırlattığı 3-5 füzeye aldanmaz.</p>
<p>Farz-ı mahal Amerika füze saldırılarıyla İran’ı cehenneme çevirse bile fark etmez.</p>
<p>İran zaten fiziki olarak zaten cehennemde yaşıyor. Açlık, kıtlık, hastalık, barınma sorunu filan. Fayda etmez.</p>
<p>Zaten İran, tarihi ve yaşamı itibarıyla köklü bir devlet geçmişi var. Pers&#8217;lerle başlayan bir devlet kültürüne sahip. Medleri ve Elamlıları da sayacak olursak 3 bin yıldan daha da eski. 3 bin yıllık bir devlet 3-5 hava harekatı ile yıkılmaz.</p>
<p><strong>Peki içten yıkabilir mi?</strong></p>
<p><strong>Gelinen nokta da o da pek mümkün gözükmüyor.</strong></p>
<p>Bu savaş nedeniyle İran’ın içerisindeki solcusu sağcısı, dincisi, dinsizi kenetlenmiş durumda.</p>
<p>İran’ın köklü devlet geleneği nedeniyle kendisine yapılan bu saldırıya “Ulusalcı”bir refleksle karşılık verdi.</p>
<p>Ayrıca iç savaşı körükleyerek kurulacak ülkenin başına geçmesi düşünülen Rıza Pehlevi’nin işe Kudüs’ten, ağlama duvarından başlaması Amerika için en büyük hata.</p>
<p>Çünkü İslam kökleri açısından her ne kadar Yahudilerle Müslümanlar arasında İbrahim’den gelen bir kardeşlik damarı olsa da, bugün bu damardan artık kan akıyor. Müslümanlar, Ortadoğu’daki yayılma politikası nedeniyle İsrail’e Siyonist bir gözle bakıyor. Ve bunda haksız sayılmıyor.</p>
<p><strong>Güya isyan edecek İran Azeri Türklerinin başına İsrail’den biri gelecek de kurtaracak. Bu mümkün değil. Öte yandan İran’ı yönetenler zaten Türk.</strong></p>
<p><strong>Psikolojik savaşta ve iç isyanlarla ülke parçalamakta uzman olan Amerika böyle bir hatayı nasıl yaptı anlamak mümkün değil.</strong></p>
<p>Peki, Afganistan, Libya, Irak, Suriye parçalarken yaptığı gibi Birleşmiş Milletleri arkasına alabilir mi?</p>
<p>Koca bir hayır. Avrupa açık bir tepkide, Araplar ise sessiz bir bekleyişte. Avrupa açıktan tepki verirken Araplar “aman bana dokunmasın da” anlayışıyla Trump delisinin sonunu bekliyorlar.</p>
<p><strong>Peki Güvenlik Konseyi?</strong></p>
<p><strong>Çin, Fransa, Rusya, İngiltere ve Amerika.</strong></p>
<p><strong>Kimine göre 5’li çete, kimine göre Dünyayı yöneten 5’li kadro.</strong></p>
<p><strong>İşte daha dün çıkarları için birbirine benzeyen bu beşli, şimdi beş benzemeze dönüştü.</strong></p>
<p>İngiltere savunma hedefleri doğrultusunda” kendi üslerinin İran’a karşı kullanımına onay verdi. Ama “belirli ve kısıtlı”. İran’ın bölgedeki füze saldırılarını engellemek, başta İngiliz vatandaşları olmak üzere sivillerin hayatını korumak için.</p>
<p>Fransa da aynı.</p>
<p>İtalya ve İspanya zaten savaşa karşı. Amerika’ya meydan okudular.</p>
<p>Dolayısıyla Dünya desteği de Trump’a tam değil.</p>
<p>Ancak bu ülkelerin vatandaşları aynı düşünmüyor. Amerika ve Avrupa halklarının savaşın getireceği ekonomik ve vicdani yük ile önümüzdeki seçimlerde “Savaşçıdan ve Trump delisinden yana oy kullanmayacağı” ve ilk seçimde bu adamları postalayacağı güçlü ihtimal.</p>
<p>Yani Amerika ve Avrupa seçmeni savaş istemiyor. Savaş tamtamları çalsalardı Müslüman olan Zohran Mamdani’yi New York Belediye Başkanını seçmezlerdi örneğin.</p>
<p><strong>Demem o ki savaş Trump’ın dediği gibi 3-5 hafta sürmeyecek. 3-5 yıl, o da değil. Peki ne kadar sürer derseniz bana göre Amerika’daki seçimler ve savaş karşıtı gösterilerin artışı süreci belirleyecek.</strong></p>
<p><strong>Trump’un Amerika’da iç politikasında seçimi kaybedeceğini anladığında biter bu iş. Hemen terk eder bu bölgeyi. Tabii bir bahane bularak. Kürtleri satan Amerika İsrail’i de satar elbette.</strong></p>
<p>Ne zaman biteceğine dair süre vermek gerekirse, bu savaş önce düşük yoğunluklu savaş şekline dönüşür, sonra da 7 Kasım 2028&#8217;de yapılması planlanan 61. Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimi ile ilgili Trump’ın yapacağı kamuoyu yoklamalarına ve anket sonuçlarına göre biter.</p>
<p><strong>O da en az 2 yıl sürer&#8230;</strong></p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/abd-iran-savasi-ne-zaman-biter/">ABD-İran savaşı ne zaman biter?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD emperyalizmi, Venezuela’nın konumu ve insanlık</title>
		<link>https://uluhaber.net/abd-emperyalizmi-venezuelanin-konumu-ve-insanlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=abd-emperyalizmi-venezuelanin-konumu-ve-insanlik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 06:04:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=15297</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’te, New York Times (NYT) gazetesine verdiği röportajda (9 Ocak 2026), ABD’nin uluslararası sistemdeki yetkilerinin sınırına ilişkin şöyle demişti: “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok. Beni durdurabilecek tek şey kendi ahlakım, kendi aklım”. Bu röportajdan bir gün önce de ABD; Trump imzasıyla, aralarında 31 Birleşmiş Milletler kuruluşunun da bulunduğu 66 uluslararası örgütten [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/abd-emperyalizmi-venezuelanin-konumu-ve-insanlik/">ABD emperyalizmi, Venezuela’nın konumu ve insanlık</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’te, New York Times (NYT) gazetesine verdiği röportajda (9 Ocak 2026), ABD’nin uluslararası sistemdeki yetkilerinin sınırına ilişkin şöyle demişti: “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok. Beni durdurabilecek tek şey kendi ahlakım, kendi aklım”. Bu röportajdan bir gün önce de ABD; Trump imzasıyla, aralarında 31 Birleşmiş Milletler kuruluşunun da bulunduğu 66 uluslararası örgütten çekilmişti. Trump, Şubat ayının başında da, “Grönland’ı istila etmeyeceğiz, satın alacağız. Hiçbir zaman Grönland’ı 51. eyalet yapmak istemedim. Kanada&#8217;yı 51. eyalet yapmak istiyorum. Grönland, 52. eyalet olacak, Venezuela da 53. eyalet olabilir” diye konuştu.</p>
<p>ABD’nin, 3 Ocak’ta Venezuela’ya saldırması, bombalaması ve ülkenin seçilmiş, meşru liderini, karısıyla birlikte, gece yarısı, yataklarından sürükleyerek kaçırması da dikkate alındığında, ABD emperyalizminin saldırganlıkta, barbarlıkta, haydutlukta, korsanlıkta, eşkıyalıkta, zorbalıkta daha da el yükselttiği görülüyor. Nitekim Trump, “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” derken, bakanları da, dünyanın en zengin rezervlerine sahip olan Venezuela’nın petrolünü, süresiz olarak ABD’nin çıkarıp, işleyip, satacağını belirttiler. ABD; petrolün yanında, Venezuela’nın kıymetli madenlerine, nadir elementlerine çökerken, bunu saklamaya dahi gerek duymuyor.Dahası Venezuela, bundan böyle yapacağı tüm ithalatı da ABD’den yapacak.</p>
<p>ABD’nin gözüne kestirdiği, hedefe koyduğu ülkelere uyguladığı ambargoların (sağlık malzemesi, ilaç, gıda, çocuk maması dahil), iktisadi yaptırımların, nelere sebep olduğunu biliyoruz. Küba’da, Venezuela’da, İran’da, Suriye’de gördük, görüyoruz. Bundan en küçük utanç, pişmanlık duymadığını da biliyoruz ABD’nin.</p>
<p>Öyle ki, Trump, Küba’yı, Meksika’yı, Kolombiya’yı, Panama’yı tehdit edip, 1823 tarihli Monroe Doktrinine de (Amerika Amerikalılarındır diyen doktrin) atıfta bulunup, dünyayı tehdit ediyor. Yetinmiyor, İran’a saldıracağını söylüyor. Bu da yetmiyor, NATO üyesi Kanada’nın ABD’ye katılıp, ABD’nin eyaleti olmasını istiyor. Bu da yetmiyor. Hem NATO hem AB üyesi olan Danimarka’nın toprağı olan Grönland’a çökeceğini söylüyor. Önce parayla almayı öneriyor, olmazsa asker yollayıp, işgal ederek alacağını vurguluyor Grönland’ı.</p>
<p>İran’ı tehdit ederken, İsrail’in güvenliğinin, ABD açısından ne denli önemli olduğunun altını çiziyor Trump. İsrail’le birlikte, ABD’nin iki stratejik müttefikinden biri olan İngilterede ABD’nin her türlü haydutluğuna destek veriyor. Nitekim hemen Venezuela’nın İngiliz bankalarındaki paralarına çöktü. İsviçre de aynısını yaptı.</p>
<p>ABD’nin PKK – PYD – YPG – SDG ve FETÖ terör örgütlerine verdiği desteği de biliyoruz.</p>
<p>ABD; uluslararası hukuku, uluslararası ilişkilerin temel ilkelerini, kurallarını, değerlerini, ülkelerin egemen eşitliğini, bağımsızlığını, bütünlüğünü ve siyasal birliğini hiçe sayıyor. ABD Başkanı Trump, Venezuela saldırısında, kongre onayı olmadığı için, ABD iç hukukunu da çiğnedi.</p>
<p>ABD; Venezuela’daki haydutluğuyla ve Maduro’yu kaçırarak, Çin’e mesaj verdi. Çünkü Çin; son yıllarda Latin Amerika’da artan etkisi, yaptığı yatırımlar, gelişen ticari ve diplomatik ilişkilerinin yanı sıra, Venezuela petrollerinin en önemli müşterilerinden biri olarak öne çıkıyor. ABD; Rusya’ya da mesaj verdi. Çünkü Rusya’nın da Venezuela’yla yakın diplomatik ilişkileri var. Yine son yıllarda Çin ve Rusya’yla yakın ilişkiler kuran, BRICS platformuyla yakınlaşan Afrika, Ortadoğu, Asya ülkelerine, geniş ölçekte Küresel Güney ülkelerine mesaj verdi. Trump mealen şunu gösterdi: “Ben haydutlukta sınır tanımam, siz Çin ve Rusya’yla fazla yakınlaşmayın, onlara fazla da güvenmeyin.”.</p>
<p>ABD; her ne kadar kendisi önemli bir petrol üreticisi ve satıcısı olsa da, ilaveten LNG ve kaya gazı satışında önemli adımlar atsa da, hem dünya ticaretindeki payı azaldığından hem de ABD dolarının küresel ticarette kullanım payı gerilediğinden, daha saldırgan davranıyor. Silahlı gücünü daha fazla devreye sokuyor. Başka ülkelerin enerji kaynakları, enerji nakil hatları ve ABD’nin en büyük rakibi olan Çin’in enerji tedarikçileri üzerinde baskı kurmak için, önümüzdeki dönemde daha başka adımlar da atabilir ABD.</p>
<p>Özetle, 21. yüzyılın ikinci çeyreğinin, üçüncü gününde, yüzölçümü 917 bin kilometrekare olan, nüfusu 30 milyonu bulan Venezuela’nın başına gelenler, sadece ideolojik, politik düzlemde değil, aynı zamanda insani, ahlaki, vicdani düzlemde de önemli bir sınav olarak önümüzde duruyor.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/abd-emperyalizmi-venezuelanin-konumu-ve-insanlik/">ABD emperyalizmi, Venezuela’nın konumu ve insanlık</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tartışılmalıymış</title>
		<link>https://uluhaber.net/tartisilmaliymis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=tartisilmaliymis</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Abidin Müslüm Baysal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 14:19:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=15060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhabalar, Fikri hür, vicdanı hür, güzel insanlar. Sanatın aynasından bakmaya devam… Sanatın aynasından bugün bize görünen, Hakikat, Ama hangi hakikat mı? Dediniz. Tabi ki dediniz… Bundan adım gibi eminim. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun Hocam diye de sordunuz. Biz Türkler tarafından atasözü mertebesinde değer verilen “renkler ve zevkler tartışılmaz “çıkarsamasından… Aslında “renkler ve zevkler tartışılmaz” [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/tartisilmaliymis/">Tartışılmalıymış</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar,</p>
<p>Fikri hür, vicdanı hür, güzel insanlar.</p>
<p>Sanatın aynasından bakmaya devam…</p>
<p>Sanatın aynasından bugün bize görünen,</p>
<p>Hakikat,</p>
<p>Ama hangi hakikat mı? Dediniz.</p>
<p>Tabi ki dediniz…</p>
<p>Bundan adım gibi eminim.</p>
<p>Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun Hocam diye de sordunuz.</p>
<p>Biz Türkler tarafından atasözü mertebesinde değer verilen “renkler ve zevkler tartışılmaz “çıkarsamasından…</p>
<p>Aslında “renkler ve zevkler tartışılmaz” ifadesiyle kendi hakikatimizi dışavurmuş oluruz.</p>
<p>Hangi hakikati mızı diye sorduğunuzu, kabul edelim.</p>
<p>Önce şuna bir cevap arayalım…</p>
<p>Renkler ve zevkler üzerine ifadeler bireyde neyi temsil eder?</p>
<p>Şu anda olmakta olduğumuz kişinin varoluşunu biçimlendirip ona değer katıp, kimlik veren: kültürel, inançsal, geleneksel, eğitimsel, sanatsal, ekonomik, politik ve felsefi yönelimlerimizin toplam çıktısı olarak bizi bütünleştiren ve bu bütünlükte gösteren bireysel hakikatimizi temsil eder.</p>
<p>Yani biz aslında “renkler ve zevkler tartışılmaz dediğimizde yukarıda tek, tek yazdığım, kültür, sanat, ekonomi, politika gibi insan ve toplum yaşamını her yönüyle direkt etkileyen ve belirleyen şeylerin ezelden beri bugünkü halleriyle hep var olduklarını, bunların üzerinde hiç tartışılmadığını ve tartışmanın da beyhude olduğu gibi akıl ve bilim dışı bir beyhudeliğe savrulduğumuzu göremiyoruz, ya da görmek istemiyoruz.</p>
<p>İnsan medeniyeti şu anki aşamasına gelene kadar, tüm bu başlıkları ölesiye hatta öldüresiye tartışmış ve tartışılamaz kabulüyle değerlendirilen her şeyi tartışarak ve üzerinde uzlaşarak insanlığın ortak kazanımı haline getirecek evrensel normlar oluşturabilmiştir.</p>
<p>Şimdi de diyeceksiniz ki Hocam, biz basit öznel beğeniler için bu ifadeyi kullanıyoruz, siz bize bir dünya külliyattan bahsediyorsunuz.</p>
<p>Ama bende size diyorum ki, her şey en basitten en karmaşığa doğru bir hat izler. Sizler bu ifadeyi kullandıkça kendinizin hangi aşamada olduğunu göstermiş oluyorsunuz. Yani medeniyetin hangi aşamasında olduğunuzun altını çizmiş olursunuz diyorum.</p>
<p>Tamam bunu anladık ama siz yazının başlangıcında sanatın aynasında görünen hakikat diye yazmıştınız.</p>
<p>Evet doğru öyle yazdım.</p>
<p>Sanatın hakikatinin, diğer hakikatlerin toplamında bir hakikat olduğunu hatta yeni bir hakikat yaratma olduğunu kavrayabilelim ve üzerine düşünelim diye yazdım.</p>
<p>Yani önce kendi içimizde bir tartışmaya başlayabilelim, sanatında hakikati olur muymuş diye daha derinlere dalabilelim diye yazdım.</p>
<p>Yani önce biraz kafanızı karıştırmak, sonrasını size bırakmak için…</p>
<p>Peki 20. Yüzyıla damgasını vuran en önemli filozoflardan biri olarak kabul edilen Friedrich Nietzsche bu duruma ne diyor:</p>
<p>&#8220;Ya siz değerli dostlar, zevkler ve renkler tartışılmaz mı diyorsunuz.. Bence bütün hayat zevkler ve renkler üzerine bir tartışmadır..&#8221; diyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2024/12/23/134724983-nice-.jpg" /></p>
<p>Demek ki “zevkler ve renkler tartışılmalıymış” tartışılmalıymış ki hakikat her daim kendini yeniden doğurabilsin ve yeni bir sanat, yeni bir bilim ve yeni bir insanlık meydana gelebilsin.</p>
<p>Yani son olarak ne diyoruz sevgili dostlar, tartışılmalıymış diyoruz.</p>
<p>Bir dahaki buluşmamıza kadar, şimdilik hoşça kalın, şu an ve her zaman, sanatla nefes alın, sanatla kalın.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/tartisilmaliymis/">Tartışılmalıymış</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki kitap, birçok dünya…</title>
		<link>https://uluhaber.net/iki-kitap-bircok-dunya/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iki-kitap-bircok-dunya</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Şenol Çarık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 14:17:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=15058</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün iki kitaba değineceğim. İlki, iletişim hocaları Dr. Bengü Başbuğ ve Dr. Cangül Akdaş’ın ortak çalışması; ‘Yeni Medyanın Anatomisi’. Gazeteci-yazar Olcay Bağır’ın geçmişle bugünü birbirine bağlayan kültürel bir köprü niteliğindeki kitabı ‘Çukurova Masalları’ da diğeri… DİJİTAL İLETİŞİM ÇAĞININ KODLARI: YENİ MEDYANIN ANATOMİSİ Modern zamanlarda her şey o kadar hızlı ki!.. İçinde yaşadığımız döneme dijital çağ ya [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/iki-kitap-bircok-dunya/">İki kitap, birçok dünya…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün iki kitaba değineceğim. İlki, iletişim hocaları Dr. Bengü Başbuğ ve Dr. Cangül Akdaş’ın ortak çalışması; ‘Yeni Medyanın Anatomisi’. Gazeteci-yazar Olcay Bağır’ın geçmişle bugünü birbirine bağlayan kültürel bir köprü niteliğindeki kitabı ‘Çukurova Masalları’ da diğeri…</p>
<p><strong>DİJİTAL İLETİŞİM ÇAĞININ KODLARI: YENİ MEDYANIN ANATOMİSİ</strong></p>
<p>Modern zamanlarda her şey o kadar hızlı ki!.. İçinde yaşadığımız döneme dijital çağ ya da teknolojik çağ; ne denirse densin, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı, sürekli yenilendiği ortada&#8230;</p>
<p>Yazılı çağın insanıyla dijital çağın insanı birbirinden ayrı özelliklere sahip. ‘Global Village’ (Küresel Köy) kavramını iletişim alanına kazandıran Marshall McLuhan, yazılı kültürün insanların bireyselleşmesine sebep olduğunu, insanları birbirinden uzaklaştırarak bilinçlerinin yok olmasına neden olduğunu dile getirmiştir. McLuhan’a göre; içinde olduğumuz elektronik çağ insanların yeniden bilinçlenmesine olanak sunacaktır…</p>
<p>Medya da dijital dünya içerisinde evrilmekte ve ‘Yeni Medya’ haliyle var olmaktadır. İletişim hocaları Dr. Bengü Başbuğ ve Dr. Cangül Akdaş değişen kavramlar ve pratiklerden yola çıkarak ‘Yeni Medyanın Anatomisi’ni hazırladılar (Urzeni Yayıncılık)&#8230;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2025/11/9/130528874-yeni-medya-anatomisi.jpeg" width="592" height="348" /></p>
<p>Kitap, güç düğmesine basıldığında açılan dijital dünyanın temel yapısını açıklayarak modern çağın ‘susam kapısı’nı ve ‘tavşan deliği’ni okura sunuyor…</p>
<p>‘Açıl susam açıl’ diyerek gizli hazinelerin saklı olduğu kapıyı açan ‘Ali Baba ve Kırk Haramiler’deki ‘Ali Baba’ benzeri veya merakının peşinden ‘Harikalar Diyarı’na tavşan deliğinden atlayan ‘Alice’ misali bizler de güç düğmesine barak görünmez bir eşiği aşıyoruz…</p>
<p>O küçük simge, bizi verinin, ışığın ve hayalin iç içe geçtiği sınırsız bir evrene davet ediyor. Yeni medya ve dijital iletişim arasındaki organik bağları ve ekranları canlandıran, görünmeyeni harekete geçiren dinamikleri çözümlemeyi hedefleyen çalışma, bütün cihazlarda yer alan güç düğmesi gibi sade ama etkili bir yaklaşımla dijital çağın damarlarına, sinir uçlarına ve kolektif hafızasına yönelmekte.</p>
<p>Günümüzde artık parmak ucumuzla dijital dünyanın kapısını çalıyor, sanal aleme giriyoruz. Bir tek dokunuş ile bir yandan anlatıcı bir yandan da kahraman olarak hikâyenin içine yerleşiyoruz.</p>
<p>Kitap, güç düğmesine basmanın zamanının geldiğini söylüyor okura…</p>
<p><strong>KÜLTÜREL BİR KÖPRÜ: ÇUKUROVA MASALLARI</strong></p>
<p>Gazeteci-yazar Olcay Bağır’ın yeni çıkardığı ‘Çukurova Masalları’&#8230; Kara Karga Yayınları’nın ‘Dünya Masalları Serisi’ içinde yer alan bu çalışma, bölgenin sözlü kültüründen derlenen anlatıları edebi bir forma kavuşturuyor.</p>
<p>Bereketli toprakların, rüzgârla taşınan söylencelerin, kadim düşüncelerin ve çocukluk hatıralarının coğrafyası Çukurova. Nehirlerin mırıltısında, kavurucu yazın sıcağında ve pamuk tarlalarının sessizliğinde bir masal hep var olmuştur. Çukurova Masalları, işte bu unutulmuş masalları yeniden gün ışığına çıkarıyor; sadece çocuklara değil, hayal kurmayı unutan yetişkinlere de sesleniyor.</p>
<p>Çukurova, sadece tarımın, güneşin ve pamuğun değil; aynı zamanda sözcüklerin, hikâyelerin ve sabrın da toprağı&#8230; Yaşar Kemal’in destansı anlatılarını, Orhan Kemal’in emekçilerin nabzını tutan öykülerini, Karacaoğlan’ın halk diliyle yoğrulmuş şiirini, Abidin Dino’nun resimlerinde yankılanan o eşsiz coğrafyayı besleyen şey bu topraklar&#8230; Yaşanılan yer insanıyla, doğasıyla, söylencesiyle yazarını yoğurur, ozanını biçimlendirir. Çukurova Masalları da işte o köklü kültürel damarların bugüne taşınmış bir yankısı gibi… Bağır’ın kaleminde masallar, yeniden kendi toprağına kavuşuyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i.12punto.com.tr/Archive/2025/11/9/130718561-cukurova-masallari.jpeg" width="809" height="476" /></p>
<p>Yazar kitapta, sadece derleyen değil; masallara kendi sesini katan bir anlatıcı olarak karşımıza çıkıyor. Her masal, hem bir halk anlatısının izini taşıyor hem de edebi bir dokunuşla yeniden nefes alıyor sanki.</p>
<p>&#8216;Şahmaran’dan &#8216;Yedi Uyurlar’a, &#8216;Anavarza Kalesi’nden &#8216;Kızkalesi’ne uzanan efsaneler, &#8216;Zümrüdüanka&#8217; kuşunun gölgesinde yeniden can buluyor…</p>
<p>Çukurova Masalları, Anadolu’nun en zengin kültürel damarlarından birini yeniden akıtan, hem nostaljik hem yenilikçi bir edebiyat eseri. Masalların unutulduğu bir çağda, Olcay Bağır onları sadece hatırlatmıyor, yeniden yaşatıyor.</p>
<p>Geçen yıl ‘Sine Sözlük’ kitabını yayınlayan ve büyük ilgi göre yazarın yeni kitabının da elde ele dolaşacağını umuyorum.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/iki-kitap-bircok-dunya/">İki kitap, birçok dünya…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin dış politika öncelikleri nelerdir?</title>
		<link>https://uluhaber.net/turkiyenin-dis-politika-oncelikleri-nelerdir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=turkiyenin-dis-politika-oncelikleri-nelerdir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 14:15:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=15056</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dış politikaya, uluslararası ilişkilere, savunma ve güvenlik konularına meraklı olanlar bilirler, güvenliğin bölünmezliği ilkesi esastır. Eğer bir taraf kendi güvenliğini, diğer tarafın güvensizliği üzerine inşa ederse, kendisi de güvende sayılmaz. Bir bölgede bulunan devletin güvenliği, o bölgedeki diğer devletin veya devletlerin güvenliğiyle yakından, doğrudan ilişkilidir. Bunlar karşılıklı olarak birbirlerinden etkilenirler. Bir ülkede güvensizlik, istikrarsızlık, huzursuzluk [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/turkiyenin-dis-politika-oncelikleri-nelerdir/">Türkiye’nin dış politika öncelikleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dış politikaya, uluslararası ilişkilere, savunma ve güvenlik konularına meraklı olanlar bilirler, güvenliğin bölünmezliği ilkesi esastır. Eğer bir taraf kendi güvenliğini, diğer tarafın güvensizliği üzerine inşa ederse, kendisi de güvende sayılmaz. Bir bölgede bulunan devletin güvenliği, o bölgedeki diğer devletin veya devletlerin güvenliğiyle yakından, doğrudan ilişkilidir. Bunlar karşılıklı olarak birbirlerinden etkilenirler. Bir ülkede güvensizlik, istikrarsızlık, huzursuzluk varsa, tüm bölge bundan etkilenir. Çünkü devletler arasında karşılıklı etkileşim vardır. Güçler denk olmasa bile, bu durum değişmez.</p>
<p>Dış politikaya ilişkin bir kural da şudur: Yayılmacı söylem, mezhepçi söylem, etnikçi söylem, er ya da geç kaybetmeye mahkûmdur. O nedenle laiklik, sadece iç siyasette değil, aynı zamanda dış siyasette de çok önemli bir ilkedir. Bu sayede, komşu ülkelerin içişlerine, hem etnik düzlemde hem de mezhepsel düzlemde müdahale etmenin önüne geçilir. Türkiye’nin uzun yıllar Irak’ın kuzeyinde Barzani’yi desteklemesi, Bağdat’ın içişlerine karışması, Suriye’de ise mezhepçi temelde bir siyaset güdüp, Esad karşısında her kim var ise ona destek vermesi, sonuçta Türkiye’nin yararına olmamıştır. Irak’ın ve Suriye’nin etnik ve mezhepsel temelde bölünmesi yönünde hayli yol alınmıştır. Bundan da en kazançlı çıkan devlet İsrail olmuştur. Türkiye ise sığınmacı boyutuyla, ekonomik boyutuyla, güvenlik boyutuyla, diplomatik boyutuyla kaybedenler arasındadır. Dahası Suriye; Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan kapısıdır ve bu ülkedeki iç savaş, Türkiye’ye Suriye pazarını kaybettirmesi yanında, çok önemli bir ticaret yolundan da mahrum bırakmıştır.</p>
<p>Türkiye’nin gözetmesi, dikkate alması gereken bir diğer dış politika konusu, Avrasya ve Atlantik güçleri arasındaki rekabettir. Soğuk Savaş’ın bittiği günden beri (1989’da Berlin Duvarı yıkılmış, 1991’de Varşova Paktı ve SSCB dağılmıştı), ABD ve Avrupa Birliği’nin öncelikli hedeflerinden birinin Rusya’nın açık denizlerde, okyanuslarda etkili olmasını ve enerji ihraç etmesini engellemek olduğu bilinir. Avrupa’nın Rusya’nın enerji kaynaklarına olan bağımlılığını azaltmak için ABD; Ukrayna savaşını fırsata çevirmiştir. Doğu Akdeniz’deki, Ortadoğu ülkelerindeki enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılmasına da bu gözle bakmak gerekir. Böylece Rusya’ya ekonomik açıdan da darbe vurmayı amaçlamaktadır ABD. Türkiye’nin denizlerde etkili olmasına da karşıdır ABD, Avrupa Birliği ve İsrail. Çünkü Türkiye; Doğu Akdeniz’de, Ortadoğu’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da bölgesel bir aktör olarak, stratejik önemi yüksek bir devlettir. Hem gelişmelerden etkilenmekte hem de bu gelişmeleri etkilemektedir. O nedenle Türkiye’nin desteğini almak, bu alınamasa bile Türkiye’nin itiraz etmemesini sağlamak isterler ABD ve Avrupa, bu bölgelere ilişkin hamlelerinde.</p>
<h3>AKDENİZ&#8217;İN DOĞUŞU VE KESKİN ENERJİ REKABETİ</h3>
<p>Doğu Akdeniz’deki rekabet de çok keskindir. Bölgenin zengin enerji kaynakları, Kıbrıs adasının çevresindeki enerji rezervleri, ABD emperyalizminin de Avrupa emperyalizminin de iştahını kabartmaktadır. İran’ın Ortadoğu’daki etkisini kırma yönünde Irak’tan Suriye’ye, Filistin’den Lübnan’a hayli mesafe kat eden, Direniş Eksenine, Şii hilaline ağır kayıplar verdiren İsrail; bölgede genişlemeye çalışmaktadır. Bu açıdan eli de güçlüdür İsrail’in. Arkasında ABD vardır, Almanya vardır, İngiltere vardır. Yahudi lobisi dünya çapında etkili ve örgütlüdür. Bölgede Irak’ta ve Suriye’de Kürtleri, yine Suriye’de Dürzileri cepheye sürmektedir İsrail. İsrail’in hesabı, Kürtler, Dürziler, Sünni Araplar ve Nusayriler arasında dörde bölünmüş bir Suriye’dir.</p>
<p>Suriye’de nüfusun kabaca yüzde 10’unu oluşturan Kürtlerin; arkalarındaki ABD, Avrupa Birliği ve İsrail desteğiyle, ülkenin yaklaşık yüzde 30’unda (üstelik su enerji kaynakları açısından zengin bölgelerinde) denetimi elinde tutmaları, kendi güçlerinin ötesinde, arkalarındaki güçlerle izah edilebilir ancak. Türkiye de bu durumun farkındadır. İkinci kez gündeme gelen açılım sürecinin nedenlerinden biri, en başta geleni budur.</p>
<p>Irak’ın kuzeyinden sonra, Suriye’nin de kuzeyinde bir Kürt devletinin altyapısı kurulmaktadır adım adım. ABD ve İsrail’e göre, Irak ve Suriye’nin ardından sıra İran’a gelecektir. İran’ın ardından, emperyalizmin hedefinin hangi ülke olacağı da bellidir. Kaldı ki, Sykes &#8211; Picot Antlaşması’ndan (1916), Mondros Mütarekesi’nden (1918), Sevr Antlaşması’ndan (1920) beri emperyalizmin Türkiye’ye ilişkin hesabı bilinmektedir. Bu hesap yeni değildir.</p>
<p>Şunu da unutmamak gerekir, ABD’nin İsrail’e verdiği desteğin onda birini, Rusya ve Çin; Suriye’ye ve İran’a vermemişlerdir. İsrail’in saldırganlığını ve barbarlığını daha da artırmasını sağlayan, İsrail’i daha da pervasızlaştıran unsurlardan biri de budur.</p>
<p>O nedenle, iç politikada olsun dış politikada olsun, öncelikle iç cepheyi sağlam tutmak, her şeyden önce kendi gücüne güvenmek, ulusal güç unsurlarını, devlet kapasitesini (siyasi, iktisadi, askeri ve yumuşak güçlerin toplamı) pekiştirmek zorunludur.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/turkiyenin-dis-politika-oncelikleri-nelerdir/">Türkiye’nin dış politika öncelikleri nelerdir?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada politik yozlaşma, yolsuzluk ve temiz toplum arayışı</title>
		<link>https://uluhaber.net/dunyada-politik-yozlasma-yolsuzluk-ve-temiz-toplum-arayisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dunyada-politik-yozlasma-yolsuzluk-ve-temiz-toplum-arayisi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 14:10:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=15054</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son zamanlarda ülkemizde ve bazı ülkelerde “Temiz Toplum” hedeflerinin belirlenmesine yol açan olaylar ardı ardına ortaya çıkmıştır. İlk olarak 1993 yılının başlarında Fransa’da eski bir başbakanın, kendisine yöneltilen rüşvet aldığına dair ithamları sindiremeyerek intihar etmesiyle dikkatler politikacıların ve bürokratların üzerine çevrilmiştir. O güne değin politik mekanizmada zaman zaman ortaya çıkan, kısa bir süre sonra unutulan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/dunyada-politik-yozlasma-yolsuzluk-ve-temiz-toplum-arayisi/">Dünyada politik yozlaşma, yolsuzluk ve temiz toplum arayışı</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda ülkemizde ve bazı ülkelerde “Temiz Toplum” hedeflerinin belirlenmesine yol açan olaylar ardı ardına ortaya çıkmıştır. İlk olarak 1993 yılının başlarında Fransa’da eski bir başbakanın, kendisine yöneltilen rüşvet aldığına dair ithamları sindiremeyerek intihar etmesiyle dikkatler politikacıların ve bürokratların üzerine çevrilmiştir. O güne değin politik mekanizmada zaman zaman ortaya çıkan, kısa bir süre sonra unutulan rüşvet iddiaları ve bazı yolsuzluk olayları, bu tarihten sonra çeşitli çevrelerce sorgulanmaya başlanmıştır. Fransa’dan sonra, uzun yıllardır yeraltı ekonomisinin beşiği kabul edilen İtalya’da “Temiz Toplum” arayışı, “Temiz Eller Operasyonu” adı altında başlatılmıştır.</p>
<p>Bilindiği gibi İtalya’da mafya ile ilgili olayların araştırılması ve dava edilmesinde büyük güçlükler yaşanıyordu. Bu tür araştırmalar yapan birimler, savcılar ve hâkimler sürekli tehdit altında görevlerini yapıyor; pek çoğu, yapılan tehdit ve baskılara dayanamayarak görevlerini bırakıyordu. En son, büyük bir uyuşturucu kaçakçılık şebekesinin ortaya çıkarılan suçlarını soruşturan savcı, kendisine düzenlenen bir suikast sonucunda yaşamını yitirmiştir. İtalya’da bu olaylar yaşanırken, kapitalizme doğru adımlar atıldığı, merkezi ekonomiden piyasa ekonomisine geçişi yaşayan Çin’de ise özellikle Başbakan Yardımcısı Zhao Ziyang pek çok alanda radikal istikrar uygulamalarına girişirken artan yolsuzluklara karşı savaş başlatıyordu.</p>
<p>Fransa, İtalya ve Çin’deki “Temiz Toplum” arayışları, gözlerin farklı bir ekonomik kültüre sahip Japonya’ya çevrilmesine yol açmıştır. Çünkü özel sektör ile devletin iç içe yaşadığı Japonya’da, neredeyse boyutu İtalya’ya yakın yolsuzluk, rüşvet ve skandallar sıklıkla gündeme geliyordu.</p>
<p>Yine Brezilya’da Cumhurbaşkanı ve ailesinin aşırı sefahat içindeki yaşamı halkın tepkisini çekmiş; bunun üzerine kamu idarecileri ve politikacılar olayın üzerine gitme gereği duymuştur. Sonunda Cumhurbaşkanı istifa etmek zorunda kalmış ve ayrıca hapis cezasına çarptırılmıştır. İtalya’da “Temiz Eller Operasyonu” çerçevesinde yapılan sorgulamalar sonucunda Yunanistan’da da politikacılara rüşvet verildiği ortaya çıkmıştır. Yunanistan’da bilindiği gibi 1988 yılında “Koskotos Skandalı” yaşanmıştır. Uzun süre yankıları devam eden Koskotos dosyasında, bir banka başkanı çeşitli imtiyazlar sağlamak için pek çok politikacıyla rüşvet ilişkisine girmiştir.</p>
<p>Güney Kore’de yolsuzluk ve rüşvet iddialarının artması üzerine ülkede bir yolsuzluk soruşturması başlatılmıştır. Hatta soruşturma devam ederken, yolsuzlukları soruşturma komisyonu üyelerinden Lee Çeng Bohm, görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle görevinden alınmıştır. Ayrıca bu soruşturma sonucunda 77 bürokrat istifa etmiş; Sağlık Bakanı Pankyung, sahibi olduğu hastanenin vergi borçlarını ödememesi nedeniyle kaçakçılık yaptığı gerekçesiyle istifaya zorlanmıştır.</p>
<p>İspanya da son yıllarda yolsuzluk skandallarından nasibini alan bir diğer ülkedir. Politikacılar, bürokratlar ve iş insanları, diğer ülkelerde olduğu gibi olayın baş aktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin Başbakan Yardımcısı ve kardeşinin iş takipçiliği yaptıkları ve bunlardan büyük komisyonlar aldıkları ortaya çıkmıştır.</p>
<p>İtalya’daki Temiz Toplum hareketi, “Temiz Eller Operasyonu” ile yeni bir döneme girmiş; ülkedeki yolsuzluk, rüşvet ve mafya zincirine karşı kapsamlı bir mücadele başlatılmıştır. Temiz Eller Operasyonu, 1992 yılında Milano ve Roma savcılarının çabalarıyla başlamıştır. Operasyon henüz devam ederken, pek çok politikacı ve iş insanının rüşvet, yolsuzluk ve mafya ile çıkar ilişkilerine karıştıkları ortaya çıkmıştır. Gün geçtikçe skandalların yelpazesi genişlemiş; siyasi partiler, mafya, kamu kuruluşları ve iş dünyasının iç içe geçtiği bir yolsuzluk düzeni açığa çıkmıştır. İtalya’da Temiz Eller Operasyonu ile tüm partilerin yolsuzluk yaptığı ve mafyayla kirli ilişkilere girdiği saptanmıştır.</p>
<p>İtalya’da girişilen bu temizlik harekâtı, uzun yılların birikiminin patlaması sonucu adeta “sivil bir darbe”ye dönüşmüştür. Operasyonun başlamasına temel olan ilk olay 1992 yılında yaşanmıştır. Mafyanın merkez üssü gibi kullanılan Sicilya’daki Palermo Başsavcısı Giovanni Falcone’nin öldürülmesinin ardından yerine geçen savcı Paolo Borsellino’nun da bir suikast sonucu öldürülmesi, devletin mafyayla girdiği savaşta yenildiği algısını doğurmuştur. Halk, yılların birikmiş öfkesiyle büyük protestolar düzenlemiş; adaletin işlemesi ve mafyaya dur denmesi talep edilmiştir.</p>
<p>İtalya’da her şey, mütevazı bir sosyalist parti yöneticisi olan Mario’nun eşinden boşanmasıyla başlamıştır. Bizde de kamyon–Mercedes kazasıyla başlayabilirdi. Kendisine bağlanan nafakayı az bulan eşi, öç almak amacıyla Milano Savcılığı’na başvurarak eşinin servetinin uzun yıllardır rüşvet toplaması sonucu milyarları bulduğunu ileri sürmüştür. Mario’nun bilgisayar kayıtları incelendiğinde, aralarında pek çok ünlü politikacının da bulunduğu 7.000 isim ortaya çıkmıştır. Bu isimlerin tamamı, birbirlerine rüşvet zinciriyle bağlıydı.</p>
<p>Temiz Eller Operasyonu kapsamında ilk etapta 2.400 kişi hakkında; yolsuzluk, rüşvet, şantaj, sahtecilik, siyasi partilerin finansmanı ve siyasi gücün kötüye kullanılması gibi gerekçelerle soruşturmalar açılmıştır. Bunların yaklaşık 300’ü milletvekiliydi. Belediye meclislerinin 250’de 1’i lağvedilmiştir. Ülkenin en güçlü isimleri dahi bu operasyondan kaçamamış; büyük şirketlerin üst düzey yöneticileri tutuklanmış, pek çoğu hapse girmiştir.</p>
<p>Hatta İtalya’nın en büyük sermaye gruplarından biri olan IRI’nın Yönetim Kurulu Başkanı, ihalelerde büyük rüşvetler ödenmesini emrettiği gerekçesiyle tutuklanmıştır. Olivetti’nin sahibi Carlo De Benedetti ise 1988–1992 yılları arasında İtalya Posta İdaresi’nden ihale alabilmek için defalarca rüşvet verdiğini itiraf etmiş ve hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştır.</p>
<p>İtalya’da 1992 Şubat’ından bu yana toplam yaklaşık 1.500 politikacı ve şirket yöneticisi tutuklanmıştır. Ayrıca uzun yıllar ülkenin yönetiminde bulunan Hristiyan Demokrat Parti yöneticisi ve yedi kez başbakanlık yapmış olan Andreotti’nin de rüşvet aldığı ve mafya ile ilişkileri olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p>Umarım bize örnek olur.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/dunyada-politik-yozlasma-yolsuzluk-ve-temiz-toplum-arayisi/">Dünyada politik yozlaşma, yolsuzluk ve temiz toplum arayışı</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Krize karşı çözüm: Üçüncü yol</title>
		<link>https://uluhaber.net/krize-karsi-cozum-ucuncu-yol/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=krize-karsi-cozum-ucuncu-yol</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 08:17:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=14532</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizin ve hatta bütün dünyanın kurtuluşu, üçüncü yol olan Atatürkçü ekonomi ve maliye politikasında yatmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve önderi Atatürk ve ona bağlı Atatürkçü kadro, mali bağımsızlığı bir haysiyet ve onur meselesi olarak değerlendirmiştir. Atatürkçü düşünce sistemi, Türkiye Cumhuriyeti’ni geri kalmış yarı sömürge ekonomisinden kurtarmak amacıyla siyasi ve kültürel bağımsızlığı ekonomik bağımsızlığa dayandırmak için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/krize-karsi-cozum-ucuncu-yol/">Krize karşı çözüm: Üçüncü yol</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin ve hatta bütün dünyanın kurtuluşu, üçüncü yol olan Atatürkçü ekonomi ve maliye politikasında yatmaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve önderi Atatürk ve ona bağlı Atatürkçü kadro, mali bağımsızlığı bir haysiyet ve onur meselesi olarak değerlendirmiştir. Atatürkçü düşünce sistemi, Türkiye Cumhuriyeti’ni geri kalmış yarı sömürge ekonomisinden kurtarmak amacıyla siyasi ve kültürel bağımsızlığı ekonomik bağımsızlığa dayandırmak için ortaya konulan akılcı, pragmatik, özgün, bilimsel ve derin bir düşünce sistemidir. Nasıl ki az gelişmiş ülkelerde devletin öncülüğünde planlı sanayileşme ve kalkınma uygulaması ilk defa Atatürk tarafından gerçekleştirildiyse, bugün bizim de aynısını gerçekleştirmemiz mümkündür. Devletimizi yeniden inşa ederek öncü ve etkin devlet anlayışına uygun kalkınma ve sanayileşmeyi gerçekleştirebiliriz.</strong></p>
<p>Ülkemizde uzun süredir derinleşmekte olan kriz kronikleşmektedir. Peki bu süreçte ülkemizi nasıl bir kriz beklemektedir? Bu krizin unsurları; emeklilik krizi, yoksulluk krizi, durgunluk krizi, işsizlik krizi, döviz krizi, ödemeler dengesi krizi, bankacılık krizi, ikiz açık krizi, dış borç krizi ve sistematik krizlerdir. Ülkemizdeki krizi dünyadaki savaşlara bağlamak tarihî bir yanılgı olacaktır. Ülkemizdeki kriz yapısal bir krizdir. Bu yapısal krize, ülkemizde hâkim olan kravatsız siyaset ve ekonomi anlayışı ile israf ve yolsuzluk ekonomisi neden olmuştur. Tüm kamusal kurum ve kuruluşların içini boşaltan söz konusu anlayış, kendi politik yozlaşma ve rant kollama faaliyetlerine uygun bir yapı oluşturmuştur.</p>
<p><strong>Ülkemizdeki ekonomik kriz daha da yaygınlaşmaktadır. Önlem alınmadığı takdirde, Türkiye ekonomisi bu krizin etkilerini uzun yıllar hissedecektir.</strong></p>
<p><strong>Kısa vadede çözüm önerileri ise şu şekildedir:</strong></p>
<p>İşçilerin işten çıkartılmaması için öncelikle şirketlerin kurtarılması ve teşvik edilmesi,</p>
<p>Şirket borçlarının üstlenilmesi ya da uzun vadeye faizsiz yayılması,</p>
<p><strong>Hane halklarının borçlarının üstlenilmesi,</strong></p>
<p><strong>Para arzının artırılması ve yatırımın yönlendirilmesi,</strong></p>
<p>SGK ve vergi borçlarının ertelenmesi; bunlarla birlikte 3 aylığına alınmaması,</p>
<p>Özellikle üretim yapan ve istihdamda payı olan şirketlerin mali sorunlarının çözülmesi ve teşvik verilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Uzun vadede ise, ülkemizin yeniden inşası amacıyla yapısal reformların ivedilikle gerçekleştirilmesi için yatırım, sanayi ve üretim ekonomisine geçmemiz gerekmektedir. Bunların yapılmaması halinde belki de yıllarca sürecek işsizlikle ve durgunlukla karşı karşıya kalmamız mümkündür. Keza kayıt içinde kalmış kurumların da kayıt dışına çıkması ya da itilmesi söz konusu olabilecektir.</p>
<p><strong>Siyasi iktidarın bu sorunun çözümünü teminen bir ekonomik paket sunması gerekmektedir.</strong></p>
<p>Sonuç olarak, devletin temel görevi yurttaşlarının mutluluğunu sağlamaktır. Adaletin, hukukun, aklın ve bilimin egemen olduğu; kimsenin birbirine zarar vermediği, herkese hak ettiğinin verildiği bir ülkede onurlu bir şekilde yaşamak istiyorsak, son yüzyılın en büyük lideri ve mazlum halkların önderi Atatürk’ün üçüncü bir yol teşkil eden sosyal refah devletinin yeniden inşasını sağlayacak bir ekonomi ve maliye politikasını uygulamaktan başka çaremiz yoktur.</p>
<p><strong>Elveda neo-liberalizm. Çözüm: Üçüncü yol.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak;12 punto haber</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/krize-karsi-cozum-ucuncu-yol/">Krize karşı çözüm: Üçüncü yol</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Kasım 1938: Atatürk&#8217;ün ardından yazılanlar&#8230;</title>
		<link>https://uluhaber.net/10-kasim-1938-ataturkun-ardindan-yazilanlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=10-kasim-1938-ataturkun-ardindan-yazilanlar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 08:52:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=14400</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’Yİ YOKTAN VAR EDEN “Sultanları kovan, orduları bozan, Çanakkale kahramanı, Sakarya’nın yaratıcısı Mustafa Kemal öldü. Türkiye’yi yoktan var eden, onu en kuvvetli devletler düzeyine çıkaran; vatanı, kölelikten özgürlüğe, horlanmaktan şerefe götüren Atatürk öldü. Zulmün en büyük düşmanı, ebedî Kemalizm rejiminin ilahı öldü. Adı anılınca önünde her kahraman başını eğdiği Gazi öldü. Kalplerimiz bu büyük acı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/10-kasim-1938-ataturkun-ardindan-yazilanlar/">10 Kasım 1938: Atatürk’ün ardından yazılanlar…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TÜRKİYE’Yİ YOKTAN VAR EDEN</p>
<p>“Sultanları kovan, orduları bozan, Çanakkale kahramanı, Sakarya’nın yaratıcısı Mustafa Kemal öldü. Türkiye’yi yoktan var eden, onu en kuvvetli devletler düzeyine çıkaran; vatanı, kölelikten özgürlüğe, horlanmaktan şerefe götüren Atatürk öldü. Zulmün en büyük düşmanı, ebedî Kemalizm rejiminin ilahı öldü. Adı anılınca önünde her kahraman başını eğdiği Gazi öldü. Kalplerimiz bu büyük acı karşısında titriyor.”</p>
<p>EBABİL GAZETESİ</p>
<p>(Beyrut, 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>MACARİSTAN</p>
<p>ULUSAL YAS GÜNÜ</p>
<p>Budapeşte, 20 (a.a.) — Macar ajansı tebliğ ediyor:</p>
<p>&#8220;Budapeşte&#8217;de, Atatürk’ün cenaze töreninin yapıldığı gün millî matem günü ilan edilmiştir. Bu münasebetle devlet dairelerinin ve resmî binaların siyah bayraklarla donatılması kararlaştırılmıştır. Nazırı ve Budapeşte Belediye Reisi emir vermişlerdir ki belediye binaları için ayrıca karar alınmasına lüzum yoktur. Belediye Reisi ayrıca, halk da siyah bayraklar assın, diye beyanatta bulunmuştur.&#8221;</p>
<p>NAMZETTI UISANG GAZ.</p>
<p>(Budapeşte, 1938)</p>
<p>MODERN DEVLET ADAMI</p>
<p>“Modern devlet adamları arasında, yeni Türkiye’nin şefi daima yerini tutmaktadır. Görevi Türk tarihinde en nadir rastlanan bir idi ve bunu şaşılacak bir şekilde başardı. Bu başarının kaynağı, mücadelelerle çelikleşmiş olan karakter ve yarattığı irade sayesinde mümkün olmuştur. Ölümü, Türkiye’nin sarsılması demek olmayacak; çünkü, bütün genç kuşak, şefi tarafından çizilen yolu inanç ve istekle izlemektedir.”</p>
<p>UJMAGYAR GAZETESİ</p>
<p>(Budapeşte, 1938)</p>
<p>BÜYÜK ÖLÜ</p>
<p>“Yaptığı devrimin büyük önemi, Türk bilincini uyandırmış ve onu kendi değerini tanıma olanağı vermiş olmasındadır. Macaristan, kendisinin sadık bir dostu ve barış anlaşmalarını ilk olarak ve sadece kendi kuvvetiyle yırtmış bulunan bu büyük ölüyü sevgi ile anmaktadır.”</p>
<p>MAGYAR NEMZET GAZ.</p>
<p>(Budapeşte, 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>BÜYÜK ÖLÜ</p>
<p>&#8220;Bütün dünyayı baştanbaşa sarsan bu büyük ölünün hayatını tasvire imkân yoktur. Atatürk, dünyanın çok seyrek yetiştirdiği dahilerindendi. O, bütün bir tarihin gidişini değiştirmiştir. Dünyanın en onurlu diktatörü önünde saygı ile eğilir, eşsiz bir acıya uğrayan Türk ulusuna derin başsağlığı dileklerimizi sunarız.&#8221;</p>
<p>ENNEHAR GAZETESİ</p>
<p>(Beyrut, 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>NORVEÇ</p>
<p>“Atatürk, tarihte, memleketinin en büyük adamlarından biri olarak kalacaktır. Türkiye iyileşmiştir ve yeniden kuvvetlenmiş olarak Atatürk’ün eserine devam etmek hususunda en uygun olanaklara sahiptir.”</p>
<p>Le Morgen Bladet Gazetesi</p>
<p>(Oslo, 12 Kasım 1938)</p>
<p>“Atatürk, Türkiye’yi yeniden yarattı. Ve geride emin bir yol üzerinde ileri yürüyüşüne devam eden bir memleket bıraktı.”</p>
<p>Monges Handels Gazetesi</p>
<p>(Oslo, 12 Kasım 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>POLONYA</p>
<p>Ulusun Babası</p>
<p>“Atatürk yeni Türkiye’yi kılıcı ile kurmuş, dehası ile düzenlemiştir. Onun yaratıcı ruhunun ve ateşli yurtseverliğinin harekete geçmemiş olduğu hiçbir alan yoktur. Eski Türkiye’yi bütün felaketlerinin kaynağı Osmanlı Devleti’nin içişlerine yabancı devletlerin karışmasın izin veren Sultanlar rejimi olduğunu anlayan ilk adam O olmuştur. Atatürk, Türkiye’yi utanmaya ve bölünmeye uğramaktan kurtarmıştır. Şimdiki Türkiye’nin hem kendi yakınında hem bütün Avrupa’da birçok dostu vardır.</p>
<p>Bunun düzenlenmesinin tarihi 1923’tür. Yani Lozan Anlaşması’nın imzalanması tarihidir. Bu anlaşmayı diğer devletlerden evvel Türkiye’ye 150 yıldan beri geleneksel dostluklarla bağlı olan Polonya kabul etmiştir. Ulusal onur duygusuna sahip Türk ulusunun Atatürk’ü sarsılmaz bir aşka saymasında hayret edilecek hiçbir şey yoktur. Yeni Türkiye, uluslararası siyasette hesaba katılması gereken bir devlet olmuştur. Türkiye’nin modernleşme ve yenileşme hareketi devam ediyor. Osmanlıların hasta adamı iyileşmiştir. İlerlemesi ve enerjisi yerindedir. Atatürk bunu yapmakla gerçekten bir mucize göstermiştir.”</p>
<p>Gazete Polska</p>
<p>(Varşova, 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>FRANSA</p>
<p>SEÇKİN BİR İNSAN</p>
<p>“…Devrin yüksek şahsiyetleri kitaplarda, konferanslarda, Türkiye’nin asla değişmeyeceğini ve değişmeden yok olacağını ilân etmişlerdi. Oysaki yok olmadan değişti. Hem de kökünden ve baştan aşağı değişti. İnançlar, gelenekler, yöntemler yıkıldı. Son döküntülerini de yabancı zırhlıları ve kapitülasyonlar gibi memleketten sürüp attılar. Türkiye, ruhunu değiştirmişti. Tamamen ve tasavvur edilmesi mümkün olduğu kadar…</p>
<p>Bu nasıl oldu?</p>
<p>Sadece oradan bir insan geçti. Orta boylu, herkes gibi yürüyen, bakışları ve gözlerinin ışığı ayrımlı bir insan… O’nun ismi Mustafa Kemal’dir.”</p>
<p>Raymond Cartier</p>
<p>(Le Nouvelliste Gazetesi, Paris, 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>HASTA ADAM</p>
<p>“Türkiye’nin Şefi Atatürk, bütün devletlerin hiç beklemedikleri bir şeyi gerçekleştirmiş ve hasta adam diye anılan Türkiye’den, güçlü bir memleket yaratmıştır.”</p>
<p>Social Demokraten Gaz.</p>
<p>(Kopenhag, 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>ROMANYA</p>
<p>Islahatçı</p>
<p>Ulusun gerçek ihtiyaçlarını gayet iyi kavrayan Atatürk, ölçü birimi olarak eski sultanların dış genişleme politikasını değil, fakat belirli bir alan içinde yoğun bir kalkınma siyasetini kabul etti. Memleketini bilinçli bir örgüt ile yükseltmek ve yeni devrimler elde etmek suretiyle, ulusal hayatı, tahrip edilemeyecek temeller üzerine kurdu. Ulusun ruh derinliklerine doğruya yöneltilen bu emekler, yoğunluk bakımından ise Sultan Mehmet’in genişleme alanındaki gayretleri ile pek iyi karşılaştırılabilir. Atatürk, isminin de gösterdiği gibi Türklerin tam bir babası olmuştur. Sert bir baba, fakat herkesin kendisine bugünkü bugünkü refahını borçlu bulunduğu bir baba…</p>
<p>Curentul Gazetesi</p>
<p>(Bükreş, 12 Kasım 1938)</p>
<p>Doğudaki Dostlar</p>
<p>“Büyük Şeflerinin ve rehberlerinin ölümü dolayısıyla Türk ulusunun duyduğu kedere bütün kalbimizle katılırız. Bir ulusu, uçurumun kenarından sarsılmaz azmiyle kurtaran, kuvvetlendiren, yükselten yöneticiler arasında Atatürk, en birincisidir.”</p>
<p>Timpul Gazetesi</p>
<p>(Bükreş, 12 Kasım 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>AFGANİSTAN</p>
<p>EĞİLDİM, AĞLADIM…</p>
<p>“Roma’da evimizde idik. Radyo dinliyorduk. ‘Kara haberi’ öğrenince ne hâle geldiğimizi tasavvur edemezsiniz. Kalbimizden vurulmuş gibi olduk. Deli olacağımız sandık. Gazetelerin verdiği bilgi yasımızı büsbütün artırdı. ‘Çocuklarım, siz kalınız, ben gidip Büyük Ata’nın kaybı karşısındaki acı ve üzüntülerimi O’na kendi huzurunda belirtmek istiyorum.’ dedim. İstanbul’a bu maksatla ve tamamen özel olarak geldim. Eğer gelmeseydim, sonsuzluğa göçen Büyük Ölü’nün önünde ağlamasaydım, bu ebedî ayrılığa katlanmam çok güç olacaktı. O’na son saygı görevimi yapabilmek için İstanbul’a geldim. Gelir gelmez Saray’a gittim. Büyük arkadaşımın tabutu huzurunda durdum, eğildim ve ağladım. Acım, Türk ulusunun acısı kadar büyüktür. Çok sevdiğim Türk ulusuna başsağlığı dileğimin sunulmasına aracılığınızı rica ederim.”</p>
<p>Emanullah Han</p>
<p>(Eski Afgan Kralı, 16 Kasım 1938, İstanbul)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>BELÇİKA</p>
<p>GERÇEK GÜNEŞ</p>
<p>“Ankara’da bulunduğum zaman Güneş’e bakar, fakat bu Güneş’i ufukta değil Çankaya’da görürdüm. İçtenlikle diyebilirim ki, gerçek Güneş, Çankaya’daki Güneş’ti. Atatürk’ün acı kaybı dünya için büyük bir kayıptır. O’nun yüksek deha ve azimkâr karakterine karşı büyük bir hayranlık besleyen Belçika Kralı, bu duygularını eylemde de göstermek için beni, Büyük Ölü’nün cenaze töreninde bulunmaya memur etti.</p>
<p>Bütün Belçikalılar, ulusal yasınıza içtenlikle katılıyorlar. Meclis’inizde Atatürk’ün anısını anmak için yapılan gösteri bunun bir delilidir.”</p>
<p>De Raymond</p>
<p>(Belçika’nın eski Ankara Elçisi, 20 Kasım 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>İNSANLIĞIN BÜYÜK KAYBI</p>
<p>“Büyük Ölü’nün önünde eğilmeye ve yüksek bir kumandan, eşsiz bir devrimci ve devlet adamı olarak tanıdığım Büyük Şef’inize son saygı görevimizi yapmaya gidiyoruz. Atatürk’ün vakitsiz ölümü, dünyanın her tarafında olduğu gibi, Bulgaristan’da da büyük üzüntü uyandırmıştır. Hiç kuşku yoktur ki, O’nun yaşama gözlerini yummasıyla insanlık, yeri kolay kolay doldurulamayacak büyük bir adam kaybetmiştir.”</p>
<p>General Daskalof</p>
<p>(Cenaze töreninde Bulgar Heyeti Başkanı)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>Derin Bir Acı</p>
<p>“Atatürk’ün ölümü, Türkiye’de büyük halk kitlelerini ve memleketlerinin bağımsızlık ve özgürlükleri kendileri için pek kutsal olan kimseleri derin bir acıya gömmüştür. Başta Türkiye’nin dostları Sovyet kamuoyu ve diğer ülkelerdeki ilerleme taraflısı bütün çevreler, Türk ulusunun yasına içtenlikle katılmaktadırlar.”</p>
<p>Journal de Moscou</p>
<p>(Moskova, 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>Büyük Atatürk</p>
<p>“Türk vatanının yapıcısı, Türk güç ve büyüklüğünün yaratıcısı Büyük Atatürk’ün ölümü ile Türk ulusunun duyduğu derin acıya Suriyeliler bütün kalpleriyle katılırlar. Kardeş ulusun uğradığı bu acı karşısında bizim en büyük avuntumuz, büyük adamın çizdiği yolu izlemektir.”</p>
<p>Elkares Gazetesi</p>
<p>(Şam, 1938)</p>
<p>Büyük Kayıp</p>
<p>“Atatürk’ün ölümü yalnız Türk ulusu için değil, ona önderliğine çok muhtaç olan bütün doğu ulusları için en büyük kayıptır.”</p>
<p>Eleyyam Gazetesi</p>
<p>(Şam, 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>YUNANİSTAN</p>
<p>Doğanın Gücü</p>
<p>“Atatürk, bütün dünya modern tarihinin en büyük çehrelerinden biri olmuştur.</p>
<p>Büyük Türk, Büyük Balkanlı, Büyük Adam… Bir İngiliz biyografı O’nu haklı olarak ‘Doğanın Gücü’ diye nitelemiştir. O, eserini tümüyle güçlendirdikten sonra öldü. Derin bir yas duyuyoruz.”</p>
<p>Etniki Gazetesi</p>
<p>(Atina, 12 Kasım 1938)</p>
<p>Atatürk</p>
<p>“Kılıcının parlaklığı, Atatürk’ün tek erdemi, tek şan ve şerefi değildir. Onun barış zamanında yaptığı, iradesinin kuvvetini ve fikirlerinin parlaklığına daha çok gösterir. Büyük Pier devriminden beri böyle bir deneme yapılmamıştı. Atatürk on altı yılda gençlik ve güçle dolu, ne istediğini ve nereye gittiğini bilen yeni Türkiye’yi yaratmayı başarmıştır.”</p>
<p>Akropolis Gazetesi</p>
<p>(Atina, 12 Kasım 1938)</p>
<p>Birçok kahramanların yaşam öykülerini yazmış olan Plutarque, hayatta başarının ve mutluluğun en büyüğüne ancak, yeryüzünde büyük işler gördükten sonra öteki dünyaya ulusunun aşk ve yas belirtileri arasında göçen kimselerin ulaştığını kabul eder. Eğer Atatürk Plutarque’dan önce yaşamış olsaydı bu mutlu insanların arasında yer alacaktır. Türk ulusu, kendisine hayatını vermiş veya hayatını iade etmiş olan Atatürk’e gerçekten bir baba gibi günlerce ağlamıştır.</p>
<p>Bir insana ölümünden sonra bu derece sevgi ve yas göstergeleri yapılması, ulusların tarihinde az görülen olaylardandır.</p>
<p>Athinai Gazetesi</p>
<p>(Atina, 12 Kasım 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>O Olmasaydı…</p>
<p>“Atatürk’ün eseri üzerine bir bakılırsa görülür ki, Türk ulusunun başında bu Büyük Şef’in bulunduğu 14 yıl içinde meydana getirdiği eserler, geçmiş yüzyıllardan daha fazla ve derin izler bırakmıştır. O olmasa idi modern Türkiye olmazdı. O’nun sayesinde Türkler dünyadaki esasen pek yüksek olan şöhretlerini daha fazla yükseltebileceklerdir.”</p>
<p>Nya Daglight Allehanda Gazetesi</p>
<p>(Stokholm, 1938)</p>
<p>________________________________________Atatürk</p>
<p>“Çökmüş bir ülkeye geçmişinin tarihi değerlerini geri veren Atatürk olmuştur. Yalnız bu iş bile, Atatürk adının, modern zamanların en cesur ıslahatçıları arasına kaydedilmesi için kâfidir.”</p>
<p>Messagero Gazetesi</p>
<p>(Roma, 12 Kasım 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>Atatürk Olmasaydı</p>
<p>“Atatürk, olağanüstü bir devlet adamı, savaş sonrası dünya tarihinin en büyük simalarından birisi idi. Atatürk olmasaydı yeni Türkiye var olmazdı.”</p>
<p>Hufvud Stadsbladet Gazetesi</p>
<p>(Helsinki, 1938)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>MECLİS TATİL EDİLDİ.</p>
<p>Yasama Meclisi bugün, Atatürk’ün ölümü dolayısı ile oybirliğiyle bir başsağlığı dileme önerisini kabul etti ve Büyük Lider’e saygı belirtisi olmak üzere o günlük Meclis çalışmalarına ara verdi.</p>
<p>Teklif, Kongre Partisi Lideri Bay Bhulabhai Desai tarafından yapıldı ve Meclis’teki bütün diğer liderler tarafından yardım gördü. Meclis’in Başkanı Sir Abdürrahim:</p>
<p>“Atatürk, günün dünya siyasetinde egemen ve büyük etkisi olan bir adamdı ve Asya halkının büyük bir kısmının hayatı üzerindeki işleyişi ve etkisi modern zamanda bir eşine tesadüf edilmeyecek kadar büyüktü.” demiştir.</p>
<p>(Delhi, 14 Kasım 1938)</p>
<p>________________________________________ Bu Gibi Dehalar Ölmezler</p>
<p>“Bu gibi dehalar ancak görünüşte ölürler. Çünkü, gerçekte ulusların anlayışlarında derin ce silinmez izler bırakan eserleriyle daima yaşarlar. Böyle insanlar, bir kuşak için doğmadıkları gibi belirli bir devre için de doğmazlar. Bu gibi insanlar uluslarının bu nimetler kaynağından durmaksızın yararlanmalarına imkan vermek suretiyle yüzyıllarca uluslarının tarihlerine egemen olacak insanlardır.”</p>
<p>Tahran Gazetesi</p>
<p>(Tahran, 21 Kasım 1938)</p>
<p>Resmî Yas</p>
<p>Tahran, 12 (A.A.) – “Atatürk’ün ölümü dolayısıyla Şehinşah ve Hükümet bir ay resmî yas ilan etmiştir. Majeste Şehinşah, gömme töreninin sonuna kadar İran’daki askeri ve resmi binalar üzerinde ve yabancı ülkelerdeki İran temsilciliklerinde bayrakların yarıya indirilmesini emri buyurmuşlardır. Bu irade-i Şehinşahi bugün bütün gazetelerde ilan edilmiştir.”</p>
<p>________________________________________</p>
<p>Yapıcı ve Yaratıcı Atatürk</p>
<p>Sözcüğün tam anlamıyla bir yapıcı ve yaratıcı olan Atatürk, dünya haritasında memleketine yepyeni bir sınır çizmiş, onu yaşatmak için gereken kaynakları bulmuş, savunma için silahlandırmış, ona ayrıca bir dil ile bir de alfabe kazandırmıştır. O, memlekete bir ideal vermiş, bir irade ve bir ruh aşılamıştır. Bütün bunları 1923’ten 1938’e kadar son derece başarıyla yapmıştır. Memleketi yabancı ihtiraslarına karşı sağlamlaştırmıştır. O yabancılar ki savaştan galip çıkmışlar ve istediklerini yaptırabilecek bir güce sahip bulunmuşlardır. İşte, Boğaziçi kıyılarında bir saray odasında gözlerini hayata ebediyen kapayan bu önder, tarihin her devresi için insanlığın bir mucizesidir.</p>
<p>Loryan Gazetesi</p>
<p>(Beyrut, 1939)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>TUNUS</p>
<p>Bir Esin Kaynağı</p>
<p>“Tunus ulusu, bugün, yüzyıllık bağlarla bağlı bulunduğu kardeş ve soylu Türk ulusu ile birlikte Mustafa Kemal’in unutulmaz anısını canlı tutmak üzere O’na saygıda birleşmektedir.</p>
<p>Her şeyin tamamen kaybolduğu zannedildiği bir sırada, ulusundan ümidini kesmeyi ve yenilgiyi kabul etmeyi şiddetle reddeden, Tanrı’nın seçtiği bu büyük insanı ululuyoruz. O, güçleri birleştirmeyi, kırılmış cesaretleri yükseltmeyi bilmiş ve talihi zorlayarak, ülkenin bütünlüğünü tekrar kurmuş, memleketin bağımsızlık ve egemenliğini kazanmasını başarmıştır.</p>
<p>Atatürk böylece, ölümü esirliğe yeğleyen bir ulusun neler yapabileceğini hayretler içinde bulunan dünyaya göstermiştir. Bu örnek unutulmayacaktır.”</p>
<p>________________________________________</p>
<p>Yapıcı ve Öncü</p>
<p>“Atatürk, Cumhuriyetin ilanı, ulusal bankaların ve ulusal sanayinin kuruluşu, demiryolları yapımı, yabancı ayrıcalıkların kamulaştırılması, din ile devletin ayrılması, Latin alfabesinin kabulü, kadın eşitliğinin tanınması, unvanların kaldırılması gibi birçok devrim hareketinin yapıcısı ve öncüsü olmuştur.”</p>
<p>Pravda Gazetesi</p>
<p>(Moskova, 10 Kasım 1963)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>ÖVÜNÜYORUM</p>
<p>“Asker &#8211; devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi, Türkiye’nin dünyanın en ileri memleketleri arasında hakettiği yeri almasını sağlamıştır. Yine O, Türkler’e bir milletin büyüklüğünün temel taşını oluşturan, kendisine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir. Ben Atatürk’ün silah arkadaşlarından biri olmakla büyük övünç duyuyorum.”</p>
<p>General Mc Arthur</p>
<p>(Emekli Orgeneral, 10 Kasım 1963)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>PAKİSTAN</p>
<p>Kemal Atatürk</p>
<p>“Kemal Atatürk yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan’da O’nu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askerî bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever olan Kemal Atatürk, memleketinizi yeniden büyüklük yoluna koydu. O, yalnız sizin ulusunuzun sevgili lideri değildir. Dünyadaki bütün Müslümanlar gözlerini sevgi ve hayranlık hisleriyle O’na çevirmişlerdir. O, Müslüman dünyasında yeniden siyasî uyanış yönünde ileriye doğru cesur bir adım atan bir avuç insandan biriydi. Bu unutulmaz yıldönümünde sizin hislerinizi paylaşır ve büyük kurucusunun ölümsüz anısına ulusunuzun gösterdiği sevgi ve saygı hislerine katılmak isteriz.”</p>
<p>Eyüp Han</p>
<p>(Pakistan Cumhurbaşkanı, 10 Kasım 1963)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>İSRAİL</p>
<p>Cesur ve Büyük Bir Devrimci</p>
<p>“Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda, dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biridir. O, hiçbir ulusa nasip olmayan cesur ve büyük bir devrimci olmuştur. Türk ulusunun güvenini ve desteğini kazanan büyük lider, ülkesinin bağımsızlık ve bütünlüğünü korumuş; ulusunu, orta çağın çürümüş geleneğinden kurtararak ona, içte ve dışta ilerleye götürecek emin ve parlak bir yol çizmiştir.”</p>
<p>Ben Gurion</p>
<p>(Eski İsrail Başbakanı, 10 Kasım 1963)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>HOLLANDA</p>
<p>ÖRNEK ATATÜRK</p>
<p>“Çağımızda, uzak görüşlü, cesur, siyasal, sosyal ve ekonomik reformlarla Türkiye’yi bugünkü modern Cumhuriyet haline getiren Kemal Atatürk’tür. Aynı zamanda bugün Türkiye’nin Avrupa Ortak Pazarına girebilecek düzeye gelmesini sağlayan modern ekonominin temelini hazırlayan da yine O’dur. Atatürk, kişiliğiyle, sorumluluk duygusu ve medeni cesaretiyle örnek olmuştur. Bu meziyetlerin, vatandaşlarının bir araya ve ulus olma duygusunu geliştiren bulunuyordu. Atatürk ve arkadaşları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar elde ettiği istihbarın temelini atmışlardır.</p>
<p>Kemal Atatürk’ün dediği gibi, Türk ulusu durmadan ve korkmadan uygarlık yolunda ilerlemeye hazır ve kararlıdır. Ben de bu ilerlemenin ekonomik kuvvet ve zenginlik alanında da aynen gözlendiğini eklemek isterim.”</p>
<p>Luns</p>
<p>(Hollanda Dışişleri Bakanı, 10 Kasım 1963)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>ÇİN</p>
<p>DÜNYA İÇİN ESİN (İLHAM) KAYNAĞI</p>
<p>“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 25. yıldönümü dolayısıyla, ülkem ve ulusum adına, ülkesini özgürlük ve demokrasiye kavuşturmak uğrunda mücadele ederek başarı kazanan Büyük Türk Önderi hakkındaki engin duygularımı ve hayranlığımı iletmek isterim. Atatürk’ün hayatı ve eseri sadece Türkiye için değil, fakat dünyanın bütün özgür ulusları için bir esin kaynağı olmaktan devam edecektir.”</p>
<p>Çang Kay Şek</p>
<p>(Çin Cumhurbaşkanı, 10 Kasım 1963)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>İSVEÇ</p>
<p>Modern Türkiye’nin Yaratıcısı</p>
<p>“Modern Türkiye’nin yaratıcısı Kemal Atatürk’ün eserleri, memleketi için yaptıkları İsveç’te çok iyi bilinmektedir. Atatürk’ün liderliği altında Türkiye’nin kalkınmasını, fevkalade ileri hamlelerini hayranlıkla izledik. Atatürk’ün, hukuk alanında olduğu gibi, diğer alanlarda da getirdiği reformlarla Türkiye, içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtarılıp kuvvetli ve güvenilir temeller üzerine yerleştirilmiştir.”</p>
<p>Erlander</p>
<p>(İsveç Başbakanı, 10 Kasım 1963)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>RUSYA</p>
<p>“Türk ulusunun özgürlüğü ve Türkiye’nin ulusal kalkınması için çetin mücadeleler veren Kemal Atatürk’ü, memleketimiz çok iyi tanır.</p>
<p>Atatürk Türk ulusunu, kışkırtıcı kuvvetlere, emperyalistlere ve silah zoruyla bir ulusu ezerek memleketi büyük devletlerin bir sömürgesi haline getirmek isteyen gerici kuvvetlere karşı savaşa girmesi için uyandırmıştır. Yakın ve Orta-Doğu’da, ilk Cumhuriyet doğuşunu O’na borçludur. Bu Cumhuriyet, birçok ulusun ulusal özgürlük hareketlerine ışık tutmuştur. Atatürk’ün kutsal saydığı emperyalizmle savaşını, yalnız Türk ulusunu değil, diğer doğu ülkeleri de takdirle karşılıyordu.</p>
<p>Türkiye’nin yüzyıllık geriliğinden kurtulması için Atatürk çok şey yapmıştır. Gerçekleştirdiği reformlar memleketin ekonomik hayatının, sınai ve tarımsal kalkınmanın hızla ilerlemesini hedef tutmuştur. Atatürk yönetimi zamanında Türkiye’nin uluslararası otoritesi yükselmiş ve memleket dünya siyasetinde önemli rol oynamaya başlamıştır.</p>
<p>N. S. KRUŞÇEF  (Sovyetler Birliği Başkanı, 10 Kasım 1963)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>ABD</p>
<p>“Benim üzüntüm iki türlüdür. Önce böyle büyük bir insanın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntüm ise, bu büyük insanla tanışmak isteğimin gerçekleşmesine artık olanak kalmamasıdır.”</p>
<p>Franklin Roosevelt (A.B.D. Başkanı, 10 Kasım 1963)</p>
<p>________________________________________</p>
<p>İSPANYA</p>
<p>Simge:  “Büyük Türk yurtseveri sonsuzluğa göçtü; fakat eseri canlılığını saklıyor. Ve görkemli (muhteşem) yurdu güçlülüğe götüren yolda her gün bir basamak çıkıyor. Kemal Atatürk’ün Ankara’daki anıtı, Türk halkı için sürekli bir birlik ve devrim simgesidir.”</p>
<p>Arriba Gazetesi. (Madrid, 10 Kasım 1963)</p>
<p>…</p>
<p>Türk halkı acaba büyük dahi, deha, önder ve lider Atatürk’ün göçünde yazılan duyguların bir kısmını birazcık olsun hala taşıyorlar mıdır?</p>
<p>Derleyen: Prof. Dr. Duran BÜLBÜL</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: 12 punto</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/10-kasim-1938-ataturkun-ardindan-yazilanlar/">10 Kasım 1938: Atatürk’ün ardından yazılanlar…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genç Cumhuriyet ve Kamuculuk</title>
		<link>https://uluhaber.net/genc-cumhuriyet-ve-kamuculuk/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=genc-cumhuriyet-ve-kamuculuk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 07:34:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=14030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başvekil İsmet Paşa, 1934 yılında, yani Cumhuriyetin sanayideki ilk büyük ataklarını yaptığı yıl, Kayseri Dokuma Fabrikası’nın temelini atarken şöyle demektedir: “Türk İnkılabının inandırıcı ve hakiki manasını hiç hatırdan çıkarmamalıyız. Bu, yeni iş ailesinin ve fabrikalar mecmuasının verdiği mânâ olacaktır. Memleketin kurtuluş hareketinde en inandırıcı delil, fabrikaları kurup işletmekte gösterdiğimiz hizmet ve liyakat olacaktır” 1934 yılı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/genc-cumhuriyet-ve-kamuculuk/">Genç Cumhuriyet ve Kamuculuk</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başvekil İsmet Paşa, 1934 yılında, yani Cumhuriyetin sanayideki ilk büyük ataklarını yaptığı yıl, Kayseri Dokuma Fabrikası’nın temelini atarken şöyle demektedir:</p>
<p>“Türk İnkılabının inandırıcı ve hakiki manasını hiç hatırdan çıkarmamalıyız. Bu, yeni iş ailesinin ve fabrikalar mecmuasının verdiği mânâ olacaktır. Memleketin kurtuluş hareketinde en inandırıcı delil, fabrikaları kurup işletmekte gösterdiğimiz hizmet ve liyakat olacaktır”</p>
<p>1934 yılı Ağustos ayında Paşabahçe Cam, Keçiborlu Kükürt, Isparta Gülyağı, Konya Ereğlisi Dokuma, İzmit Kâğıt fabrikalarının temeli atılırken, ekim ayında Turhal Şeker fabrikası ile Bakırköy Bez fabrikasının açılışı yapılır.</p>
<p>Genç Cumhuriyet; bir yandan bu atılımları yaparken bir yandan da Osmanlı borçlarını ödemekte, Hazinesini zenginleştirmekte, bunları da denk bütçe hassasiyeti ve neredeyse sıfıra yakın bir enflasyonla başarmaktadır.</p>
<p>Sümerbank, Karabük Demirçelik, Seydişehir Alüminyum, Turhal Şeker ve daha niceleri, yakın zamana dek pazen üretemeyen, kefen bezi dokuyamayan bir ülkenin sanayi tesisleridir. Üstelik bu sanayi tesisleri, iktisadi yönleri yanında, toplumsal, kültürel anlamda da öncüdürler. Tiyatro kollarıyla, korolarıyla, spor kulüpleriyle, ağaçlandırma kampanyalarıyla, baloları ve kermesleriyle, yurttaşlık bilincini aşılayan, uluslaşmayı hızlandıran kuruluşlardır aynı zamanda.</p>
<p>Genç Cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tanımıyla, bir ekonomi devleti olmaktadır o yıllarda. Atatürk başta olmak üzere kurucu kadro, hem Osmanlı Devleti’nin çöküş sebeplerini, bunlar arasında da ekonomik iflası çok iyi bilmektedirler hem de güçlü ekonomi olmadan, güçlü bir devletin, güçlü bir siyasetin, güçlü bir dış politikanın olamayacağının bilincindedirler.</p>
<h3>MALİ EGEMENLİK- MİLLİ EGEMENLİK İLİŞKİSİ</h3>
<p>Mali yapısı güçlü olmayan bir devletin, siyasi yapısı da güçlü olamayacağından, milli egemenlik ve mali egemenlik iç içedir.</p>
<p>Çünkü kamu maliyesi zayıf ise dış borç almak kaçınılmazdır. Dış borcu veren de sadece borç vermekle kalmaz, mali, siyasi, adli ödünler ister, imtiyazlar talep eder. Sayısız örneği vardır bunun. Hiç uzağa gitmeyelim, kendi tarihimizden, Osmanlı Devleti’nden örnek verelim.</p>
<p>1854 yılı, Osmanlı Devleti’nin ilk dış borcu aldığı yıldır. Kırım Savaşı (1853 – 1856) devam etmektedir. Devletin mali durumu bozuktur. Bu borç, 1954 yılında, yani tam 100 yıl sonra kapatılacaktır. Kırım Savaşı bittikten sonra da mali bunalım devam eder. Osmanlı, borcu borçla kapatmaya çalışır. Bir süre sonra da devlet iflas eder. Önce Ramazan Kararnamesi (1875), ardından da Muharrem Kararnamesi (1881) sonucu, iktisadi, mali bağımsızlığını yitirir. Yarı sömürge durumuna düşer.</p>
<p>Muharrem Kararnamesi ile kurulan Duyunu Umumiye İdaresi, devlet içinde devlet gibidir. Osmanlı Devleti’ne borç veren, yani alacaklı devletlerden oluşan bu yapı, devletin gelirlerine el koyup yönetmekte, Osmanlı’nın alacağı yeni borçlara da karar vermektedir. Osmanlı Devleti; yabancı sermayeye, yabancı mallara pazarını ardına kadar açtığından, yerli üretici, tüccar, esnaf, köylü ezilmiş, rekabet şansını yitirmiştir. Özellikle 1838 Balta Limanı Sözleşmesi (Osmanlı – İngiliz Ticaret Anlaşması) sonrasında, Osmanlı İngilizlerin açık pazarı haline geldiğinden, Osmanlı’nın ekonomisi, dolayısıyla da siyaseti ve dış politikası üzerinde İngiliz nüfuzu daha da artmıştır.</p>
<p>Osmanlı Devleti’ndeki İngiliz nüfuzunu ele alırken, Osmanlı Bankası’nı unutmamak gerekir. Banka, Osmanlı üzerinde büyük nüfuzu olan İngiltere’nin, Osmanlı Devleti’nin iktisadi, mali yapısı üzerinde denetim kurmasını sağlayan önemli bir kurumdur. Merkez Bankası işlevi gördüğünden, 1914 yılında 1. Dünya Savaşı başlayana dek, devletin para politikasını belirlemiştir. Savaş sonrası, Osmanlı Bankası’nın etkisini kırmak için hayli çaba harcanmıştır. Önce İtibar-ı Milli Bankası kurulmuş (1917), bu banka 1927 yılında Türkiye İş Bankası’na (kuruluşu 1924) katılmıştır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ise 1930 yılında kurulmuştur.</p>
<p>Osmanlı ekonomisinin durumunu anlatırken, Reji İdaresini de atlamamak gerekir. Tütün tekelini elinde tutan Reji, ekim alanlarını kısıtlayan, ülkedeki tütün alım ve satımlarını tek başına yapan bir tekel konumundadır. Osmanlı köylüsünün adeta canına okumuştur. Kendi kolluk gücü olan Reji İdaresi, devlet içinde devlet gibi örgütlenmiştir.</p>
<h3>İKTİSATSIZ İSTİKLAL OLMAZ</h3>
<p>Devletin maliyesini yabancılar yönetip denetleyince, devletin gelirlerine yabancılar el koyunca, devletin bağımsız davranabilmesi olanaksızdır. En temel yatırımları, en temel harcamaları bile yapamaz. İşte bu yüzden Mustafa Kemal Paşa; henüz Lozan’ın imzasından önce ve Cumhuriyetin ilanından evvel, 17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de, 1135 delegenin katılımıyla, Türkiye İktisat Kongresi’ni toplamıştır.</p>
<p>Cumhuriyet; gümrük vergilerinden ithal ikameci politikalara, köylünün üzerinde büyük yük oluşturan Aşar Vergisinin kaldırılmasından sanayinin dış rekabete karşı korunmasına, kurulan bankalardan Sanayii Teşvik Kanunu’na dek, ekonomide, maliyede, sanayide, ticarette attığı tüm adımlarda, bağımsız bir devlet, güçlü bir millet olmanın temeli olan, sağlam ve milli bir ekonomik düzeni yaratmayı amaçlamıştır. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı (1933 yılında hazırlanmış, 1934 – 38 yıllarında uygulanmıştır) başarıyla hayata geçerken, İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı, 2. Dünya Savaşı’nın 1939 yılında başlaması nedeniyle uygulanamamıştır.</p>
<p>Demokrat Parti’nin 1950 yılında iktidara gelmesiyle, siyasette, ekonomide, dış politikada ABD etkisi artınca, ABD’li danışmanların raporları da öne çıkmıştır. Nitekim ünlü Barker Raporu’nda, iktisadi devlet kuruluşlarının (KİT) satılması, devletin iktisadi müdahalesinin sınırlandırılması, demiryolu yapımından vazgeçilmesi önerilmiştir.</p>
<p>Kamucu ekonomi politikaları uygulanırken çok dikkatli olunmalıdır. Sanayide ithal ikameci politikalar ve korumacılık tercih edildiği zaman, dışa açılma ve ihracatın desteklenmesi ihmal edilmemelidir. İthal ikameci politikaların çok katı uygulandığı durumlarda, yerli sanayinin dışarıyla rekabetten uzak durduğu, iç piyasaya ağırlık verdiği unutulmamalıdır. Bu durum, yerli sanayinin dışarıda rekabet gücünü olumsuz etkilediğinden, bu duruma düşmemek için özenli bir planlama yapılmalıdır.</p>
<h3>CUMHURİYET&#8217;İN GEÇMİŞTEN ÇIKARDIĞI DERSLER</h3>
<p>Erken Cumhuriyet; iktisat politikalarını, maliye politikalarını, para politikalarını uygularken hem geçmişten gerekli dersleri çıkarmış hem dünyayı yakından takip etmiştir. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, pek çok ülkeyi etkilediği gibi Türkiye’yi de etkilediğinden, ihracat ve ithalat azaldığından, ekonomi kaçınılmaz olarak daha kapalı, daha korumacı hale gelmiştir. Yerli malı kullanımının özendirilmesine ve tasarruf bilincine ilişkin 1929’da dönemin başbakanı İsmet Paşa’nın yaptığı konuşma önemlidir.</p>
<p>Belirtmek gerekir ki, bu politika, sadece Türkiye’ye özgü olmadığı gibi, yalnız o döneme özgü de değildir. Bu ve benzeri politikalar, farklı ülkeler tarafından da, farklı dönemlerde de uygulanmıştır. İhracatın azalması, ülke içinde beklenen tasarrufun sağlanamaması, dünyanın yaşadığı buhran sebebiyle yurt dışından sermaye gelmemesi, dışarıdan borç, kredi alınamaması, 2. Dünya Savaşı’nın başlaması, genç Cumhuriyeti ekonomik olarak zorlamıştır. Tüm bunlara karşın 1923 – 1938 arasında Cumhuriyet; büyük ekonomik başarılara imza atmış, fabrikalar açmış, ulusal ölçekte bir sanayi kültürü yaratmıştır. Üretim ve ticaret artışı, istihdama da yansımıştır.</p>
<p>Devletçilik, devletin ekonomiye, piyasaya müdahale etmesini, gerektiğinde bizzat girişimci olmasını, sanayi üretimini planlamakla kalmayıp, bizzat sanayi tesisleri kurmasını, yönetmesini, işletmesini gerektirir. Ekonomide devletçilik, sanayide devletçilik ve planlı sanayileşme, özel sektöre de ciddi bir altyapı hazırlamıştır. Devletçilik ve planlama sayesinde, özel sektöre de sermaye aktarımı yapılmış, özel sektör yetişmiş, deneyimli, nitelikli yönetici kaynağını uzun yıllar KİT’lerden sağlamıştır. Bu yönüyle devletçilik ve KİT’ler, özel sektörün gelişmesinin de önünü açmıştır.</p>
<p>Özetle, dışa bağımlı ekonomiden, zayıf ve rekabetten yoksun bir sanayiden, yüksek dış borçtan, bağımsız devlet, güçlü millet, onurlu dış politika çıkmayacağını çok iyi bilen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrim programındaki devletçilik ve halkçılık ilkeleri, kamucu ve planlamaya dayalı iktisat politikaları, bugün de günceldir ve geçerlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak; 12 punto</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/genc-cumhuriyet-ve-kamuculuk/">Genç Cumhuriyet ve Kamuculuk</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2026-2028 Orta Vadeli Programı: Makro ekonomik istikrar mı? Yoksa yoksulluk mu?</title>
		<link>https://uluhaber.net/2026-2028-orta-vadeli-programi-makro-ekonomik-istikrar-mi-yoksa-yoksulluk-mu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=2026-2028-orta-vadeli-programi-makro-ekonomik-istikrar-mi-yoksa-yoksulluk-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 06:13:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=13952</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemiz uzun süredir kendi içinde IMF benzeri istikrar tedbirleri uyguluyor. Bu istikrar tedbirlerini aynen IMF programlarında olduğu gibi , istikrarı sağlama, dar gelirli, yoksul, çalışan ve emekli üzerine kurulmuştur. Bunun anlamı yoksul emekli çalışandan sermaye sınıfına servet transferidir. Geçmiş dönemlerin Orta Vadeli Programlarını incelediğimizde bir temenniler dizisi olduğunu görürüz. Daha çok önceki programlarda döviz kuru, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/2026-2028-orta-vadeli-programi-makro-ekonomik-istikrar-mi-yoksa-yoksulluk-mu/">2026-2028 Orta Vadeli Programı: Makro ekonomik istikrar mı? Yoksa yoksulluk mu?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz uzun süredir kendi içinde IMF benzeri istikrar tedbirleri uyguluyor. Bu istikrar tedbirlerini aynen IMF programlarında olduğu gibi , istikrarı sağlama, dar gelirli, yoksul, çalışan ve emekli üzerine kurulmuştur. Bunun anlamı yoksul emekli çalışandan sermaye sınıfına servet transferidir.</p>
<p><strong>Geçmiş dönemlerin Orta Vadeli Programlarını incelediğimizde bir temenniler dizisi olduğunu görürüz. Daha çok önceki programlarda döviz kuru, enflasyon milli gelir, bütçe açığı, vergi gelirleri, cari açık gibi hiçbir ekonomik ve mali  ön görünün tutmadığını görürüz.</strong></p>
<p>Aslında orta vadeli programlar ülkemizin mali ve ekonomik planlamamasında bir yol haritasıdır. En önemli söylemi ekonomik büyüme ve ekonomik istikrardır. Ancak bu iki söylem, tüm programlarda var ama bir türlü gerçekleşmiyor. Çünkü programların söylemi harcama üzerine kurulmuştur. Oysa üretimi hedeflemeyen program, istikrarı  ve büyümeyi getirmez.</p>
<p><strong>Bu programla; sürdürülebilir bir büyüme, dolayısıyla kalkınma gerçekleşmez, işsizlik önlenemez, sanayileşme sağlanamaz ve dolayısıyla halkın refahı da artmaz. Programlar emredici ve yol gösterici olur. Bu nedenle bu program mali, sosyal ve ekonomik açıdan bir siyaset belgesi olmaktan çok  uzaktır. Proğramı kısaca özetlemek gerekirse:</strong></p>
<p>-Yurt içi özel tasarrufların 2024-2028 arasında neredeyse aynı kalması öngörülmüş. Bu, kişiler ve özel sektörün tasarruf etmeden, kazandığını harcamasına yönelik politikaların devamı anlamına gelmektedir. Yani, uzunca bir müddet daha vatandaş birikim yapamayacak</p>
<p>-Net ihracatın büyümeye katkısı 2024 yılında %1 iken 2028 yılında %0,2 olması öngörülmüş. Yani, ya ihracatın büyüme oranından daha az artması ya da verimsiz ürün ihraç edilmesi öngörülmüş</p>
<p>-Dış ticaret dengesinin (ihracat &#8211; ithalat) 2024 yılında -82 milyar dolar iken 2028 yılında -102 milyar dolar olması öngörülmüş. Yani, ithalat ihracattan daha yüksek seyirde olmaya, daha da artan oranlarda devam edecek. Bu da hükümetin yerli ve milli sanayi politikasının, kendi raporlarında bile ciddiye alınmadığını göstermektedir</p>
<p>-Mahalli idarelerin bütçe açığı 2025 için -9,8 milyar TL, 2026 için -7,8 milyar TL,  2027 yılı için 34 milyar TL olması öngörülmüşken seçim yılı olan 2028 yılı için -363 milyar TL öngörülmesi, seçim öncesi geleneksel seçim bütçesi yaklaşımının tezahürüdür.</p>
<p>-Vergi yükünün 2024’te %23’ten istikrarlı şekilde artarak 2028 yılında %25,3’e çıkması halk üstündeki vergi yükünün %10 daha artacağı anlamına gelmektedir.</p>
<p>-Yatırıma ayrılan pay 2025 yılı bütçesinde 1 Trilyon 316 milyar TL iken 2026 bütçesinde 1 Trilyon 310 milyar TL’ye düşmüştür. Yatırımların GSMH’de payı 2025 yılı %2,1 iken 2026 yılında %1,7 ye düşmüştür.</p>
<p><strong>-2025 yılı bütçesinde gelirler 12 Trilyon 465 milyar TL de iken 2026 yılında %30,9 artış ile 16 Trilyon 216 milyar TL ye yükselmiştir.</strong></p>
<p><strong>-2025 yılında bütçe giderleri  14 Trilyon 674 milyar TL iken %28,99 arttırılarak 2026 yılında 18 Trilyon 928 milyar TL ye yükselmiştir.</strong></p>
<p><strong>2025 yılında personel giderleri 3 Trilyon 672 milyar TL iken %33,63 arttırılarak 2026 yılında 4 Trilyon 907 milyar TL olmuştur.</strong></p>
<p><strong>2025 yılında faiz giderleri 2 Trilyon 052 milyar TL iken %33,57 arttırılarak 2026 yılında 2 Trilyon 741 milyar TL olmuştur.</strong></p>
<p>2025 yılında vazgeçilen vergi 3 trilyon iken 2026 yılında 3.3 Trilyona yükselmiştir. Her Yüz liralık verginin yirmibeş lirasından vazgeçilmiştir.</p>
<p>2025 yılında GSMH 1 Trilyon 569 milyar dolar öngörülmüştür. 2026 yılında %5 artışla 1 Trilyon 658 milyar dolara yükseleceği tahmin edilmiştir.</p>
<p>2025 yılında büyüme oranı %3,3 gerçekleşeceği ön görülürken 2026 yılı için %3,8 büyüme bekleniyor. %4’ün altındaki bir büyüme yoksullaşma ve küçülme getirir.</p>
<p><strong><span style="white-space: normal;"> 2025 yılında %17,5 olarak tahmin edilen enflasyon oranı yıl sonu için %28,5 olarak revize edildi.%62,8 sapma var 2026 yılı içinde %16 olarak öngörülen bu rakam gerçekçi değildir.</span></strong></p>
<p><strong><span style="white-space: normal;"> 2025 yılı için öngörülen ortalama döviz kuru 39,63 TL iken 2026 için ise 46,60 olarak öngörülmektedir. Bu kur tahminleri de tutmayacaktır.</span></strong></p>
<p>Bu yukarıda sıraladığımız sosyal mali ve ekonomik verileri dahada çoğaltılabilir. İvedi bir şekilde üretim ekonomisine dönmek zorundayız yoksa bu kumarhane kapitalizmi (Üç kağıt ekonomisi ) anlayışının bedelini halkımız daha uzun yıllar boyunca öder.</p>
<p>Prof. Dr. Duran BÜLBÜL</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/2026-2028-orta-vadeli-programi-makro-ekonomik-istikrar-mi-yoksa-yoksulluk-mu/">2026-2028 Orta Vadeli Programı: Makro ekonomik istikrar mı? Yoksa yoksulluk mu?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrasya ve Ortadoğu’daki savaşlarda enerjinin önemi</title>
		<link>https://uluhaber.net/avrasya-ve-ortadogudaki-savaslarda-enerjinin-onemi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=avrasya-ve-ortadogudaki-savaslarda-enerjinin-onemi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 12:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=13820</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerek Avrasya’da Ukrayna – Rusya savaşı, gerek Ortadoğu’da İsrail’in ABD ve Avrupa’yı arkasına alarak Filistin’de yaptığı zulüm ve soykırım, diğer boyutları yanında, enerji rekabetiyle de yakından ilgilidir. Çünkü ABD; Rusya’nın sattığı enerji üzerinden Avrupa üzerinde kurduğu nüfuzu kırmaya, Rusya’nın maddi kazancını azaltmaya, Kafkasya ve Orta Asya’daki enerjiyi Rusya’yı devre dışı bırakarak Avrupa pazarlarına taşımaya çalışmaktadır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/avrasya-ve-ortadogudaki-savaslarda-enerjinin-onemi/">Avrasya ve Ortadoğu’daki savaşlarda enerjinin önemi</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerek Avrasya’da Ukrayna – Rusya savaşı, gerek Ortadoğu’da İsrail’in ABD ve Avrupa’yı arkasına alarak Filistin’de yaptığı zulüm ve soykırım, diğer boyutları yanında, enerji rekabetiyle de yakından ilgilidir. Çünkü ABD; Rusya’nın sattığı enerji üzerinden Avrupa üzerinde kurduğu nüfuzu kırmaya, Rusya’nın maddi kazancını azaltmaya, Kafkasya ve Orta Asya’daki enerjiyi Rusya’yı devre dışı bırakarak Avrupa pazarlarına taşımaya çalışmaktadır. Aynı zamanda da Ortadoğu’daki, Doğu Akdeniz’deki enerji denklemine İsrail’i dahil etmek istemektedir ABD. Hangi enerji kaynaklarının hangi güzergâhlarla taşınacağı, ekonominin, siyasetin, diplomasinin, güvenliğin, istihbaratın da konusu olduğundan, enerjiye ilişkin sorulara ayrıntılı yanıtlar vermek gerekir.</p>
<p>Biliyoruz, enerjide arz güvenliği önemlidir. Enerji tedarikinin sürdürülebilir olması önemlidir. Verimlilik önemlidir. Temiz enerji önemlidir. Çünkü enerji; ulaştırmadan konuta, sanayiden tarıma dek çok geniş bir alanda, vazgeçilmez öneme sahiptir.</p>
<p>Enerji tüketimi üzerine düşünürken, nüfusun, nüfus artışının üzerinde durulur. Araçlar, otomobiller, toplu ulaşım, nakliye üzerinde durulur. Enerjinin verimliliği, sürekliliği, güvenliği, ucuzluğu, kalitesi üzerinde durulur. Enerji bağımlılığı (tek bir kaynağa, tek bir ülkeye) üzerinde durulur. Örneğin, Türkiye’de karayolu taşımacılığının payı yüzde 95 düzeyindedir. O nedenle, Türkiye; güneş enerjisi ve jeotermalde şanslı ülkelerden olduğu halde, petrol ve doğalgazda dışarıya yüksek bağımlılık, her zaman enerji faturasını yükseltir. Çünkü Türkiye; tükettiği petrolün yüzde 92’sini, doğalgazın tamamını ithal etmektedir. Bu durum, cari açığın en önemli sebeplerinden biridir. Türkiye, tükettiği doğalgazın yüzde 41’ini, petrolün yüzde 52’sini Rusya’dan ithal etmektedir. O nedenle Türkiye; elindeki kaynakları, çok bilinçli, çok verimli, çok hesaplı kullanmalıdır.</p>
<p>Enerji tüketimiyle sanayileşme, ekonomik büyüme, nüfus artışı, zenginleşme arasında doğrudan ilişki vardır. Türkiye, kişi başına enerji tüketiminde, gelişmiş ülkelerin gerisindedir. Avrupa’nın en büyük 5 enerji sektöründen biri Türkiye’deki enerji sektörü olduğu halde, ülkemizde kişi başına enerji tüketimi, OECD ortalamasının yarısı kadardır.</p>
<h3>DÜNYADA PETROL TÜKETİMİ NE DURUMDA?</h3>
<p>ABD; dünyanın petrol ve doğalgazda en büyük üreticilerinden biridir. Zaten dış politikasında olsun, savunma ve güvenlik politikasında olsun, enerji kaynak ve güzergâhları üzerinde denetim sahibi olmanın, enerji ticaretinde etkin olmanın önemi büyüktür. Dünyada LNG’nin (sıvılaştırılmış doğalgaz) payı artarken, ABD bu alanda da önemli üreticilerden biridir, Kanada ve Katar’la birlikte. LNG’nin tüketimindeki artış, doğalgaza olan talebi düşürmekte, bu durum doğalgaz fiyatını aşağı çekmektedir.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’un verdiği bilgilere göre, 2024 yılında dünyada kurulan santrallerin yüzde 85’i yenilenebilir, yüzde 10’u kömür, doğalgaz, yüzde 5’i ise nükleer enerji santralleri olmuştur. Dünyada satılan arabaların dörtte birini elektrikli otomobiller oluşturmaktadır. Dünyada satılan 10 elektrikli arabanın 6’sı Çin’de üretilmektedir. Dünyada nükleer santrallere ilgi artmaktadır.</p>
<p>Günümüzde petrol talebindeki büyüme, eskisi kadar hızlı değildir. Bunun birkaç nedeni vardır. Birincisi, Çin ekonomisindeki büyümenin yavaşlamasıdır. Çünkü geçmiş 10 yılda petrol talebinin yüzde 60’tan fazlası tek başına Çin’den gelirken, o dönem Çin yüzde 6’nın üzerinde büyüyordu. Çin ekonomisi son dönemde yüzde 5 dolayında büyüdüğü için, petrol talebi azalmıştır. İkincisi, dünyada elektrikli arabalardaki artıştır. Dünyada satılan her 4 arabadan biri elektriklidir. Çin, bu alanda büyük üretim yapmış, üretim maliyetini aşağı çekip, diğer arabalarla eşitlemiştir. Bu da petrole olan talebi azaltmıştır. Üçüncüsü, ABD, Kanada, Brezilya, Venezüella’da petrol üretiminin yüksek düzeyde seyretmesidir. Bu da fiyatları aşağı çekmektedir. Dördüncüsü, dünyada doğalgaz üretiminde olsun, LNG üretiminde olsun artış sürmektedir, özellikle ABD ve Katar’da. Bu da fiyatları aşağı çekmektedir.</p>
<p>Fatih Birol hatırlatıyor; Sanayi Devrimi kömür tüketimini tetiklemişti. Şimdi petrol ve doğalgaz çağındayız. Bu durum uzun yıllar sürecek. Sonra elektrik çağı gelecek. Geçen 10 yılda dünya elektrik talebi, dünya enerji talebinden 2 kat fazla büyüdü. Önümüzdeki 10 yılda 6 kat fazla büyüyecek. Klimaların yaygın kullanımının da bunda payı var. İnsanların gelir seviyesi arttıkça, havalar ısındıkça, klima kullanımı, elektrikli araç kullanımı artıyor. Dahası, yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte, sürekli çalışan veri merkezleri yüksek miktarda elektrik tüketiyorlar.</p>
<p>Fatih Birol, Çin’in konumuna dikkat çekiyor: Çin, dünyadaki bataryaların, güneş panellerinin, rüzgâr türbinlerinin yüzde 70’ini tek başına üretiyor. Çok üretiyor, ucuza üretiyor. Gelecekte bunların pazardaki payı, petrol ve doğalgaza eşit olacak. ABD ve Hindistan’da bu alanlarda atak yapıyorlar. Küresel büyüme yavaşlarken, Çin, küresel üretimin yüzde 30’unu tek başına yapıyor.  Küresel otomobil pazarı 90 milyon, Çin yılda 45 milyon otomobil üretiyor.</p>
<h3>ENERJİ- DIŞ POLİTİKA İLİŞKİSİ</h3>
<p>Biliyoruz, bir devletin enerji politikası, ulusal çıkarlara uygun olmalıdır. Enerji politikası bütünlüklü olmalıdır. Çünkü enerji politikaları; sanayiden ulaşıma, dış politikadan çevreye, savunma ve güvenlik politikalarından kentleşmeye dek çok boyutludur. O nedenle tüm bu dinamikler birlikte düşünülmeli, hepsi hesaba katılmalıdır.</p>
<p>Yineleyelim; enerji arz güvenliği, sadece ekonomi, sanayileşme, kalkınma, üretim bağlamında değil, dış politika ve ulusal güvenlik açısından da temel bir konudur. Enerji tedarikinin güvenilir, ucuz, kesintisiz, istikrarlı olması yanında, tek bir enerji kaynağına ve tek bir tedarikçi ülkeye bağımlı olmaması gerekir. Enerji kaynağında ve tedarikçi ülkede çeşitlilik zorunludur. Örneğin, Türkiye; elektrik üretiminde doğalgaza, doğalgaz tedarikinde Rusya’ya bağımlıdır ve bu sağlıklı bir durum değildir.</p>
<h3>ENERJİ, TEKNOLOJİ, SANAYİ VE TİCARET İLİŞKİSİ</h3>
<p>Enerji sektörü dış politikadaki gelişmelerden, bölgesel krizlerden, iç çatışmalardan, savaşlardan hemen, doğrudan ve fazlasıyla etkilenir. Dahası, enerji sektörü; arama ve işletme teknolojileri açısından ileri teknolojinin kullanılması nedeniyle, teknolojik rekabetin yoğun olduğu bir sektördür. Enerjiyi aramak, bulmak, çıkarmak, işlemek, dağıtmak yüksek maliyetli bir iştir. Bu nedenle kıt kaynakların çok dikkatli, özenli, isabetli kullanılması gerekir. Bu bağlamda bir öncelik planlaması şarttır.</p>
<p>Enerji politikası milli olmalıdır. Aynı siyasi partinin farklı bakanlarına göre büyük değişiklik gösteren bir enerji politikası olmaz. Örneğin Türkiye; öncelikle ülkemizin hangi bölgelerinde petrol, doğalgaz, kömür arayacağını saptamalıdır. Ancak o zaman, “Türkiye’de petrol çıkmıyor” diyenlere bilimsel yanıtlar verilir ve yine ancak o zaman AKP’nin her seçim öncesinde Karadeniz’de doğalgaz bulmasının ne kadar bilimsel olduğu anlaşılır. Bunun için devletin enerji kurum ve kuruluşlarının siyasi müdahaleden uzak, özerk biçimde çalışması şarttır.</p>
<p>Enerji politikalarında, temiz enerji, yerli enerji, yenilenebilir enerji önceliklidir elbette. Yenilenebilir kaynaklarda güneş ve rüzgâr başta olmak üzere, Türkiye potansiyeli yüksek bir ülkedir. Bu büyük potansiyeli desteklerle, teşviklerle, uygun kredilerle devreye sokmak gerekir. Eğer bu başarılırsa, bu enerji kaynakları, devreye girdikleri illerimizde, bölgelerimizde ısınmada ve aydınlatmada rahatlıkla kullanılabilirler. Enerjinin verimli, bilinçli kullanılmasıyla tasarruf edilen enerji, birkaç büyük santralden elde edilecek enerjiye denktir.</p>
<h3>TÜRKİYE NE YAPMALI?</h3>
<p>Vurgulayalım, enerjinin sürekliliği, erişilebilirliği, fiyatı çok önemlidir. Hepsi birbirine bağlıdır. Sanayide hem çok enerji tüketildiğinden hem de sanayi sektörü ekonominin lokomotifi olduğundan, sanayide tüketilen enerjinin istikrarlı ve makul fiyatlı olması şarttır. Enerji, sanayi ve ticaret politikaları birbirine bağlıdır.</p>
<p>Türkiye; kendi kaynaklarını arama ve devreye sokma konusunda daha cesur, daha planlı, daha istekli olmalıdır. Mevcut kurulu gücü en verimli şekilde kullanmalı, enerji iletimindeki kayıp – kaçak oranını en alt düzeye çekmelidir. En önemlisi, enerji bir devlet politikası olmalı, süreklilik, kurumsallık ve planlama mutlaka dikkate alınmalıdır.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/avrasya-ve-ortadogudaki-savaslarda-enerjinin-onemi/">Avrasya ve Ortadoğu’daki savaşlarda enerjinin önemi</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal barış için: Acil vergi, sigorta, BAĞ-KUR prim ve stok affı</title>
		<link>https://uluhaber.net/toplumsal-baris-icin-acil-vergi-sigorta-bag-kur-prim-ve-stok-affi-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=toplumsal-baris-icin-acil-vergi-sigorta-bag-kur-prim-ve-stok-affi-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 12:03:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=13818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemiz uzun süredir yatay bir ekonomik ve mali kriz yaşamaktadır. Ekonomide enflasyon hız kesmezken, ekonomi daralmaya devam etmektedir. Ekonomi daraldıkça şirket kapanmaları ve iflaslar da artmaktadır. İktidar ise krizi aşmak için var gücüyle şirketlerden ve vergi mükelleflerinden vergi toplamaya çalışmaktadır. Artık vergi yükleri, şirketler ve mükellefler için sürdürülemez hâle gelmiştir. En büyük gerekçelerden biri de [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/toplumsal-baris-icin-acil-vergi-sigorta-bag-kur-prim-ve-stok-affi-2/">Toplumsal barış için: Acil vergi, sigorta, BAĞ-KUR prim ve stok affı</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz uzun süredir yatay bir ekonomik ve mali kriz yaşamaktadır. Ekonomide enflasyon hız kesmezken, ekonomi daralmaya devam etmektedir. Ekonomi daraldıkça şirket kapanmaları ve iflaslar da artmaktadır. İktidar ise krizi aşmak için var gücüyle şirketlerden ve vergi mükelleflerinden vergi toplamaya çalışmaktadır.</p>
<p><strong>Artık vergi yükleri, şirketler ve mükellefler için sürdürülemez hâle gelmiştir. En büyük gerekçelerden biri de bankaların kredileri daraltması ve bazen de kapatmasıdır.</strong></p>
<p><strong>Bir ara çözüm ise çok acil vergi, sigorta ve Bağ-Kur prim ve stok aflarıdır.</strong></p>
<p>Devlet ile vatandaş arasında en önemli bağlardan biri de vergidir. Siyasi iktidarın yurttaşlara olan sorumluluğunu, vergi mükellefinin ise devletine olan sorumluluğunu yerine getirmesinde en önemli araçlardan biri vergidir. Vergiyi doğru zamanda almak önemlidir. Hazinenin hem vergi gelirlerini artırması hem de vatandaşların vergi yükü sorumluluğundan kurtulması için vergi affı elzem hâle gelmiştir.</p>
<p>Vergi afları, kamu kesiminin  borçlanma yükünü de azaltacaktır. Dolayısıyla faiz yükü de azalmış olacaktır. Vergi aflarının, vergi gelirlerini artırıcı bir etkisi olduğu bir gerçektir.</p>
<p><strong>Siyasi iktidarın bugün vergi affına başvurmasının en önemli gerekçelerinden biri de deflasyon ve ekonomik krizdir. Bugün vergi affı çıkmazsa, önümüzdeki süreçte mükellefler ve şirketler kayıt dışına çıkacaktır. Acilen çıkarılacak bir vergi affı, toplumsal barışı sağlayacaktır. Vergi yükünün adil dağıtılmasına hizmet edecektir. Bu dönemde çıkarılacak bir vergi affı için “seçim için siyasi malzeme yapılacak” eleştirisi de ortadan kalkacaktır. Bu nedenle, “mali rant” ve “mali sömürü aracı hâline geldi” eleştirileri de yapılamayacaktır.</strong></p>
<p>Toplumun şu an yaşadığı siyasi ve ekonomik kriz açısından; vergi, sigorta, Bağ-Kur, prim ve stok afları, toplumsal barış açısından yatıştırıcı bir etki yapacaktır. Vergi affı, toplumda tahrik edici olaylar üzerine örtü çeken bir af değil; aksine, unutulmayı ve geleceğe umutla bakılmasını sağlayan bir adım olabilir.</p>
<p><strong>Vergi affının çıkarılması siyasi bir karardır. Ancak vergi affına toplumun şiddetle ihtiyacı var.</strong></p>
<p>Ülkemizde uzun süredir devam eden enflasyon ve son dönemde yaşanan deflasyon; siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla birlikte işletmelerin ödeme güçlüğü yaşamasına yol açmıştır. Bu durum, işletmelerin vergi yükümlülüklerini zamanında yerine getirememelerine ve artan vergi borcu ile faiz yükleri nedeniyle faaliyetlerini durdurmalarına neden olmuştur.</p>
<p>Bu nedenle, şimdi çıkarılacak bir vergi affı ile sağlanacak kolaylıklar; bir yandan mükellefin ekonomik hayata dönerek faaliyetlerini sürdürebilmesine olanak tanıyacak, diğer yandan mükellefin vergiyle ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesiyle devlete gelir artışı sağlayacaktır. Acilen çıkarılacak bir vergi affı, hem kayıt dışılığı azaltacak hem de vergi kayıp ve kaçaklarını önleyecek, hem de toplumsal barışı sağlayacaktır.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/toplumsal-baris-icin-acil-vergi-sigorta-bag-kur-prim-ve-stok-affi-2/">Toplumsal barış için: Acil vergi, sigorta, BAĞ-KUR prim ve stok affı</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KKTC&#8217;de kritik seçim</title>
		<link>https://uluhaber.net/kktcde-kritik-secim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kktcde-kritik-secim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Şenol Çarık]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 12:01:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=13816</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Kasım 1983’te kuruluşunu ilan eden, ancak bugüne kadar yalnızca Türkiye tarafından tanınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 11. Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Kıbrıs Türk halkı, 19 Ekim Pazar günü sandığa gidecek… (217 bin 56 seçmen 777 sandıkta oy kullanacak) Seçimin en güçlü adayı mevcut KKTC Cumhurbaşkanı ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) adayı Ersin Tatar. UBP ile [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/kktcde-kritik-secim/">KKTC’de kritik seçim</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Kasım 1983’te kuruluşunu ilan eden, ancak bugüne kadar yalnızca Türkiye tarafından tanınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 11. Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Kıbrıs Türk halkı, 19 Ekim Pazar günü sandığa gidecek… (217 bin 56 seçmen 777 sandıkta oy kullanacak)</p>
<p>Seçimin en güçlü adayı mevcut KKTC Cumhurbaşkanı ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) adayı Ersin Tatar. UBP ile Demokrat Parti (DP) ve Yeniden Doğuş Partisi (YDP)’nin oluşturduğu ‘Sağduyu Mutabakatı’ tarafından desteklenen Tatar, ikinci dönemde ‘egemen eşitlik’ ve ‘iki devletli çözüm modeli’ politikalarının emin adımlarla sürdürüleceğini dile getiriyor.</p>
<p>Öne çıkan diğer aday ana muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)’nin Genel Başkanı Tufan Erhürman. Onu da Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) destekliyor.</p>
<p>Bağımsız aday akademisyen Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, UBP-CTP dışında üçüncü bir yol seçeneğiyle yola çıktığını belirtiyor.</p>
<p>Diğer adaylar ise şöyle: Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin adayı Osman Zorba, bağımsız aday Arif Salih Kırdağ, bağımsız aday İbrahim Yazıcı, bağımsız aday Ahmet Boran ve bağımsız aday Hüseyin Gürlek.</p>
<p>Önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde (18 Ekim 2020 tarihindeki ikinci tur) Ersin Tatar oyların yüzde 51,74’ini alarak KKTC’nin 5. Cumhurbaşkanı olmuştu. Diğer aday Mustafa Akıncı ise yüzde 48,26 oy almıştı.</p>
<p>Hatırlayalım; Kıbrıs Türkünün özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin simge isimlerinden, KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1985’de yapılan ilk seçimin (Yüzde 70,2 oy aldı) ardından 2005 yılına kadar yapılan tüm seçimleri kazanarak bu görevi sürdürmüştü. 2005’de federasyonu savunan CTP lideri Mehmet Ali Talat, 2010’da bağımsız KKTC devletini ve iki devletli çözümü savunan UBP lideri Derviş Eroğlu, 2015’te federasyon yanlısı CTP-BG ve TDP’nin desteklediği Mustafa Akıncı Cumhurbaşkanı seçilmişlerdi. 11 Ekim 2020 tarihindeki Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda bağımsız olarak yarışan iki isim olan; eski Başbakan Yardımcısı ve eski DP lideri Serdar Denktaş ile Halkın Partisi Partisi lideri ve eski Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Kudret Özarsay şu ana kadar adaylıklarını açıklamadılar. Bu isimlerin aday olup olmayacakları ve kimi destekleyecekleri merak ediliyor.</p>
<p>Görünen o ki 19 Ekim 2025 Pazar günkü yarışın Ersin Tatar ve Tufan Erhürman arasında geçmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>KKTC’NİN GELECEĞİ…</strong></p>
<p>Türkiye’nin de desteklediği adada iki devletli çözümü savunan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, geride kalan sürede KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye yapılması gibi diplomatik bir başarıyı elde etmesi oldukça önemli. Öte yandan kimi Türk devletlerinin Kıbrıs Rum Kesimi ile Büyükelçilik düzeyinde diplomatik ilişki kurması ise olumsuz bir gelişme olarak belirmiştir.</p>
<p>Kıbrıs Türk halkının, asla devletsiz ve Cumhuriyetsiz bırakılmayacağını, bu onurlu mücadelenin hep birlikte sürdürüleceğini belirten Ersin Tatar, “Devletimize ve halkımıza sadakatle bağlıyız. Türkiye Cumhuriyeti’nin desteğiyle, Mavi Vatan&#8217;ın kalbinde yer alan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni daha müreffeh bir geleceğe taşımak en büyük hedefimizdir” görüşlerini paylaşıyor.</p>
<p>Federasyon modeline karşı olan Tatar, tek egemenliğe ve Türkiye’nin garantörlüğünün son bulmasına karşı, egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözümden yana bir lider olan Tatar, seçimin en güçlü adayı.</p>
<p>Diğer aday CTP lideri Tufan Erhürman ise Mehmet Ali Talat-Mustafa Akıncı çizgisindeki siyasetin temsilci. Adada federasyondan yana olan Erhürman, aslen hukukçu. Erhürman, 5 yıl önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aday olmuş, ilk turda yüzde 21,7 oy almıştı.</p>
<p><strong>‘MAVİ VATAN’IN KALBİ…</strong></p>
<p>Adada eşit statülü ve iki devletli bir yapının kabul edilmesi, KKTC’nin tanınması konusunda diplomasi başta olmak üzere her alanda daha etkili bir mücadele yürütülmesi gerekliliği ortadadır. Bölgemizde yaşanan gelişmelerle birlikte, özellikle Doğu Akdeniz’de güçlü olmanın yolu Kıbrıs’a sahip çıkmaktan geçmektedir. Konumundan ötürü merkezi bir noktada bulunan; tarihi, siyasi, jeopolitik, stratejik ve ekonomik yönüyle dikkat çeken Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, enerji kaynakları ile de emperyalist ülkelerin iştahını kabartmaktadır. Buradaki güç mücadelesi küresel güçlerin de meselelere müdahil olmasıyla başka boyutlara taşınmaktadır.</p>
<p>569 deniz mili uzunluktaki kıyısı ile Doğu Akdeniz’de en uzun sahil şeridine sahip ülke olan Türkiye’nin, uluslararası alanda yaşanan gelişmeler ve yapılan kimi hatalara rağmen bölgede son dönemde etkinliğini artırdığı gözlenmektedir.</p>
<p>E. Amiral Cem Gürdeniz’in isim babası olduğu ‘Mavi Vatan doktrini’ ile birlikte Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından Doğu Akdeniz’de daha etkin bir rol almaya başladığı görülmektedir.</p>
<p>Kıbrıs’ın buradaki önemi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı ve jeopolitik konumu da her geçen gün daha net bir şekilde anlaşılmaktadır.</p>
<p>KKTC’de 19 Ekim 2025 Pazar günü yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi bir de bu açıdan değerlendirmek ve bu gözle okumak daha da önem kazanmaktadır…</p>
<p><strong>Kitap önerisi:</strong> Doğu Akdeniz’de Rekabet &#8211; Savunma Diplomasi Enerji (Der: Şenol Çarık)</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/kktcde-kritik-secim/">KKTC’de kritik seçim</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal barış için: Acil vergi, sigorta, BAĞ-KUR prim ve stok affı</title>
		<link>https://uluhaber.net/toplumsal-baris-icin-acil-vergi-sigorta-bag-kur-prim-ve-stok-affi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=toplumsal-baris-icin-acil-vergi-sigorta-bag-kur-prim-ve-stok-affi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 09:46:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=13321</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemiz uzun süredir yatay bir ekonomik ve mali kriz yaşamaktadır. Ekonomide enflasyon hız kesmezken, ekonomi daralmaya devam etmektedir. Ekonomi daraldıkça şirket kapanmaları ve iflaslar da artmaktadır. İktidar ise krizi aşmak için var gücüyle şirketlerden ve vergi mükelleflerinden vergi toplamaya çalışmaktadır. Artık vergi yükleri, şirketler ve mükellefler için sürdürülemez hâle gelmiştir. En büyük gerekçelerden biri de [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/toplumsal-baris-icin-acil-vergi-sigorta-bag-kur-prim-ve-stok-affi/">Toplumsal barış için: Acil vergi, sigorta, BAĞ-KUR prim ve stok affı</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz uzun süredir yatay bir ekonomik ve mali kriz yaşamaktadır. Ekonomide enflasyon hız kesmezken, ekonomi daralmaya devam etmektedir. Ekonomi daraldıkça şirket kapanmaları ve iflaslar da artmaktadır. İktidar ise krizi aşmak için var gücüyle şirketlerden ve vergi mükelleflerinden vergi toplamaya çalışmaktadır.</p>
<p><strong>Artık vergi yükleri, şirketler ve mükellefler için sürdürülemez hâle gelmiştir. En büyük gerekçelerden biri de bankaların kredileri daraltması ve bazen de kapatmasıdır.</strong></p>
<p><strong>Bir ara çözüm ise çok acil vergi, sigorta ve Bağ-Kur prim ve stok aflarıdır.</strong></p>
<p>Devlet ile vatandaş arasında en önemli bağlardan biri de vergidir. Siyasi iktidarın yurttaşlara olan sorumluluğunu, vergi mükellefinin ise devletine olan sorumluluğunu yerine getirmesinde en önemli araçlardan biri vergidir. Vergiyi doğru zamanda almak önemlidir. Hazinenin hem vergi gelirlerini artırması hem de vatandaşların vergi yükü sorumluluğundan kurtulması için vergi affı elzem hâle gelmiştir.</p>
<p>Vergi afları, kamu kesiminin  borçlanma yükünü de azaltacaktır. Dolayısıyla faiz yükü de azalmış olacaktır. Vergi aflarının, vergi gelirlerini artırıcı bir etkisi olduğu bir gerçektir.</p>
<p><strong>Siyasi iktidarın bugün vergi affına başvurmasının en önemli gerekçelerinden biri de deflasyon ve ekonomik krizdir. Bugün vergi affı çıkmazsa, önümüzdeki süreçte mükellefler ve şirketler kayıt dışına çıkacaktır. Acilen çıkarılacak bir vergi affı, toplumsal barışı sağlayacaktır. Vergi yükünün adil dağıtılmasına hizmet edecektir. Bu dönemde çıkarılacak bir vergi affı için “seçim için siyasi malzeme yapılacak” eleştirisi de ortadan kalkacaktır. Bu nedenle, “mali rant” ve “mali sömürü aracı hâline geldi” eleştirileri de yapılamayacaktır.</strong></p>
<p>Toplumun şu an yaşadığı siyasi ve ekonomik kriz açısından; vergi, sigorta, Bağ-Kur, prim ve stok afları, toplumsal barış açısından yatıştırıcı bir etki yapacaktır. Vergi affı, toplumda tahrik edici olaylar üzerine örtü çeken bir af değil; aksine, unutulmayı ve geleceğe umutla bakılmasını sağlayan bir adım olabilir.</p>
<p><strong>Vergi affının çıkarılması siyasi bir karardır. Ancak vergi affına toplumun şiddetle ihtiyacı var.</strong></p>
<p>Ülkemizde uzun süredir devam eden enflasyon ve son dönemde yaşanan deflasyon; siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla birlikte işletmelerin ödeme güçlüğü yaşamasına yol açmıştır. Bu durum, işletmelerin vergi yükümlülüklerini zamanında yerine getirememelerine ve artan vergi borcu ile faiz yükleri nedeniyle faaliyetlerini durdurmalarına neden olmuştur.</p>
<p>Bu nedenle, şimdi çıkarılacak bir vergi affı ile sağlanacak kolaylıklar; bir yandan mükellefin ekonomik hayata dönerek faaliyetlerini sürdürebilmesine olanak tanıyacak, diğer yandan mükellefin vergiyle ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesiyle devlete gelir artışı sağlayacaktır. Acilen çıkarılacak bir vergi affı, hem kayıt dışılığı azaltacak hem de vergi kayıp ve kaçaklarını önleyecek, hem de toplumsal barışı sağlayacaktır.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/toplumsal-baris-icin-acil-vergi-sigorta-bag-kur-prim-ve-stok-affi/">Toplumsal barış için: Acil vergi, sigorta, BAĞ-KUR prim ve stok affı</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlet Plânlama Teşkilatı neden ve nasıl kurulmuştu?</title>
		<link>https://uluhaber.net/devlet-planlama-teskilati-neden-ve-nasil-kurulmustu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=devlet-planlama-teskilati-neden-ve-nasil-kurulmustu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Şenol Çarık]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 09:44:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=13319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ekonomi verilerini ve ekonomideki gidişata ilişkin değerlendirme ve yorumları ne zaman okusam aklıma Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) gelir. Plânlamanın, plânlı kalkınmanın önemine olan ihtiyaçtan aynı zamanda DPT’nin sık sık hatırlanması… Ülkemizin iktisadi ve toplumsal kalkınmasını daha da ileriye taşımak için 1960-2011 arasında faaliyette bulunan DPT neden ve nasıl kurulmuş, yıllar içinde nasıl bir değişim ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/devlet-planlama-teskilati-neden-ve-nasil-kurulmustu/">Devlet Plânlama Teşkilatı neden ve nasıl kurulmuştu?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ekonomi verilerini ve ekonomideki gidişata ilişkin değerlendirme ve yorumları ne zaman okusam aklıma Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) gelir. Plânlamanın, plânlı kalkınmanın önemine olan ihtiyaçtan aynı zamanda DPT’nin sık sık hatırlanması… Ülkemizin iktisadi ve toplumsal kalkınmasını daha da ileriye taşımak için 1960-2011 arasında faaliyette bulunan DPT neden ve nasıl kurulmuş, yıllar içinde nasıl bir değişim ve dönüşüm göstermişti? Hatırlayalım…</p>
<p>DPT, 27 Mayıs’ın ardından, 30 Eylül 1960’da çıkarılan 91 Sayılı Kanunla kurulur. Plânlama teşkilatının kuruluş düşüncesi, liberal bir ekonomi politikası izleyen DP iktidarının son döneminde gelişmiştir.<br />
Plânlamanın merkezi, bir bakıma ‘beyni’ olan DPT’nin kuruluşunda görevleri ve amaçları şu şekilde ifade edilmiştir: Ülkenin doğal, toplum sal ve ekonomik bütün kaynaklarını ve olanaklarını saptamak. İzlenecek olan toplumsal ve ekonomik politikaları ve hedefleri belirlemek, hükümete bu yönde yardımcı olmak. Bakanlıklar arasında ekonomik konularda koordinasyon sağlamak ve ilgili önerilerde bulunmak. Hükümetçe belirlenen hedeflere yönelik plânlar hazırlamak; plânların uygulanması aşamasında ilgili kurum ve kuruluşlara gereken önerilerde bulunmak, plânın uygulanışını izlemek ve gerektiğinde değişiklikler yapmak. Özel sektörün etkinliklerini plan hedef ve amaçları yönünde teşvik ve düzenleyecek önerilerde bulunmak.</p>
<p><strong>DENGELİ İKTİSADİ KALKINMA</strong></p>
<p>Uzun vadeli ve yıllık plânlar hazırlama göreviyle yükümlü olan ve 1963 yılından itibaren üç beş yıllık plân hazırlayan DPT’nin ilk müsteşarı Osman Nuri Torun’dur. Toplumcu eğilimlere sahip bu kadrolar, hazırladıkları 1963-67 yıllarını kapsayan ilk ‘Beş Yıllık Kalkınma Plânı’ metnini dengeli bir iktisadi kalkınma plânı olarak hazırlamışlardır. ‘İktisadi kamu teşebbüsleri’, ‘konut sorunu’, ‘sosyal hedefler’, ‘finansman’ en önemli hususlar olmuştur. Büyük tartışmalara neden olan metin çeşitli değişikliklerin ardından kabul edilir. Sonra sırasıyla; Ziya Müezzinoğlu, Mehduh Aytür, Orhan Çapcı gibi isimler Müsteşar olarak görev yapar. Daha sonra 1967 yılı Ocak ayında başında, Türkiye’nin neoliberal sisteme entegrasyonunun adımı olan 24 Ocak 1980 Kararları’nın mimarı Turgut Özal, DPT’nin başına geçer. Nisan 1971’e dek bu görevi sürdürür. Demirel’in başbakanlığındaki bu dönemde hazırlanan ‘İkinci Beş Yıllık Kalkınma Plânı’nda hür teşebbüse geniş teşvik olanakları sunulmuştur. Büyüme hızının üzerinde daha çok durulmuştur. Tarım ve sanayinin dengeli biçimde gelişimi eğilimi yerine, sanayinin ekonominin itici gücü olması öngörülmüştür. Öte yandan iktisadi istikrar, bunu da mali istikrar ile dış ödemeler dengesi oluşturmuştur. Hedefler arasında; ihraç sanayisinin gelişimi ve ihracat gelirlerinin yükseltilmesi de yer almış, yatırım malları üretimi öncelikler arasında alınmıştır.</p>
<p>Hocaların hocası Prof. Dr. Korkut Boratav, 1963 yılından itibaren uygulanan üç beş yıllık plânın, plânlama yöntemleri ve plân uygulaması üzerine bütün haklı eleştirilere rağmen, yatırım politikaları üzerinde belirleyici olduğunu belirtmiştir. Kamu yatırımları beş yıllık plânlar doğrultusunda belirlenen yıllık programlarla uyumlu olmak zorundaydı. Özel yatırımların da kimi desteklerden faydalanabilmek için DPT’nin ya da yatırım projelerinin plân amaçlarına uygun olup olmadığını denetlemekte olan kamu kuruluşlarının tasdikine gereksinimi bulunmaktaydı. Ekonominin yatırım politikalarıyla saptanan uzun vadeli kaynak tahsisleri önemli derecede plân hedeflerine göre belirlenmiştir.</p>
<p><strong>NEOLİBERAL RÜZGÂR…</strong></p>
<p>DPT, 1980’deki askeri darbe sonrasında hazırlanan 1982 Anayasası’nda ‘Sosyal ve Ekonomik Hükümler’ başlığı altında yer almıştır. Turgut Özal’ın başında olduğu ANAP iktidarı eliyle yürüyen serbest pazar ekonomisiyle sürdürülen sosyal değişim, ülkedeki kalkınma fikrine ve piyasalara direkt müdahale sürecine dek devam eden evrenin de ilk adımlarını atmıştır. DPT de bu rüzgârdan nasibini almıştır.</p>
<p>1990’lara gelindiğinde DPT’nin KHK’larla uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliğine gitmesine dönük düzenlemeler yapılması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte ‘Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Plânı’ yürürlüğe konulmuştur. İktisadi göstergeler ithalat-ihracat üzerinde yoğunlaşmıştır. “Toplumun refah seviyesini yükseltmek, rekabete açık bir toplum ve ekonomi ilkelerini uygulamaya koymak” olarak sıralanan plânda, 1990-93 arasındaki evrede mali politikalar, 1994 sonrasında ise yapısal reformlar uygulanmıştır.</p>
<p><strong>ADIM ADIM RAFA KALDIRILDI…</strong></p>
<p>1995-2000 yıllarını içeren dönemdeki plânda; “AB’ye üyelik hedefi ve Maastricht kriterlerine yasal ve kurumsal uyum, konuyla ilgili reformların, ekonomik ve sosyal dönüşüm” ifade edilmiştir. Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda Avrupa Birliği’yle uyum sürecine işaret edilmiştir. ‘Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Plânı’ sonrasında ise ‘Dokuzuncu Kalkınma Plânı’, AB programlama dönemine uyum için yedi yıl olarak düzenlenmek amacıyla TBMM’ye bir sene geç gönderilmiştir. DPT’nin hazırlamış olduğu uzun vadeli strateji plânına göre, “Küresel ölçekte rekabet edebilen&#8230; Avrupa Birliği uyum sürecini tamamlamış bir Türkiye&#8230;” amaçlı program hedeflenmiştir. Küreselleşmenin bütün sektörlerde etkili olması da diğer öngörülerdendir.</p>
<p>AB’ye tam adaylık süreci ile kalkınma ajansları kurulması dönemi başlamıştır. DPT, bu ajansların stratejik koordinasyonunu yürütmüştür. Plânlı kalkınma rafa kaldırılmıştır. DPT adım adım plânlama görevini terk edip koordinatör rolünü üstlenmiştir. Ve sonrasında da ‘Kalkınma Bakanlığı’nın kuruluşu ile lağvedilmiştir.</p>
<p>Prof. Dr. Bilsay Kuruç, İlhan Kesici, Memduh Aytür, Kemal Cantürk,  Yusuf Bozkurt Özal, Kemal Madenoğlu, Yıldırım Aktürk gibi isimler de DPT Müsteşarı olarak görev yapmıştı&#8230;</p>
<p>Kısa, orta ve uzun vadeli plânlamaların hemen her alanda öneminin giderek arttığı bir dönemde; plânlı kalkınma, adil gelir dağılımı, vergi reformu, KİT’lerin yeniden örgütlenmesi, kamu kuruluşlarının idari yapılarının iyileştirilmesi, kalkınma bankacılığının kurulması, sermaye piyasasının yeniden örgütlenmesi, kooperatifçiliğin ilerletilmesi, iç pazarın tekrar örgütlenmesi benzeri birçok hususu gündemine almış olan DPT’ye bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç yok mudur?</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>&#8211; Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908-2009, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2012.</p>
<p>&#8211; Tevfik Çavdar, “Cumhuriyet Döneminde Türk İktisadi Düşüncesi”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 4, s. 1074-1084, İletişim Yayınları, İstanbul, 1983.</p>
<p>&#8211; İlhan Tekeli ve Selim İlkin, Uygulamaya Geçerken Türkiye’de Devletçiliğin Oluşumu, Türkiye Belgesel İktisat Tarihi-2, Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 2009.</p>
<p>&#8211; Cemal Mıhçıoğlu, “Devlet Planlama Örgütünün Kuruluş Günleri”, Prof. Dr. Fadıl H. Sur’un Anısına Armağan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Yayın No: 522, s.229-257, Ankara, 1983.</p>
<p>&#8211; Cumhuriyetin Ekonomi Politiği, Der: Şenol Çarık, Tarihçi Kitabevi, 2. Baskı, İstanbul, 2020.</p>
<p>-Osmanlıdan Günümüze Türkiye&#8217;de Siyasal Hayat, Yay. Haz: Gökhan Atılgan, Cenk Saraçoğlu, Ateş Uslu, Yordam Kitap, İstanbul, 2015.</p>
<p>https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/960/Devlet_Planlama_Teşkilati</p>
<p>https://www.ilhankesici.org/tr/medya/basin/devlet-planlama-teskilati-dpt-ugur-emek-karar</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/devlet-planlama-teskilati-neden-ve-nasil-kurulmustu/">Devlet Plânlama Teşkilatı neden ve nasıl kurulmuştu?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekonomi politik, iç siyaset ve dış politika</title>
		<link>https://uluhaber.net/ekonomi-politik-ic-siyaset-ve-dis-politika/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ekonomi-politik-ic-siyaset-ve-dis-politika</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 09:42:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=13317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk; İzmir İktisat Kongresi’nden hemen önce, İzmit’te, İstanbul’dan gelen gazetecilerle sohbet ederken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir devlet-i iktisadiye yani ekonomi devleti olacağını söylemiştir. Yaygın olarak Atatürk İzmir İktisat Kongresi olarak bilinen Birinci İktisat Kongresi’nin açılışında da, 17 Şubat 1923’te, şöyle demiştir: “Tarih, milletlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini ararken birçok siyasi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/ekonomi-politik-ic-siyaset-ve-dis-politika/">Ekonomi politik, iç siyaset ve dış politika</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk; İzmir İktisat Kongresi’nden hemen önce, İzmit’te, İstanbul’dan gelen gazetecilerle sohbet ederken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir devlet-i iktisadiye yani ekonomi devleti olacağını söylemiştir.</p>
<p>Yaygın olarak Atatürk İzmir İktisat Kongresi olarak bilinen Birinci İktisat Kongresi’nin açılışında da, 17 Şubat 1923’te, şöyle demiştir:</p>
<p><em><strong>“Tarih, milletlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini ararken birçok siyasi, askeri, toplumsal sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler, toplumsal olaylarda rol oynarlar. Fakat bir milletin doğrudan doğruya yaşamıyla, yükselişiyle, çöküşüyle ilişkili ve ilgili olan, milletin ekonomisidir. Tarihin ve deneyimin belirlediği bu gerçek, bizim milli yaşamımızda ve milli tarihimizde de tamamen belirmiş bulunmaktadır. Gerçekten Türk tarihi incelenirse bütün yükseliş ve çöküş sebeplerinin bir ekonomi sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır. Tarihimizi dolduran bunca başarılar, zaferler veya mağlubiyetler, yokluk ve felâketler, bunların hepsi meydana geldikleri dönemlerdeki ekonomik durumumuzla ilgili ve ilişkilidir. Yeni Türkiyemizi layık olduğu düzeye eriştirebilmek için, kesinlikle ekonomimize birinci derecede önem vermek zorundayız. Çünkü zamanımız tamamen bir ekonomi döneminden başka bir şey değildir”</strong></em></p>
<p>Cumhuriyetin iktisadi tercihlerini, planlamaya verdiği önemi, kamuculuk ve devletçilik konularındaki hassasiyetini biliyoruz. Atatürk sonrasında bu siyasi tercihlerden nasıl ödün verildiğini, hatta nasıl tam tersi adımlar atıldığını da biliyoruz elbette.</p>
<p><strong>Gelelim bugüne&#8230; Bugünün sorunlarına, çözüm önerilerine, ekonomi politik tercihlerine…</strong></p>
<p>Hepimizin malumudur; bağımsız bir iktisat, bağımsız bir siyaset, bağımsız bir dış politika izleyebilmek için gereken şartlar bellidir. İktisat ve siyaset arasındaki doğrudan, sarsılmaz, kopmaz ilişkide, başat olan, belirleyici olan iktisattır. İktisat politikasının bağımsız, güçlü ve milli olması, iç ve dış siyaset açısından da yaşamsaldır.</p>
<p><strong>Bu şekilde bir iktisat politikası için de yapılacaklar üç aşağı beş yukarı bellidir elbette. Ekonomi; üretken, verimli olmalıdır. Kaynaklar; doğru, akılcı, üretken biçimde kullanılmalıdır. Dışa bağımlılıktan özenle kaçınılmalıdır. Bu kapsamda ithal ikameci politikalar benimsenmelidir. Temel girdilerin, tüketim mallarının yurtiçinde üretilmesi tercih edilmelidir. Yatırım ve harcamalarda, kamu yararı gözetilmelidir. Gerektiğinde devlet bizzat üretici, yatırımcı olmalıdır. Dış borç almaktan olabildiğince uzak durulmalıdır. Zorunlu olarak dış borç alınırsa da, akılcı yatırımlarda kullanılmalıdır. </strong></p>
<p>Kalkınmanın dengeli, sağlıklı, sürdürülebilir olması için öncelikle planlama esastır. Bu kapsamda yine öncelikle iç kaynaklar kullanılmalıdır. Sürekli dış borç alarak kalkınmak ve bağımsız olmak, bağımsız dış politika izlemek mümkün değildir.</p>
<p>İç piyasanın ardına kadar yabancı sermayeye açılması ve bunun özendirilmesi yanlıştır. Sınırsız, denetimsiz bir serbest ticaret politikasını savunmak, liberal ezberlere teslim olmaktır. Yabancı sermayeye sınırsız alan açılmasını savunanlara, özelleştirmelere, sınırsız ithalata, üretmek yerine ithal etmeye, devletin denetim görevinin devre dışı bırakılmasına, her alanın, her sektörün ardına kadar yabancı sermayeye açılmasına, gümrüklerin sıfırlanmasına, sürekli dış borç alınmasına karşı çıkmak gerekir. Aksi takdirde bağımsız bir iktisat politikası da bağımsız bir dış politika da hayata geçirilemez.</p>
<p><strong>Nasıl ki iktisat ve siyaset bir bütündür, birbirinin olmazsa olmazıdır, aralarında doğrudan ve ayrılmaz bir ilişki vardır, aynı ilişki iç siyaset ve dış siyaset arasında, dış siyaset ve iktisat arasında da vardır. Bir devletin dış politikası da, aynen iç politikası gibi, ekonomik gücünden bağımsız değildir. </strong></p>
<p>Nasıl ki dış siyaset, iç siyasetin devamı olarak nitelenir, izlenen iktisat politikaları da, dış politikayı doğrudan etkiler. Güçlü ve bağımsız bir dış politika izleyebilmek için, güçlü ve bağımsız bir ekonomiye sahip olmak gerekir.</p>
<p>Mali açıdan, dış kaynaklara bağımlı olmak, önünde sonunda, dış politikada da bağımlılık doğurur. Kendi tarihimizden örnek vermek gerekirse, Osmanlı Devleti’nin yaşadığı bunalım ve çöküş, bu yalın ve acı gerçeğin kanıtıdır. Dış borçlara bağımlı oluşu, yarı sömürge durumuna düşüşü ve tarih sahnesinden silinişi arasında doğrudan ilişki vardır. 1980’de hayata geçirilen 24 Ocak kararlarından bu yana Türkiye’nin izlediği iktisat politikaları, IMF ve Dünya Bankası reçetelerinin ve programlarının sonuçları da, ekonomik bağımsızlığın ve kaçınılmaz olarak siyasi bağımsızlığın nasıl tahrip edildiğinin kanıtları arasındadır.</p>
<p>Bu acı tablo, iç siyasette, toplumsal yaşamda da derin izler bırakmıştır. Örneğin, siyaset konuşulduğu zaman kaçınılmaz olarak gündeme gelen siyasetin finansmanı sorunu, siyasette paranın tahakkümü meselesi, sadece siyasal partiler açısından değil, çok daha ötesinde demokratik rejim açısından çok temel bir meseledir. Bu durum, siyasette sadece belediye rantıyla, delege ağalarıyla izah edilemez. Çok daha geniş ölçekte çetelerin, mafya gruplarının, organize suç örgütlerinin siyasete müdahalesinin de önünü açar. Açmaktadır da. Böyle bir düzende çevreye, doğaya, yeşile, tarihsel ve kültürel mirasa sahip çıkılması olanaksızdır. Orman yangınlarının önüne geçilmesi imkânsızdır.</p>
<p>Sözün özü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk; iktisatsız istiklal olamayacağını belirterek, milli egemenlik için mali egemenliğin zorunlu olduğunu vurgulayarak, askeri ve siyasi zaferlerin kalıcı olması için, iktisadi zaferlerle tamamlanmaları gerektiğini söyleyerek, bu konuda Türk Milleti’ni uyarmıştır, hem de Cumhuriyetin ilanından evvel. Erken Cumhuriyet döneminin çizdiği yoldan ayrılmak ise çok ağır sonuçlar doğurmuştur.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/ekonomi-politik-ic-siyaset-ve-dis-politika/">Ekonomi politik, iç siyaset ve dış politika</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Donald Trump, Ahmed Şara’yı niçin övdü?</title>
		<link>https://uluhaber.net/donald-trump-ahmed-sarayi-nicin-ovdu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=donald-trump-ahmed-sarayi-nicin-ovdu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 May 2025 10:31:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=13006</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Başkanı Trump, Ortadoğu turunda, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüştü. Kısa süren görüşmenin harika geçtiğini söyleyen Trump; Şara için,  “Genç, çekici bir adam. Sert bir adam. Güçlü bir geçmişi var. Bir savaşçı” dedi. 25 yıl sonra ilk kez bir ABD başkanıyla bir Suriye cumhurbaşkanı bir araya gelirken, Trump, Şara’yı, İsrail’le İbrahim Anlaşmalarını [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/donald-trump-ahmed-sarayi-nicin-ovdu/">Donald Trump, Ahmed Şara’yı niçin övdü?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Trump, Ortadoğu turunda, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüştü. Kısa süren görüşmenin harika geçtiğini söyleyen Trump; Şara için,  <strong>“Genç, çekici bir adam. Sert bir adam. Güçlü bir geçmişi var. Bir savaşçı”</strong> dedi. 25 yıl sonra ilk kez bir ABD başkanıyla bir Suriye cumhurbaşkanı bir araya gelirken, Trump, Şara’yı, İsrail’le İbrahim Anlaşmalarını imzalamaya çağırdı.</p>
<p>Türkiye’deki terörsüz Türkiye sürecini, diğer ifadeyle <strong>yeni açılım sürecini</strong>, Suriye’deki gelişmelerle birlikte ele almak gerektiğinden, ABD başkanının, Suriye cumhurbaşkanı hakkındaki övgü dolu sözlerini birkaç yönden ele almak gerekiyor.</p>
<p>Biliyoruz, Suriye’deki yeni rejim ABD ve İsrail’e karşı tam bir teslimiyet içinde. Ne İsrail’in Golan Tepeleri&#8217;ndeki işgalinin de ötesinde, tarafsız bölgeyi işgaline hayır diyebiliyor ne de sıklıkla Suriye topraklarını bombalamasına itiraz edebiliyor.</p>
<p>İsrail, Suriye’deki Kürtleri ve Dürzileri, bağımsızlık adımları atmaları yönünde sürekli teşvik ve tahrik ederken, Suriye hiç ses çıkarmıyor. Hele de ABD’nin, Suriye’yi İsrail’le İbrahim Anlaşmaları imzalamaya davet etmesi, Suriye yönetiminin teslimiyetini, aczini göstermesi açısından ibretlik.</p>
<p>Anımsayalım, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan ve Fas, şimdiye dek İbrahim Anlaşmalarını imzalayan Arap ülkeleri. Eğer Suriye de imzalarsa, süreç Suudi Arabistan’ın imzasıyla daha da pekişir muhtemelen.</p>
<p>Bu kapsamda Ahmed Şara’nın, göreve geldikten kısa süre sonra söylediği şu söz çok önemli: <strong>“Yeni Suriye, İsrail’e tehdit oluşturmuyor”.</strong></p>
<p>Belleğimizi tazeleyelim, ABD ve müttefiklerinin Suriye’ye çullanmasının sebepleri arasında, Ortadoğu’nun zengin enerji kaynaklarının hangi güzergâh üzerinden dünya pazarlarına açılacağı da vardı. Çünkü Suriye, özellikle İran’ı devre dışı bırakan projelere itiraz ediyordu.</p>
<p>Rusya’yla ilişkileri iyiydi. Filistin’de Hamas’ı, Lübnan’da Hizbullah’ı destekliyordu İsrail’e karşı. Suriye’nin hedefe konmasının önemli sebeplerinden bir diğeri de, Çin’in 2013 yılından beri öncülük ettiği Kuşak ve Yol projesini ABD’nin baltalama çabasıydı. Çünkü Suriye hem Ortadoğu’daki konumu hem de Akdeniz’e kıyıdaş olmasıyla önemliydi bu kapsamda.</p>
<p>Anımsatalım, İsrail; Irak’taki Kürtlerin de bağımsızlığını istiyor. Barzani, 2017’de, Irak’ın kuzeyinde bağımsızlık için referandum yaptığında, İsrail’den, “Bağımsızlığınızı ilan ederseniz, hemen tanırız” mesajı gelmişti. Barzani ailesinin CIA ve MOSSAD ile yakın, derin ilişkileri bilinir. Bu ilişkileri ilk yazanlardan biri de Uğur Mumcu’dur.</p>
<p>Mumcu, MOSSAD ve Barzani adlı yazısında (07. 01. 1993, Cumhuriyet) ve başka pek çok yazısında bu konuyu işlemiştir.</p>
<p><strong>İsrail’in Irak ve Suriye’nin Kürtlerine ilişkin planına göre, iki ülkenin Kürtleri sayesinde, hem Irak hem Suriye bölünecek. İsrail’in nüfuzu altında bir Kürt devleti kurulacak. Kürtler ve Araplar arasında sert bir gerilim yaşanacak. Kürt devleti, kaçınılmaz olarak Türkiye ve İran’ı çok rahatsız edecek. </strong></p>
<p>İsrail’in planı böyle, fakat Irak’ın kuzeyindeki Kürt örgütleriyle, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt örgütlerinin kendi aralarında sert bir güç mücadelesi vermeyeceklerinin güvencesi yok. ABD de bunu çok iyi biliyor. <strong>Bildiği için de, daha 1960’lardan beri, Türkiye’nin, Ortadoğu’daki Kürtleri himayesine almasını istiyor.</strong> Türkiye’nin Ortadoğu’daki Kürtleri de içerecek şekilde büyümesini, bu bağlamda bir federasyonu veya konfederasyonu düşünmesini öneriyor. <strong>Her durumda Türkiye’ye feodalizm üzerinde federalizmi dayatıyor ABD. </strong></p>
<p>ABD; Türkiye içinde hiçbir etkisi kalmayan ve kendini fesheden PKK terör örgütünün uzantılarının, Türkiye’de zaten yıllardır siyaset yaptığı ortadayken, Suriye’de PYD – YPG terör örgütünün Şam’la anlaşma imzalamasına, adeta devlet içinde devlet gibi örgütlenmesine zemin hazırlayarak şunu amaçlıyor: <strong>Irak’ın kuzeyinden sonra, Suriye’nin kuzeyinde de bir Kürt özerk bölgesi kurmak.</strong> Bir zamanlar Irak veya Suriye’deki bir Kürt devleti için, “casus belli” yani savaş sebebidir diyen Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyindeki özerk Kürt bölgesine karşı çıkmasını engellemek. Aynen Irak’taki Kürt bölgesine karşı çıkmasının engellendiği, tersine destek vermesinin sağlandığı gibi.</p>
<p><strong>Türkiye’de de bunun altyapısı şöyle oluşturuluyor: İslamcılara, Osmanlıcılara &#8216;Türkiye büyüyor, eski topraklarına doğru genişliyor&#8217; deniliyor.</strong></p>
<p><strong>Milliyetçilere, &#8216;Türkiye bölünmedi, Kürdistan kurulmadı, Misak-ı Milli’yi hayata geçiriyoruz&#8217; deniliyor.</strong></p>
<p><strong>Kürtçülere, liberallere, &#8216;Irak’ın kuzeyinden sonra, Suriye’nin de kuzeyinde bir Kürt özerk bölgesi oluştu, az sabredin bir süre sonra bunlar bağımsızlık olurlar, Kürdistan kurulur, sonra da sıra İran’a gelir&#8217; deniliyor. </strong></p>
<p>İşin acı tarafı, bu süreçte Irak ve Suriye’deki Türkmenlerin adı bile anılmadığı gibi, İran’dan sonra sıranın hangi ülkeye geleceği de hiç sorulmuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak;12 punto</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/donald-trump-ahmed-sarayi-nicin-ovdu/">Donald Trump, Ahmed Şara’yı niçin övdü?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulusal kalkınma, üretim ekonomisi ve planlama</title>
		<link>https://uluhaber.net/ulusal-kalkinma-uretim-ekonomisi-ve-planlama/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ulusal-kalkinma-uretim-ekonomisi-ve-planlama</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2025 13:38:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12942</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye; ekonomik sorunlarını bir türlü çözemiyor. 24 Ocak 1980’den beri ekonomide izlenen yol, “24 Ocak Kararları” olarak tarihe geçen ve darbe koşullarında uygulanan politikaların yarattığı yapısal sorunları aşamıyor. 1980 öncesinde de çok sağlıklı bir ekonomiye sahip olmayan Türkiye’nin, 1980 sonrasında tercih ettiği ekonomi – politik tercihler, iktidara gelen farklı partilerin, özünde tek bir ekonomik program [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/ulusal-kalkinma-uretim-ekonomisi-ve-planlama/">Ulusal kalkınma, üretim ekonomisi ve planlama</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye; ekonomik sorunlarını bir türlü çözemiyor. 24 Ocak 1980’den beri ekonomide izlenen yol, “24 Ocak Kararları” olarak tarihe geçen ve darbe koşullarında uygulanan politikaların yarattığı yapısal sorunları aşamıyor. 1980 öncesinde de çok sağlıklı bir ekonomiye sahip olmayan Türkiye’nin, 1980 sonrasında tercih ettiği ekonomi – politik tercihler, iktidara gelen farklı partilerin, özünde tek bir ekonomik program uygulamaları, gelir dağılımı adaletsizliğini büyütüyor. Servet – sefalet uçurumunu derinleştiriyor. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapıyor. Bu ekonomik tablo, kaçınılmaz olarak siyasetten kültüre, aile yapısından ahlaka, kentleşmeden sanata, güvenlikten hukuka dek her alana yansıyor.</p>
<p>Üretime değil tüketime, ihracata değil ithalata dayalı büyüme modelini tercih etmenin ağır sonuçlarını yaşıyor Türkiye. Daha uzun yıllar da yaşayacak. Bu yanlış tercihin sonuçlarına katlanacak. Büyümek için üretmek ve ürettiğini ihraç etmek, üretmek için de planlamak gerektiğini unutan Türkiye; yapısal olan cari açık sorununu da çözemiyor. Yüksek dış borç, yüksek enflasyon, yüksek döviz kuru, yüksek işsizlik, yüksek dış ticaret açığı, yüksek bütçe açığı söz konusu oldukça, her ne kadar dünyanın ilk 20 ekonomisi arasında olsa da, orta gelir tuzağından kurtulamıyor Türkiye. Tasarruf yapamıyor.</p>
<h3>Ulusal ekonomi, ulusal bağımsızlık, ulusal egemenlik</h3>
<p>Güçlü bir üretim ve ihracat olmayınca, cari fazla verilmeyince, cari açık yapısal olunca, bunun sonuçları sadece ekonomik alanda kalmıyor. Siyasete de yansıyor. İstiklal-i tam ve hakimiyet-i milliye, yani tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkelerine dayanarak Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk sonrasındaki yanlış tercihlerin sonucu olarak, güçlü bir ekonomiye sahip olmamanın yansımalarını dış politikada, savunma ve güvenlik politikalarında da yaşıyor.</p>
<p>Atatürk’ün sözleriyle, mali egemenlik olmadan milli egemenlik olmayacağını, iktisatsız istiklalin mümkün olmadığını kavramamanın sonuçlarını yaşıyoruz. Lozan müzakerelerinde en çetin mücadelenin kapitülasyonların kaldırılması için verildiğini unutmanın sonuçlarını yaşıyoruz. Lozan’da, 20 Kasım 1922’de başlayan müzakerelere 4 Şubat 1923’te ara verildiğinde, İzmir’de, Türkiye İktisat Kongresi’ni (17 Şubat – 4 Mart 1923, yaygın olarak İzmir İktisat Kongresi olarak bilinir) toplamanın önemini hatırlamamanın sonuçlarını yaşıyoruz. Daha da yaşayacağız maalesef.</p>
<p>Oysa 1. Türkiye İktisat Kongresi’nin açılışında Mustafa Kemal Paşa; siyasi ve askeri zaferlerin, iktisadi zaferlerle tamamlanması gerektiğini vurgulamış ve şu noktalara dikkat çekmişti: “Bir milletin doğrudan doğruya yaşantısıyla ilgili olan, o milletin ekonomik durumudur”… “Tarihimizi dolduran zaferler ve başarısızlıkların tümü, ekonomik durumumuzla yakından ilgilidir”… “Çağımız tamamen bir ekonomi devrinden başka bir şey değildir”… “Kılıçla fetih yapanlar, sabanla fetihler yapanlara yenilmeğe ve sonunda yerlerini terk etmeğe mahkûmdurlar”… “Kılıç kullanan kol yorulur; fakat saban kullanan kol, her gün daha çok kuvvetlenir ve her gün daha çok toprağa sahip olur”… “Tam bağımsızlık için şu prensip vardır: Milli egemenlik, ekonomik egemenlikle pekiştirilmelidir”…</p>
<p>Atatürk; izleyen yıllarda da Meclis’i açış konuşmalarında ekonomik sorunlara ve çözüm yollarına dikkat çekmeği sürdürmüştür. Büyük önderin bu bilinci ve hassasiyeti sayesinde genç Cumhuriyet, devletçilik ve planlamayla hızlı bir kalkınma sürecine girmiştir. Aşar vergisini kaldırarak köylüyü, çiftçiyi rahatlatmış, bu verginin kalkmasıyla çok önemli bir vergi gelirinden mahrum kalmasına rağmen, atılımını sürdürmüştür. Bir yandan da Osmanlı Devleti’nin borçlarını ödemiştir.</p>
<p>İzlenen devletçilik, çok sert, çok katı bir devletçilik değildir. İsmet İnönü’nün sözleriyle, mutedil devletçiliktir. 30 Ağustos 1930’da, Sivas demiryolu hattının açılışında, izlenen devletçiliği şöyle anlatmıştır İsmet Paşa: “Liberalizm nazariyatı bu memleketin güç anlayacağı bir şeydir. Biz iktisadiyatta hakikaten mutedil (ılımlı) devletçiyiz. Bizi bu istikamete sevkeden bu memleketin ihtiyacı ve bu milletin fıtri temayülüdür”.</p>
<p>Atatürk de devletçiliği şu sözlerle anlatmıştır: “Türkiye’nin uyguladığı devletçilik sistemi, 19. yüzyıldan beri sosyalizm kuramcılarının ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye’nin gereksinimlerinden doğmuş, Türkiye’ye özgü bir sistemdir. Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Bireylerin özel girişimlerini ve faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin bütün gereksinimlerini ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında yüzyıllardan beri bireysel ve özel girişimlerle yapılamamış olan şeyleri bir an önce yapmak istedi ve kısa bir zamanda yapmayı başardı. Bizim izlediğimiz bu yol, görüldüğü gibi, liberalizmden başka bir yoldur”.</p>
<h3>Bütüncül kalkınma ve planlama</h3>
<p>Güçlü, sağlıklı, üretken bir ekonomi için, ulusal bir ekonomik programa sahip olmak gerekir. Bu nedenle üretim ekonomisi zorunludur. Çünkü üretim, yatırım, istihdam, ihracat olmadan, gelişmek, kalkınmak, güçlenmek, refaha ulaşmak olanaksızdır. Nitelikli ve sürdürülebilir bir üretimin yolu da planlamadan, planlı sanayileşmeden, planlı kalkınmadan geçer.</p>
<p>Böylesi bir ekonomik atılım için, büyük çaplı bir kalkınma hamlesi için temel sorun sermaye bulmaktır. Dışarıdan gelecek sermayeye, bir başka ifadeyle yabancı sermayeye, dış borca, dışarıdan alınan krediye, ekonomik, politik gerekçelerle, bağımsızlık, egemenlik ve güvenlik gerekçesiyle temkinli, tedbirli, ihtiyatlı, mesafeli bakan, bu konuda çok da haklı olan geniş bir kesim mevcuttur. Bu türden çekinceleri, kaygıları, endişeleri olanlar, bu sorunu çözmek için milli bir bankacılık sistemine gereksinim duyulduğunu belirtirler. Yerli sanayinin gelişimi için, üretim seferberliği için, milli ve güçlü bir bankacılık sistemi zorunludur.</p>
<p>Cumhuriyeti kuranlar da, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, böyle düşünmüşlerdir. Çok önce, 1863 yılında kurulmuş olan Ziraat Bankası’nı daha etkin kılmış, ayrıca 1924 yılında Türkiye İş Bankası’nı, 1933 yılında Sümerbank’ı, 1935 yılında Etibank’ı kurmuşlardır. Pamuklu – bez üretiminden kâğıt – selüloz üretimine, demir – çelik üretiminden çimento üretimine dek çok geniş bir yelpazede kurulan fabrikalarla öncelikle üretim bilinci, üretim seferberliği, üretim coşkusu, üretim özgüveni aşılanmıştır topluma. Yerli malı ve tutum haftalarıyla da kendi ürettiğini tüketmenin mutluluğuna, bilincine, rahatlığına varmak amaçlanmıştır, ekonomik boyutları yanında. Bunlarla dalga geçen liberallerin, ABD’deki “use American”, “buy American” kampanyalarını, ABD malı kullanılmasını özendiren, hatta zorunlu kılan yasal düzenlemeleri, ihale şartnamelerini nasıl karşıladıkları merak konusudur.</p>
<h3>Tasarruf bilinci ve sermaye birikimi</h3>
<p>Bir ülkede sermaye birikimini sağlamanın en ideal, en sağlam, en sağlıklı kaynağı milli tasarruftur. Türkiye’de de sanayileşmenin temelinde bu ulusal tasarruf bilinci ve devletçilik ilkesi vardır. Üstelik Türkiye, savaş yorgunu bir ülke olarak, bir yandan Osmanlı borçlarını ödemiş (ilk borcu 1854 yılında alan Osmanlı’nın borcunun son taksitini Türkiye Cumhuriyeti 1954 yılında ödemiştir) bir yandan da sanayi hamlesi yapmıştır. Bunu da enflasyona ve borçlanmaya yol açmadan başarmıştır. Sadece yabancı kaynağa güvenerek, sadece yabancı kaynağa bel bağlayarak iktisadi sorunlar çözülmez. Bir ülkenin bu yolla sanayileşmesi, gelişmesi, kalkınması, refaha kavuşması olanaksızdır.</p>
<p>Ticarette, ileri teknoloji içeren, yüksek kaliteli mallar üretip, bunu da rekabetçi bir ortamda makul fiyata satmak önemlidir. Çünkü bu yolla zengin olunur, katma değer yaratılır, vergi gelirleri artırılır, ihracat yapılır, yeni iş sahaları açılır. Böyle bir endüstriyel ve teknolojik altyapıya sahip olan ülke, sadece iç pazarı değil daha çok dış pazarı, yani öncelikle iç tüketimi değil ihracatı düşünür. İhracatın niteliği, yarattığı değer, kazandırdığı döviz, kârlılık oranı da önemlidir. İhracatın getirisinin yüksek olması, ulusal refaha katkı sağlaması gerekir. Sanayinin niteliği, rekabete açıklığı, dünya ölçeğinde üretim yapabilme kabiliyeti, ihracata olumlu yansır. Bu bağlamda ihracat, hem yüksek büyüme hızı yakalamada hem de sürdürülebilir kalkınmada önemli bir unsurdur. Almanya, Japonya, Çin, Güney Kore bu açıdan önemli örneklerdir.</p>
<p>Türkiye; 2. Dünya Savaşı yıllarında, başarılı ve dengeli bir dış politika izlemesi yanında, başarılı bir dış ticaret politikası izlemiştir. Elindeki sınırlı kaynakları, savaş koşullarını da dikkate alarak, akılcı biçimde kullanmıştır. Son derece sınırlı ithalat yapabildiği savaş yıllarında, maden ihracıyla, krom ihracıyla dış ticaret fazlası vermiştir. İhracatın ithalattan fazla olduğu o dönemde Türkiye; altın stoklarını artırmıştır. Savaş yıllarının, tutumlu olmayı, tasarrufu zorunlu kılan ortamında CHP; 1950 seçimlerinde iktidarı kaybedince, Demokrat Parti, Hazine’yi, yüksek altın stokuyla devralmıştır. Ne var ki Demokrat Parti, bu zengin altın stokunu verimli yatırımlara, üretken ekonomi politikalarına yöneltmek yerine, önceliği ithalata vermiştir. Bu ithalat sayesinde, piyasada bolluk havası esmiştir. Bu bolluk havası da, Demokrat Parti’nin başarılı bir ekonomi, başarılı bir sanayi, başarılı bir ticaret politikası izlediği yönünde genel bir algı oluşmasını sağlamıştır. Bunun da etkisiyle 1954 seçimlerinde Demokrat Parti; oylarını 1950 seçimlerine oranla daha da artırmıştır. Fakat Demokrat Parti’nin izlediği ekonomi politikasının yanlışlığı, bir süre sonra görülmüş, bu da 1957 seçimlerindeki oy oranına yansımıştır.</p>
<p>Bir devletin, bir başka devletten dış kaynak bulması birkaç yolla hayata geçer. Birincisi, doğrudan yabancı sermaye yatırımları çekmektir. İkincisi, maddi varlıkların yabancılar tarafından satın alınmasıdır. Üçüncüsü, finansal varlıkların yabancılar tarafından satın alınmasıdır. Dördüncüsü, yurt dışından borç almaktır. Beşincisi, yurt dışından yapılan karşılıksız yardımlar, bağışlardır. Doğrudan yabancı sermaye yatırımı, mal veya hizmet üretecek yeni tesis, işletme kurulması, mevcut bir tesisin üretim kapasitesinin genişletilmesi, modernizasyonu, faaliyete geçirilmesi amacıyla yurt dışından getirilen nakdi sermaye ile makine donanımı, alet şeklinde ayni sermayeyi kapsar. Yabancı sermaye yatırımı, dışarıya kâr, dışarıya sermaye transferi yaptığı için, getirdiğinden daha fazlasını geri götürür. Girdilerinin bir bölümünü yurt dışından getiriyorsa, yüksek fiyat, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kâr transferi de yapar. Piyasada hakim konumunu kötüye kullanarak yerli, özellikle de küçük firmaları piyasadan dışlar. Fiyat liderliği yaparak, rekabeti sınırlar. Osmanlı döneminde de görüldüğü gibi, siyasal olarak kendi ülkesinin çıkarlarını korur ve baskı oluşturur. Dış kaynakla, dış borçla sorunlarını çözmüş, kalkınmış ülke yoktur. (Öztin Akgüç, “Dış kaynak yük, yükümlülüktür”, Cumhuriyet, 24. 07. 2024)</p>
<p>Liberallerin bir diğer iddiası da, teknolojik gelişmenin, mutlaka, kategorik olarak, kaçınılmaz biçimde toplumda adaleti, eşitliği sağladığına veya pekiştirdiğine ilişkindir. Bu yaklaşım yanlıştır. Teknolojik gelişme, ille de, mutlaka toplumsal gelişmeye, eşitliğe, adalete, refahın tabana yayılmasına zemin hazırlamaz. Bunlar için politik, ideolojik, toplumsal, sınıfsal mücadele, hem de örgütlü mücadele gerekir.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/ulusal-kalkinma-uretim-ekonomisi-ve-planlama/">Ulusal kalkınma, üretim ekonomisi ve planlama</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘İletişimi anlamak insanı ve toplumunu anlamaktır’</title>
		<link>https://uluhaber.net/iletisimi-anlamak-insani-ve-toplumunu-anlamaktir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iletisimi-anlamak-insani-ve-toplumunu-anlamaktir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Şenol Çarık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2025 13:36:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12940</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazının başlığı iletişim biliminin önde gelen hocalarından Prof. Dr. İrfan Erdoğan’ın “İletişimi Anlamak” kitabından. Toplumu ve onu oluşturan insanı anlama gayretindeki bilimler arasında ve hatta kesişim noktasında bulunmaktadır İletişim. Var olan bireysel, toplumsal ilişkilerde de iletişim bir gereklilik değil kaçınılmazlık durumudur! Ve elbetteki “teknoloji”, “yeni teknoloji” ile birlikte iletişim araçları da değişmektedir. Sözünü ettiğimiz “yeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/iletisimi-anlamak-insani-ve-toplumunu-anlamaktir/">‘İletişimi anlamak insanı ve toplumunu anlamaktır’</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazının başlığı iletişim biliminin önde gelen hocalarından Prof. Dr. İrfan Erdoğan’ın “İletişimi Anlamak” kitabından. Toplumu ve onu oluşturan insanı anlama gayretindeki bilimler arasında ve hatta kesişim noktasında bulunmaktadır İletişim.</p>
<p>Var olan bireysel, toplumsal ilişkilerde de iletişim bir gereklilik değil kaçınılmazlık durumudur!</p>
<p>Ve elbetteki “teknoloji”, “yeni teknoloji” ile birlikte iletişim araçları da değişmektedir. Sözünü ettiğimiz “yeni teknoloji” daha çok bugün kullandığımız araçları kapsamaktadır. “Yeni” tabiri elbette yaşanılan döneme özgüdür. Bugünün “yeni”si ile dünün “yeni”si ayrıdır. Radyonun hakim olduğu 1900’lü yılların ilk yarısı olan dönemin yeni teknolojisi radyoydu. Bu dönem bir diğer adıyla ‘Radyo Çağı’ydı. 1950 ve 60’larda ise yeni teknoloji’nin temsilcisi ‘televizyon’du.</p>
<p>İletişim araçlarını anlamanın, anlamlandırmanın insanı ve onun var olduğu toplumu anlamak olduğunu bir kez daha yineleyelim.</p>
<p>İletişim araçlarının gelişimi de iktisadi, sosyal, kültürel değişim, dönüşümle ilintilidir. Aynı zamanda bu durum, siyasal, kültürel ve iktisadi pazarların denetimi ihtiyacını da ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Yine bütün iletişim araçlarının gelişmesinde görüldüğü gibi internetin oluşumunda, şekillenmesinde, zaman içinde ilerlemesinde de kapitalist sistemin üretim tarz ve ilişkileri ile savaş teknolojilerinin geliştirilmesi amacı önemli yer teşkil etmektedir.</p>
<p>Öte yandan ‘yeni teknolojik araçlar’ faydaları ve zararları ile de tartışılmaktadır. Süratli değişim ve dönüşüm, süratli kullanım ve süratli atma sebepleriyle yeni teknolojilerin, giderek artmakta olan teknolojik çöplük dağlarına, kirlenen bir doğaya neden olduğu görüşü savunulmaktadır.</p>
<p>Faydalı etkiler ise özellikle insan yaşamının kolaylaşması, pratik çözümler ve iletişimin kolay ve süratli bir hale gelmesi gibi birçok örnek de eklenerek çoğaltılabilir. Ancak, çoğunlukla abartılı biçimde sunulduğu yönünde görüşler de yer almaktadır. Bu abartma durumunun ciddi bir bölümü geçersizdir, bir bölümü de ‘olabilirin’ ‘oluyor’ gibi yansıtılmasındandır. (Campbell, 2010; Chang, 2010; Splichal, 2009; Wallis, 2011).</p>
<p>Hangi görüşü savunursak savunalım, bir gerçeği ifade etmekte fayda var. “Bilişim teknolojileri bugün o kadar büyük boyutlara ulaşmıştır ki, evlerde kullanılan kişisel bilgisayarların işlem gücü, ilk insanı aya götüren bilgisayarlarınkinden daha yüksektir.” (Buick &amp; Jevtic, 1997: 80)</p>
<p>Teknolojiyi değerlendirme, toplumu anlama, yeni toplumsal sistemi kavrama noktasında teknolojiyi değerlendirme, toplum kapasitesini, yaşam koşulları ile yeni medya düzeninin toplumsal biçimlerinin belirlenişini de idrak için gerekmektedir.</p>
<p>Ve bu ilerlemenin ortasında zihnimize meşgul eden bir soruyu yüksek sesle düşünelim; bütün bu kitle iletişim araçları, mecralar, gelişmeler yalnızca insanlar için, insanlar sohbet edebilsin, mailler göndersin, internette sörf yapıp keyifli zaman geçirsin güzel vakit geçirsin diye mi?</p>
<p>Bu araçları ellerinde bulunduran, ikame eden ve yenileyenler iktisadi, sosyal ve kültürel olarak sevk ve idareyi de hedefliyorlar mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynakça: &#8211; Buick, J.; Jevtic, Z. (1997). Siber-Uzay, İstanbul, Milliyet Yayınları. &#8211; Campbell, S.t W.; N. Kwak (2010). Mobile Commu nication and Civic Life: Linking Patterns of Use to Civic and Political Engagement. Journal of Com munication, 60: 536-555. &#8211; Erdoğan, İrfan (1995). Uluslararası İletişim, İstanbul, Kaynak Yayınları. &#8211; Erdoğan, İrfan (2010). İletişimi Anlamak, Ankara, Erk Yayınları.</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/iletisimi-anlamak-insani-ve-toplumunu-anlamaktir/">‘İletişimi anlamak insanı ve toplumunu anlamaktır’</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk’ün maliye ve bütçe hakkındaki düşüncesi</title>
		<link>https://uluhaber.net/ataturkun-maliye-ve-butce-hakkindaki-dusuncesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ataturkun-maliye-ve-butce-hakkindaki-dusuncesi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2025 13:32:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12936</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atatürk parti için iki yol üzerinde durmuştur. İşte bu iki esas üzerinde çok kuvvetli durarak bunu ne olursa olsun, bir yoluna koymayı kendine iş edinen parti için, şu sonuca varmıştır: Denk bütçe ve düzgün ödeme. Maliyede köken budur. Rakamlarla, geliri gidere uydurarak yapılan bir bütçeden daha kötü bir iş olamaz. Böyle bir bütçeden denklik beklemek [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/ataturkun-maliye-ve-butce-hakkindaki-dusuncesi/">Atatürk’ün maliye ve bütçe hakkındaki düşüncesi</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk parti için iki yol üzerinde durmuştur. İşte bu iki esas üzerinde çok kuvvetli durarak bunu ne olursa olsun, bir yoluna koymayı kendine iş edinen parti için, şu sonuca varmıştır:</p>
<p>Denk bütçe ve düzgün ödeme. Maliyede köken budur. Rakamlarla, geliri gidere uydurarak yapılan bir bütçeden daha kötü bir iş olamaz.</p>
<p>Böyle bir bütçeden denklik beklemek hayaldir. Bütçe denkliği ile düzgün ödeme maliyenin yüreğidir. Bu ikisi bulunmayan bir devlette genel hizmetler sarkar, kredi düşer, ekonomik işler sarsılır.</p>
<p>Bunun içindir ki parti, denk bütçe de bir tek yol gözükmüştür. Gider bütçesinin de sonuna kadar dikkatli bir tutumla yersiz, icapsız, faydasız harcamaların önüne geçerek, tutum köküne devletin her işinde yer vermek ve en son gideri gelire uydurmaktır.</p>
<p>Bunun için düzgün ödemeyi hazine için ne kadar gerekli görmüş ise yurttaşlardan da vergilerde bu yolu gütmesini istemiştir. Bu yerinde bir dilektir.</p>
<p>Vergi nedir? Asalakların, şunun bunun karnını doyurmak için yurttaşların para vermesi demek değildir. Vergi, genel hizmetlere devlet işlerine yurttaşın ortaklığıdır. Verginin başka bir anlamı yoktur. Zira devlet vergiyi ancak ve ancak ulusun egemenliğine, yurdun bayındırlığına yurttaşın güven ve refahına, vatanın korunması  ve savaşa  sarfetmek üzere alır. Bunun için vergiyi,  yurttaş hiç düşünmeden irkilmeksizin düzgün ödemeye çalışmalıdır. Yurttaş, düzgün ödeme ile bütçe denkliğini korur. Böylece devlet işleri bir düzende gider.</p>
<p>Yurttaş istediği kadar düzgün ödemelidir. Zira, yurttaş istediği kadar düzgün ödemek için savaşıp dursun. Vergi kanunları karmakarışık olunca bundan bir fayda beklenemez ve böyle bir yapı, ekonomik prensiplere dayanmayan vergi kanunları her gün bin türlü zorluklar doğurur. Bunun için parti vergi kanunlarını  iyileştirmek ve uygunlaştırmak yoluna girmiştir. Yalnız (teklif) adını alan, çeşit çeşit hiç  bir ilmi esasa uymayan vergi toplamak, geçmiş günlerde pek acıklı bir iş olduğu gibi son zamanlarda  düzeltilmiş olduğu sanılan bu uygulamalar da yine geçmişin kötü alışkanlıklarından kurtulmuş değildi. Yurttaştan alınan vergi uygulamaları o kadar değişik o kadar karmaşık idi ki maliye örgütlerimiz bunun içinden çıkamıyordu. Bir yandan da vergiyi ödeyen yurttaş sıkıntı çekiyor,  bir türlü düzgün ödemeyi başaramıyordu. Bunu yurttaşın vergi işindeki çekingenliğine ya kaçındığına yükletilmemelidir. Hayır, vergi uygulamalarının yolsuzluğu, vergi kanunlarının uygulamaları  bir düzene koyamaması, vergileri salmak , almak, toplamak yollarının girintili çıkıntılı olması ve en son Maliye Bakanlığında bu işlerle uğraşan teknik bakımından düzgün düşünen maliye  bilgileri ile ışıklanmış uzmanların bulunmamış  olması bu karışıklığın başlıca sebebidir. Bunun sonucu  olmak üzere vergi uygulamalarının,  vergi alamamak korkusuyla daha doğrusu göze kestirilen masrafı koruyacak gelir bulamamak düşüncesiyle uygulamaların tortulu  ve araçsız olması üzerinde durulmuştur.</p>
<p>Bunun hazine kadar vergi veren yurttaş için de çok, pek çok güçlükler doğurduğunu her iki tarafda  bilirken devlet bir türlü bu yoldan dönememiştir. Bu konunun kökü hep maliye işinde henüz yeni ve yaratıcı prensiplerin alınmamasında ve geçmişin örümcek başlı yöneticilerinin  elinde maliye işlerinin kurtulamamasındadır.</p>
<p>İşte Parti bunu göz önüne alarak uygulamaların özürüt ve araçlı esaslara çevrilmesini programında açıkça göstermiş maliye kanunlarının bu yolda yapılmasını istemiştir.</p>
<p>Gümrük işlerinde önce yalnız gümrük parası almaktan başka bir şey düşünülemezdi. Cumhuriyet devleti gümrüklerden geçecek malın yurtta bela kesilmemesini yurttaşın sırtına ayrıca bir yük olmamasını göz önüne alarak bundan bir esası kabul etmiştir. Ulusun ekonomik menfaatlerine uygun tarife yapmak ve işte bu ana fikir gümrük tarifesi için en kesin bir iştir. Göğsümüz kabararak söyleyebiliriz ki ulusal ekonomiyi her gün biraz daha yerleşip genişleten bu tarifelerdir. İşte Parti bunu ulusumuzun faydasına daha uygun bir şekle koymayı istemiş ve o yola girmiştir. Gümrük ve teknikişlerinde kara bir bela vardır: Kaçakçılık!</p>
<p>Kaçakçı bayağı bir hırsız değildir. Milletten çalan, devletten çalan aşağı bir vatan hainidir. Kaçakçılık devlete, ulusa, hazneye, maddi ve manevi pek çok zarar veren bir kötü şeydir. Buna karşı parti acımadan bu iğrenç işin kökünü kazıyıncaya dek bunu boğuncaya kadar bir savaş önlemiştir. Kökü kurutulacaktır.</p>
<p>Prof. Dr. Duran BÜLBÜL</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/ataturkun-maliye-ve-butce-hakkindaki-dusuncesi/">Atatürk’ün maliye ve bütçe hakkındaki düşüncesi</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulusal egemenlik nasıl kazanıldı?</title>
		<link>https://uluhaber.net/ulusal-egemenlik-nasil-kazanildi-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ulusal-egemenlik-nasil-kazanildi-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 15:04:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12876</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulusal egemenlik nasıl kazanıldı?</title>
		<link>https://uluhaber.net/ulusal-egemenlik-nasil-kazanildi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ulusal-egemenlik-nasil-kazanildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 May 2025 10:56:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12815</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ustam Attila İlhan; üç misak-ı millinin altını çizerdi ısrarla. İlhan’a göre; Gazi Paşa’nın bu hassasiyeti, diğer boyutları yanında uluslaşma, bağımsızlık ve egemenlik açısından da zorunluydu. Üç misak-ı milli, birbirinin tamamlayanıydı, bütünleyeniydi. Dahası, yurtta yaşayan bireyin yurttaşa, toplumun millete dönüşmesinin zeminiydi. Diğer iki misak-ı milli de zorunluydu, birincisinin başarısı için. Yani, toprak misak-ı milisinin başarısı, say [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/ulusal-egemenlik-nasil-kazanildi/">Ulusal egemenlik nasıl kazanıldı?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ustam Attila İlhan; üç misak-ı millinin altını çizerdi ısrarla. İlhan’a göre; Gazi Paşa’nın bu hassasiyeti, diğer boyutları yanında uluslaşma, bağımsızlık ve egemenlik açısından da zorunluydu. Üç misak-ı milli, birbirinin tamamlayanıydı, bütünleyeniydi. Dahası, yurtta yaşayan bireyin yurttaşa, toplumun millete dönüşmesinin zeminiydi.</p>
<p>Diğer iki misak-ı milli de zorunluydu, birincisinin başarısı için. Yani, toprak misak-ı milisinin başarısı, say (emek) misak-ı millisinin ve maarif misak-ı millisinin başarısıyla tamamlanıp, taçlandırılmalıydı.</p>
<p>Henüz Lozan’ın imzasından evvel ve Cumhuriyetin ilanından önce, İzmir’de toplanan Birinci Türkiye İktisat Kongresi’nde (17 Şubat – 4 Mart 1923) Mustafa Kemal Paşa, emek misak-ı millisinden bahsetmişti. Maarif misak-ı millisi de, bir yıl sonra, 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile hayata geçecekti.</p>
<p>Süreci anlamak için, kesintisiz savaşları hatırlayalım bir kez daha: Trablusgarp Savaşı (1911 – 1912), Balkan Savaşları (1912 – 1913), Birinci Dünya Savaşı (1914 – 1918) ve Kurtuluş Savaşı (1919 – 1923) …</p>
<p>Bunlardan sadece Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlanmıştır. Sadece siyasal anlamda değil, askeri anlamda da Türk tarihi açısından çok önemli bir zafer kazanılmıştır. Zira 22 gün 22 gece süren Sakarya Muharebesi (23 Ağustos – 13 Eylül 1921) sayesinde, 1683 yılında Viyana Kuşatması’yla başlayan Türklerin geri çekilmesi ve toprak kaybı, 238 yıl sonra bitmiştir.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti; Osmanlı Devleti’nden çökmüş bir ekonomi, işgal görmüş bir vatan, borçlu bir hazine, savaşmaktan yılmış, bıkmış, yorulmuş, cephelerde yenilmiş, hastalıklardan kırılmış bir nüfus devralmıştır. Cumhuriyet; işte böyle bir sürecin sonunda hayata geçmiştir.</p>
<p>Atatürk Devrimi, diğer adıyla Kemalist Devrim veya Cumhuriyet Devrimi; felsefi açıdan aydınlanma devrimidir. Aydınlanmayla, İlhan Selçuk’un yazılarında sıklıkla vurguladığı gibi, “bilimin dinden, aklın inançtan bağımsızlığını kazanması”, Suat Sinanoğlu’nun tanımıyla “zihnin sınırsız özgürlüğü” (Türk Hümanizmi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988) amaçlanmıştır.</p>
<h3>SİVAS KONGRESİ&#8217;NİN ÖNEMİ</h3>
<p>Mustafa Kemal Paşa; vatan topraklarını işgalden kurtarmak ve bağımsızlığı kazanmak için milli bir teşkilat kurarak mücadeleye başlamıştır. Bu teşkilat, Sivas Kongresi’nde tek çatı altında örgütlenen Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’dir. Bu cemiyet; tüm Kuvayı Milliye unsurlarını, Reddi İlhak Cemiyetlerini, işgal karşıtlarını, millici yapıları, direniş güçlerini, bir kısmı Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasından önce toplanan kongrelerin bileşenlerini bünyesinde birleştirmiş ve ulusal bir hedefe yönlendirmiştir.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa; her zaman teşkilatlıdır ve çok iyi bir teşkilatçıdır. Şu Türk atasözünün gereğini yapmaktadır: “Teşkilat yoksa, müşkülat vardır”. Kurtuluş Savaşı’nı da, Meclis emrinde yürütecek olan bir ordunun başkomutanı ve Meclisin başkanıdır Mustafa Kemal Paşa.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı kaybedildikten ve Osmanlı orduları dağıtıldıktan, 5 Kasım 1918 tarihinde Sultan Vahdettin tarafından yayımlanan kararnameyle askerler kışlalarından ayrılıp evlerine döndükten sonra, asker sayısı 650 binden 70 – 80 bine düşmüştür. Bu şartlarda Mustafa Kemal Paşa, millete yeni bir savaş için cesaret aşılamaya, halkı örgütlemeye çalışmaktadır. O nedenle ulusal egemenlik, tam bağımsızlık hedefini millete kabul ettirecek, dayanağını, gücünü yalnız ve ancak milletten alacak, milletin sinesinden çıkacak bir kurum zorunludur. O kurum Meclis olacaktır. Atılacak her adım, Meclis iradesine dayanacak, Meclis iradesiyle hayata geçecektir.</p>
<p>Atatürk; önce millet, sonra meclis, sonra ordu sıralamasıyla yola çıkmıştır. Meclisin Ankara’da toplanmasını savunurken de şöyle demiştir: “Orduyu yapacak olan millet ve onun vekili olan Meclistir”.</p>
<p>Tarihin ve talihin cilvesi olsa gerek, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nden iki hafta sonra, 13 Kasım 1918’de düşman donanmasının İstanbul Boğazı’nda demir attığı, yani kenti fiilen işgal ettiği gün, Mustafa Kemal Paşa’nın da İstanbul’a geldiği gündür. Mustafa Kemal Paşa; Haydarpaşa’dan, Fransız işgal kuvvetlerine ait Enterprise (Kartal) istimbotuna binerek Galata’ya doğru giderken, gördüğü manzara korkunçtur. Dolmabahçe Sarayı önlerinde demirlemiş, 61 parçadan oluşan işgal donanması karşısında Mustafa Kemal Paşa üzgün ve öfkelidir. Çünkü bu işgal donanması, daha birkaç yıl önce, 1915’te, Çanakkale’de destan yazarak, binlerce şehit vererek yendiğimiz işgal donanmasıdır. Şimdi hiçbir engelle karşılaşmadan İstanbul Boğazı’na gelip demir atması, Türk Milleti açısından katlanılması zor bir durumdur.</p>
<p>Kartal istimbotu, düşman gemilerinin önünden geçerken, Mustafa Kemal Paşa, Haydarpaşa’da kendisini karşılayan yakın dostu ve doktoru Rasim Ferit Talay’a ve yaveri Cevat Abbas Gürer’e şunları söyler: “Hata ettim. İstanbul’a gelmemeliydim. Ne yapıp edip Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalıyım”. Birkaç dakika sonra da Dolmabahçe Sarayı önlerindeki düşman gemilerini işaret ederek, şöyle diyecektir: “Geldikleri gibi giderler”.</p>
<h3>MİSAK-I MİLLİ VE CUMHURİYETE GİDEN YOL</h3>
<p>Osmanlı Sultanı Vahdettin; 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında, 21 Aralık 1918’de, yeni seçimleri yapmak üzere, Meclis-i Mebusan’ı feshetmiştir. Seçimler 13 ay sonra yapılmış ve 12 Ocak 1920’de son Osmanlı Mebusan Meclisi açılmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Erzurum mebusudur o mecliste. Bu meclisin en önemli faaliyeti, ilk taslak metni Mustafa Kemal Paşa’nın görüşleri doğrultusunda kaleme alınan Misak-ı Milli’nin, 28 Ocak’ta oybirliğiyle kabul edilmesi ve 17 Şubat 1920’de de ilan edilmesidir. Mustafa Kemal Paşa, Erzurum Mebusu olduğu halde, Meclis-i Mebusan çalışmalarına katılmamış, İstanbul’a gelmemiştir.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın çalışmaları, güçlü liderliği, çelikten iradesi ve Anadolu’daki hızlı örgütlenme, İstanbul’da ilk neticesini kısa sürede vermiştir. Anadolu’daki kurtuluş hareketini engelleyemeyen ve otoritesi büyük ölçüde sarsılan Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etmiş, yerine 1919 yılının Ekim ayında Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulmuştur. Kurulduktan sonra da Anadolu Hareketini, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesini meşru ve milli bir hareket olarak tanımıştır. Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin bu tutumu, hem İstanbul’un Anadolu karşısında attığı geri adımdır hem de Anadolu’daki hareketin, gelişen, pekişen gücünün kanıtıdır.</p>
<p>Yineleyelim, son Osmanlı Meclis-i Mebusanı seçimlerinden önce, Mustafa Kemal Paşa; İstanbul’un işgali tehlikesine dikkat çekerek, meclisin Anadolu’da toplanmasını istemiş, ama bu konuda en yakın çalışma arkadaşlarını bile ikna edememiştir. Fakat yine de Anadolu Hareketine dayanan Müdafaa-i Hukuk Grubu, Osmanlı’nın son meclisinde çoğunluğu sağlamış, etkili olmuştur. Hüsrev Gerede, Mazhar Müfit Kansu, Rauf Orbay, İbrahim Süreyya Yiğit, Bekir Sami Kunduh gibi Mustafa Kemal Paşa’ya yakın isimler, seçilen mebuslar arasındadır.</p>
<p>Bu durum İngilizleri çok öfkelendirmiştir. Çünkü İstanbul’da olmayan Mustafa Kemal Paşa; Anadolu’dan Meclis-i Mebusan’ı yönlendirmektedir. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi sonrasında, 13 Kasım 1918’den itibaren İstanbul Boğazı’na demir atan, diğer bir ifadeyle İstanbul’u fiilen işgal eden düşman, 16 Mart 1920’de bu kez İstanbul’u resmen işgal etmiş ve meclisi basmıştır. Rauf Bey başta olmak üzere Anadolu Hareketini destekleyen mebusları, aydınları, gazetecileri, eski Harbiye Nazırı ve genelkurmay başkanlarını toplayıp Malta Adası’na sürmüştür. İngilizlerin baskınından kurtulabilenler ise Anadolu’ya geçmişlerdir. Bunlar arasında İsmet İnönü, Yunus Nadi Abalıoğlu, Meclisi Mebusan Reisi Celalettin Arif, Halide Edip, Adnan Adıvar gibi isimler vardır.</p>
<p>Atatürk; her zaman olduğu gibi haklı çıkmıştır. Meclisin İstanbul’da toplanmasına karşı çıkarken, İngiliz baskınına ve olası tutuklamalara karşı uyarırken, yaşanacakları tam bir isabetle öngörmüştür. Bu kez meclis, gecikerek de olsa Anadolu’da güvenli bir yerde, Ankara’da toplanacaktır. Mustafa Kemal Paşa hemen hazırlıklara başlamıştır. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliye Reisi sıfatıyla, 19 Mart 1920’de, yani meclisin İngilizler tarafından dağıtılmasından 3 gün sonra, Anadolu’ya bildiri yayımlamıştır. Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanacağını duyurmuştur. Meclis için yapılacak seçimlerde, her sancaktan 5 üye seçilecektir. Ankara’da toplanacak meclise, bu seçimle gelenlerin yanında, İstanbul’da toplanan ve İngilizler tarafından dağıtılan son Osmanlı Meclis-i Mebusanından gelen milletvekilleri de katılacaktır.</p>
<h3>KUVAYI MİLLİYE RUHU VE GAZİ MECLİS</h3>
<p>23 Nisan 1920 Cuma günü Meclis açılmıştır. Mustafa Kemal Paşa, 24 Nisan 1920’de 4 celsede toplam 5 saat süren uzun bir konuşma yapmış, memleketin durumunu özetlemiştir. Meclisin görev ve önceliklerini sıralamıştır. O gün mecliste bulunan 120 milletvekilinin 110’unun oyuyla meclis başkanlığına seçilmiştir. Son Osmanlı Mebusan Meclisi Reisi Celalettin Arif Bey de mecliste ikinci başkan olarak seçilmiştir. Bu meclisin çıkardığı ilk yasa, Osmanlı Mebusan Meclisinin çıkardığı son yasa olan Ağnam Vergisi’dir. Bu tercih, iki meclis arasındaki devamlılığı göstermesi açısından da simgesel olarak önemlidir.</p>
<p>Gazi Meclis için toplanan milletvekillerinin azim ve kararlılığı, yiğitliği ve gözüpekliği de de olağanüstüdür. Asalet, fazilet, feraset, basiret, cesaret timsalidir o meclis. 1920’nin yorgun ve yoksul bir bozkır kasabası olan Ankara’da toplanan meclis için, İstanbul’dan canını kurtarıp Ankara’ya gelebilen mebusların da, Anadolu’nun en ücra köşelerinden kimi zaman at sırtında, kimi zaman yürüyerek 10, 15 günde Ankara’ya ulaşabilenlerin de durumu aynıdır. Ankara’da konaklayabilecekleri çok fazla yer yoktur. Milletvekillerinin çoğu, yurtsever, misafirperver Ankaralıların evlerinde misafir edilirler. Yanında yastığını, yorganını, döşeğini getirenler vardır. Damı akan Meclis’te yemeklerini kendileri yapar, kazana hep birlikte kaşık sallarlar. Isınması ve aydınlatması çok kötüdür Meclis’in. Eski sac sobalar ve gaz lambaları, kahvehanelerden toplanmıştır. Öğretmen okulundan getirilen sıralarda otururlar. Meclis kürsüsü, Ankaralı vatanperver marangozların hediyesidir.</p>
<p>Müdafaai Hukuk Cemiyeti kurucularından, dilbilimci, Kütahya mebusu Besim Atalay anlatıyor:</p>
<p>“Milletvekili aylığı resmen 100 liraydı. Bunun 20 lirası orduya sigara parası diye kesilir; geriye 80 lira kalırdı. Kalan 80 liranın 25 lirasını ev kirası olarak verirdim. Ev, Meclis’e çok uzak olan Ayrancı’daydı. Meclis’e gitmek için bir saat yol yürürdüm. Ay sonuna kadar 55 lira ile geçinmeye çalışırdım. Bütün arkadaşlar benim gibi idi. Bir yıl böyle geçti. Her gün zaten basit olan sofradan, karnımız doymadan kalkardık” (Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşı’nın Mali Kaynakları, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1990, s: 256)</p>
<p>Dahası var. O yüce Meclis’in, o devrimci Meclis’in, o Gazi Meclis’in, o kahraman Meclis’in, o devlet kuran Meclis’in 7 milletvekili, cepheye gönüllü olarak, er rütbesiyle gitmiştir. O vekillerden biri olan Geyve Kaymakamı ve sonradan İzmit mebusu Hamdi Namık Gör’e, Büyük Millet Meclisi ReisiMustafa Kemal imzasıyla verilen belgede şunlar yazılıdır: “Kendisi cephede nefer olarak hizmet etmek üzere muharebe vazifesine talip olmuştur; kendisine her suretle destek ve yardım gereklidir”. Tarih: 11. 1. 337 (1921). (İlhan Selçuk, “Geyve Kaymakamı”, Cumhuriyet, 12. 07. 2001).</p>
<p>İstiklal Madalyası kırmızı şeritli, Meclis üyelerinin madalyası yeşil şeritlidir, Hamdi Namık Bey ve diğer 6 mebus, cephede de savaştıkları için, kırmızı – yeşil şeritli madalya taşımışlardır.</p>
<p>Bir de Hariciye Vekili Yusuf Kemal Tengirşenk’in anılarını dinleyelim:</p>
<p>Fransız devlet adamı Franklin Bouillon 9 Haziran 1921’de Ankara’ya gelmiştir. Fransızlar, Milli Mücadele’nin gücünü, anlamını öğrenmeye çalışmaktadır. O günlerde Yunan ordusu Afyon’u ele geçirmiştir. Dönemin Ankara’sı yokluklar bir yana, bir yabancı bakanı ağırlayabilecek olanaklardan tamamen yoksundur. Yusuf Kemal Bey, güç bela alafranga bir tuvalet yaptırır. Otomobil olmadığından, çift atlı bir fayton hazırlatılır konuk bakan için. Ancak tüm aramalara karşın, Fransız misafiri ağırlayacak yemek takımı bulunamamıştır Ankara’da. Yusuf Kemal Bey, son çare olarak Mustafa Kemal Paşa’dan şöyle bir istekte bulunur: Kuvayı Milliye için çalışan İstanbul’daki gizli teşkilat Mim Mim Grubu acaba İstanbul’dan 6 kişilik yemek takımı kaçırıp Ankara’ya yollayabilir mi? Çünkü Ankara’da 6 kişilik tabak ve buna uygun servis takımı yoktur. (MM – Milli Müdafaa olarak da geçer. Ayrıntılı bilgi için bkz: Selahattin Salışık, Kurtuluş Savaşı’nın Gizli Örgütü, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1999).</p>
<p>Mustafa Kemal bu isteği şöyle yanıtlar:</p>
<p>“Yusuf Kemal Bey… Bu Fransız, Ankara istasyonuna geldiğinde tören kıtasının perişan halini gördü. Askerin postalı bile yoktu. Başlarındaki kalpak, omuzlarındaki tüfek çeşit çeşitti. O, bu yetersizlikler içinde senin dayanma gücünü görmeye, ölçmeye geldi. Sen ona, üzerinde tuğray-ı garray-ı Osmani işlemeli altın yaldızlı sofra takımıyla ikramda bulunursan, o “Bab-ı Ali kafası bunlarda da devam ediyor, hayret! Aynı yolda vatan kurtarma, yeni bir devir açma iddiaları var, ancak sabun köpüğü” der. Ve istilayı tamamlama yolunda Paris’e göz kırpar. Sen adamı al, Meclis’e götür, orada tek yumruk halindeki haysiyet şahlanışını görsün. Mektep karavanasından tek kap yemeği tahta tabak, tahta kaşıkla yesin. Ve bu görünürdeki yokluk içinde milletin sağlam istinadını anlamaya çalışsın. Zaten şimdi o, başlayan savaşın neticesini bekleyecek. Önce kendin inan, sonra da misafirini inandır…”</p>
<p>23 Nisan 1920’de İlk Meclisi, Kurucu Meclisi, Gazi Meclisi açan ruh, işte bu ruhtur, Kuvayı Milliye ruhudur. Savaş ve devrimle devlet kuran, milletleşirken devletleşen ve devletleşirken de milletleşen Türk halkının eşsiz önderi Gazi Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Bandırma Vapuru’yla Samsun’a hareket ettiğinde, vapurdaki silah arkadaşlarına, işgalci düşman hakkında söyleri söylemiştir ki, bu sözler, bütün kurtuluş savaşlarının tunç yasası ve yol haritasıdır:</p>
<p>“Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız maddedir. Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz”.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak;12 punto haber</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/ulusal-egemenlik-nasil-kazanildi/">Ulusal egemenlik nasıl kazanıldı?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küreselleşme ve medya emperyalizmi</title>
		<link>https://uluhaber.net/kuresellesme-ve-medya-emperyalizmi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kuresellesme-ve-medya-emperyalizmi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Şenol Çarık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Apr 2025 15:22:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küreselleşme, çokça konuşulan, tartışılan bir olgu. Sömürgeciliğin ya da emperyalizmin renk değiştirmiş bir hali. İnsanlığın birikimi/kaynaklarının hakimiyet ve gücü, mal ve hizmetlerin geniş pazarı… İletişim literatüründen yorumlayacak olursak, günlük yaşamın ‘Disneyleştirilmesi’. Hatta Amerikan kültürünün globalleşmesini açıklamak için şu tabirler de kullanılmaktadır:  ‘Disneyfication’, ‘Cocacolonization’, ‘McDonaldization’. ‘Disneyfication’ veya ‘Disneyisation’ kavramları, Walt Disney’in tema parkının ardından kurulmuş bulunan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/kuresellesme-ve-medya-emperyalizmi/">Küreselleşme ve medya emperyalizmi</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küreselleşme, çokça konuşulan, tartışılan bir olgu. Sömürgeciliğin ya da emperyalizmin renk değiştirmiş bir hali. İnsanlığın birikimi/kaynaklarının hakimiyet ve gücü, mal ve hizmetlerin geniş pazarı…</p>
<p>İletişim literatüründen yorumlayacak olursak, günlük yaşamın ‘Disneyleştirilmesi’.</p>
<p>Hatta Amerikan kültürünün globalleşmesini açıklamak için şu tabirler de kullanılmaktadır:  ‘Disneyfication’, ‘Cocacolonization’, ‘McDonaldization’.</p>
<p>‘Disneyfication’ veya ‘Disneyisation’ kavramları, Walt Disney’in tema parkının ardından kurulmuş bulunan ve ‘parkların tüketim kültürü içindeki konumunu tanımlamak, kültür ekonomisindeki değişimleri açıklamak, tüketim kültürünün getirdiği yeni mekân anlayışını betimlemek ve dünyanın birçok yerinde görülen bu yapılaşmayı’ belirtmek amacıyla” anlatmak için kullanılmıştır.</p>
<p>‘McDonaldization’ adından da anlaşılacağı üzere bir yeme alışkanlığına vurgu yapan kavramdır. Fast food tarzı yiyip içmenin gerekliliklerine göre bir topluluğun hayatını sürdürmesini anlatmaktadır. Çabuk tüketim esastır; hızlı, seri, ölçüttür… Anlık ihtiyaca yanıt vermesi açısından önemlidir.</p>
<p>Bu tarz beslenmenin iktisadi yapısının ilkeleri bellidir: Rantabl olması (verimli olması), hesaplanabilirlik, denetim ve tek biçim olması.</p>
<p>‘Cocacolonization’ ise yine adının çağrıştırdığı gibi kültürel globalleşme ile kitlenin Amerikan kültürünü ve alışkanlıklarını kabullenmesi durumudur. Bu kavram ilk defa Fransa’da 1949 yılında ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş döneminde Amerikan kültürünün Coca-Cola ile özdeşleştirilmesinin bir simgesi/sembolü olmuştur.</p>
<p>‘Sosyalizm’ tehlikesine karşı kola yoluyla Amerikan hayallerinin insanlığa pazarlanması amaçlanmıştır.</p>
<p>Bu süreçte medya, kültürün global biçimde oluşturulması,  türetilmesi ve nüfuz etmesi şeklinde eşine rastlanmamış bir tesirde bulunmuştur.</p>
<p>Medya pazarlarının serbest bir hal almasıyla birlikte yeni medya uygulamalarının çoğalması medya mülkiyetinde ‘yoğunlaşma’yı da getirmiştir.</p>
<p>İşte bu koşullarda ‘medya emperyalizmi’ tartışmaları başlamıştır. 1970’li yıllardan itibaren gelişmiş/kapitalist ülkelerin medya üzerindeki hakimiyeti gelişmekte olan ülkelerce tepki görmüştür.</p>
<p>Adına ister ‘globalleşme’ ister ‘küreselleşme’ ya da ‘Yeni Dünya Düzeni’ ne denirse densin tüm evrende kitle iletişim araçları (radyo, televizyon, haber ajansları, gazeteler, dergiler, sinema vb.) siyasi, sosyal, iktisadi, eğitim, kültür-sanat alışverişinin boyutunu oluşturmuştur.</p>
<p>Söz konusu uluslararası iletişim sisteminde uluslararası bilgi akış kanalları yeryüzüne biçimde dağılmıştır. Adına ‘dengesiz iletişim’ denilen bu durum, teknik ve teknolojik biçimlerden gelişmiş ülkelerden gelişmemiş ülkelere doğru enformasyon ve haber akışı bulunduğu hakikati üzerinden gerçekleşmektedir.</p>
<p>İşte bu noktada ‘küreselleşme’ hakim kültür ve zevkleri global bir aşamaya taşımakta ve yaygınlaştırmaktadır.</p>
<p>Ortaya çıkan bu tabloda tek taraflı bir işleyiş bulunmaktadır. Burada tek taraftan kastedilen kapitalist ülkelerden az gelişmiş ülkelere yönelik akıştır. Tek taraflı bir bilgi/enformasyon ve haber akışı hakim konumları yaratmakta ve bunları zamanla daha da güçlü hale getirmektedir.</p>
<p>Değişik kültürlerin ve üretimlerin aksine tek düze bir dünya algısına da zemin hazırlamaktadır bu tablo…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gazete: 12 punto</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/kuresellesme-ve-medya-emperyalizmi/">Küreselleşme ve medya emperyalizmi</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sözde soykırım iddiaları ve emperyalizmle mücadele</title>
		<link>https://uluhaber.net/sozde-soykirim-iddialari-ve-emperyalizmle-mucadele/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sozde-soykirim-iddialari-ve-emperyalizmle-mucadele</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Apr 2025 15:21:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl nisan ayı geldiğinde, Türkiye; endişeli bir bekleyiş içine girer. Çünkü sözde Ermeni soykırımına ilişkin iddialar, her yıl nisan ayında gündeme getirilirler. Üstelik bu iddialar, ağırlıklı olarak, Batıda, ABD’de, Avrupa ülkelerinde, yani Türkiye’nin sözüm ona dost veya müttefik olarak gördüğü devletlerde öne sürülürler. Eskilerin deyimiyle, dışı dostane, içi hasmane olan bu devletlerin, Türkiye’ye karşı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/sozde-soykirim-iddialari-ve-emperyalizmle-mucadele/">Sözde soykırım iddiaları ve emperyalizmle mücadele</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl nisan ayı geldiğinde, Türkiye; endişeli bir bekleyiş içine girer. Çünkü sözde Ermeni soykırımına ilişkin iddialar, her yıl nisan ayında gündeme getirilirler. Üstelik bu iddialar, ağırlıklı olarak, Batıda, ABD’de, Avrupa ülkelerinde, yani Türkiye’nin sözüm ona dost veya müttefik olarak gördüğü devletlerde öne sürülürler. Eskilerin deyimiyle, dışı dostane, içi hasmane olan bu devletlerin, Türkiye’ye karşı sözde dost, özde düşman parlamentoları, yani en üst siyasal karar organları, tarihi tahrif ederek, açıkça yalan söyleyerek, Türkiye’yi itham ve mahkûm ederler.</p>
<p>Nisan ayında medyamızda, sözde soykırım iddialarına ilişkin haberler yoğunlaşır. Üniversitelerimizde konferanslar sıklaşır. TBMM; dünyadaki başkentlerden gelecek haberleri bekler. Türk Milleti de endişeli, kaygılı, sancılı şekilde, ABD Başkanı’nın 24 Nisan’da yapacağı açıklamada hangi sözcükleri kullanacağını merak eder.</p>
<p>ABD Başkanı, acaba konuyu enine boyuna gündemine alacak mıdır? Yoksa birkaç sözcükle geçiştirecek midir? Mesajında “soykırım” kelimesini kullanacak mıdır? Yoksa “soykırım” demeden, “kıyım”, “tarihsel trajedi”, “büyük insanlık acısı”, gibi sözcükler kullanmak suretiyle, hem Türkiye’yi hem de Ermenistan’ı idare etmeye mi çalışacaktır? Bu konuda yıllardır işbirliği yapan Ermeni lobisi ve Rum lobisine karşı, ABD’deki Yahudi lobisi nasıl tavır alacaktır?</p>
<p>Bu sorular daha da çoğaltılabilir elbette.</p>
<p>Bu arada Türkiye’de “içimizden” birileri, “tarihimizle yüzleşmek” gerektiğini savunurlar. Bazıları “tarihimizle barışmalıyız” derler. DEM Parti, bu konuda, Avrupa Konseyi’ndeki görüşmelerde, oylamalarda Ermeni tezlerini desteklemeyi sürdürür.</p>
<p>Tarihi gerçekler ortada, arşivler açık olmasına karşın, sözde soykırım iddialarını savunan kimi Türkiyeli aydınlar (dikkat, Türk aydınları değil), seslerini yükseltirler. Avrupa’dan önce aferin almak, sonra da fon almak için büyük gayret gösterirler. Bu yolla, Nobel ödülü alacağını sananların sayısı artar. Lakin o kontenjan dolduğu için, fonla yetinirler ki, Trump ikinci kez başkan olduğunda ABD fonlarını da büyük ölçüde kestiğinden, beklediklerini bulamazlar.</p>
<p>Türkiye; eğer sözde soykırım iddialarını kabul ederse, Avrupa Birliği’ne daha kolay gireceğimizi sananlar da çıkar. Numaracı cumhuriyetçi, kimlik siyaseti savunucusu, “yetmez ama evet” takımının, “özürdiliyoruz.com” imzacısı çevrelerin yere göğe koyamadıkları Turgut Özal’ın, 1991’de ABD’ye yaptığı gezide, gazetecilerin önünde dönemin Washington Büyükelçisine, “Ermeni soykırımını kabul etsek de, bu iş bitse olmaz mı?” şeklindeki sorusu hemen akla gelir.</p>
<p>Türk Milleti’ni, işlemediği bir suçu üstlenmeye, kabul etmeye zorlayanlar da dolaşırlar ortalıkta ve “Soykırım imparatorluk döneminde işlendi. Biz ise ayrı bir devletiz” diyerek bir akıl verirler.</p>
<p>Dahası, Ermeni diasporasının güttüğü 3 T (tanınma, tazminat, toprak) politikasını benimseyip, arka çıkan sivil toplum örgütleri de vardır Türkiye’de.</p>
<p>Şurası gerçektir, Türkiye’de ABD emperyalizmine selam durmanın, Avrupa Birliği’nden, İngiltere’den aferin almanın yollarından biri de sözde soykırım yalanını dillendirmektir. Bu emperyalist yalanı konuşmanın getirisi yüksektir. Meslek odaları, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, yayınevleri, medya, siyasi partiler, üniversiteler bu yalandan beslenen, fonlanan, nemalanan tiplerle doludur. Özürdiliyoruz.com takımı ve yetmez ama evet güruhunun yanı sıra, KKTC’deki “yes be annem” tayfası, numaracı cumhuriyetçiler ve FETÖ’nün solcuları, hep bu yalanı çiğnerler.</p>
<p>Dahası, Avrupa Birliği Parlamentosu’nun, geçtiğimiz yıllarda sözde soykırım iddialarını tanıması, AB açısından bağlayıcı nitelikte olduğundan, Türkiye’nin zaten mümkün olmayan AB üyeliği daha da büyük bir çıkmaza girmiştir. Çünkü AB; tam üyelik için, sözde soykırım iddialarını tanımasını da, Türkiye’nin önüne bir önkoşul olarak koyacaktır. Çünkü Avrupa Birliği Parlamentosu’nun aldığı bu karar, AB müktesebatının bir parçası olmuştur. Çünkü AB adayı bir ülke, bu müktesebatı kabul etmeden, tam üye olamaz. O nedenle bu karar, eğer tam üye olmak istiyorsa, Türkiye için de bağlayıcıdır.</p>
<p>Tarihsel gerçek şudur: Türkler; Birinci Dünya Savaşı’nda vatanı savunurken, cephe gerisinde Ermeni çetelerin öncülük ettiği bozgunculuk faaliyetlerini, dönemin koşullarında, son çare olarak, 1915 yılında çıkarılan Sevk ve İskân Kanunu’yla, yaygın olarak kullanılan ifadesiyle tehcirle önlemeye çalışmışlardır.</p>
<p>Hukuksal gerçek şudur: Dünyada sözde soykırım iddialarını hükme bağlayan tek bir mahkeme kararı olmadığı gibi, bu iddiaları destekleyen ciddi, bilimsel arşiv belgeleri de yoktur.</p>
<p>Siyasal gerçek ise şudur: Sözde soykırım iddiaları, tarihi ve hukuki değil, siyasi bir sorundur. O nedenle çözümü de arşiv, tarih veya hukukun konusu değildir. Çözüm yolu siyasidir.</p>
<p>Sorunun tarafları da, Türkiye ve Ermenistan değildir, asıl olarak Türkiye ve emperyalist merkezlerdir.</p>
<p>Sözde soykırım iddialarının hedefi de İttihat ve Terakki önderlerini, Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarını, yine başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’i kuran kadroları soykırım suçlusu olarak göstermek, Kurtuluş Savaşı’nı karalamak, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel ve siyasal temellerini sarsmaktır.</p>
<p>Sonuç olarak sözde soykırım iddialarıyla mücadele etmek için, sağlam, gerçek, güçlü bilimsel bilgiye sahip olmak yanında, ideolojik berraklık ve politik tutarlılık da gerekir. Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle iç cepheyi sağlamlaştırmak zorunludur. Bunun yanında, dış dünyaya da kapsamlı bir kamu diplomasisi ve siyasal iletişim stratejisiyle gerçekleri anlatmak şarttır. İktidarı ve muhalefetiyle siyasal partilerin kafa karışıklığı yaşadığı, koltuk kavgasına odaklandığı bir süreçte, onlardan bu konuda kapsamlı, tutarlı, bütüncül çalışmalar beklenemez. O nedenle üniversitelere, demokratik kitle örgütlerine, gerçek aydınlara büyük görevler düşmektedir.</p>
<p>Türkiye bu yeni saldırılara karşı, üretim ekonomisini benimsemeli, toplumcu, halkçı, devletçi, kamucu ekonomi politikalarına öncelik vermelidir. Aklı ve bilimi rehber edinen bir eğitim politikası izlemelidir. Hukuk devleti ve demokratik katılımı pekiştirmelidir. Bölge merkezli bir dış politika takip etmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gazete; 12  punto</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/sozde-soykirim-iddialari-ve-emperyalizmle-mucadele/">Sözde soykırım iddiaları ve emperyalizmle mücadele</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yolsuzluk ve yoksulluk</title>
		<link>https://uluhaber.net/yolsuzluk-ve-yoksulluk/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yolsuzluk-ve-yoksulluk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Apr 2025 15:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12776</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kamu gücü ve kaynakları ile özel kuruluşlardaki görev, yetki ve kaynakların toplum ile devletin zararına özel çıkarlar için kullanılması olarak tanımlanan yolsuzluk; rekabeti engelleyerek ekonomik büyümeyi yavaşlatmakta, doğrudan yabancı sermaye girişlerini ve vergi gelirlerini azaltmakta, gelir dağılımını bozarak yoksulluğu artırmakta, kamu kaynaklarının israf edilmesine yol açarak eğitim, sağlık, güvenlik gibi zorunlu kamu yatırımlarını olumsuz etkilemekte, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/yolsuzluk-ve-yoksulluk/">Yolsuzluk ve yoksulluk</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kamu gücü ve kaynakları ile özel kuruluşlardaki görev, yetki ve kaynakların toplum ile devletin zararına özel çıkarlar için kullanılması olarak tanımlanan yolsuzluk; rekabeti engelleyerek ekonomik büyümeyi yavaşlatmakta, doğrudan yabancı sermaye girişlerini ve vergi gelirlerini azaltmakta, gelir dağılımını bozarak yoksulluğu artırmakta, kamu kaynaklarının israf edilmesine yol açarak eğitim, sağlık, güvenlik gibi zorunlu kamu yatırımlarını olumsuz etkilemekte, kamu kurumlarına, yöneticilerine ve adalet sistemine duyulan güveni zedelemekte ve toplumda ahlaki bozulmaya yol açmaktadır.</p>
<p>Türkiye ekonomisinde yolsuzluk yapıldığı bir gerçektir. Bu yolsuzlukların hesabını sormak yerine halk harekete geçiriliyor. İlginç olan, toplantılara katılan halka, yolsuzluklar sizi fakirleştiriyor, gelir dağılımındaki adaleti bozuyor, siyasal istikrarsızlık yaratıyor denmiyor. Eğer yolsuzluk olmasaydı ey halk; siz daha iyi gelir elde ederdiniz, demokrasimiz daha iyi olurdu, siz daha iyi bir ülkede yaşardınız, çocuklarınız daha iyi okullarda okurdu, daha iyi hastanelerde tedavi olurdu, daha iyi işlerde çalışırdı denmiyor.</p>
<p>Yolsuzluk, açıklığı ve saydamlığı sevmez. Saydam ve açık toplumlarda yolsuzluk olmaz ya da daha azdır. Çünkü saydamlık yolsuzluğun panzehridir. Yolsuzluk yoksulluğu getirmekte, yoksulluk da kişilerin ve hane halklarının yaşamlarını insanca sürdürebilecekleri bir gelire sahip olmalarını engellemektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun Yoksulluk ve Yaşam Koşulları 2024 istatistiklerine göre, 85 milyon nüfuslu ülkemizde yoksul sayısı 25 milyon, yani her 100 kişiden 29’u yardıma muhtaçtır. Bir başka ifadeyle her 100 kişiden 14’ü mutlu, kalan 86 kişi ise mutsuzdur.</p>
<p>Aristoteles, “Politika” isimli eserinde yolsuzlukla ilgili olarak şunları söylüyor: “Hazineyi yolsuzluklardan koruyabilmek için, parasal işlemleri bütün toplumun önünde yapalım, bunlarla ilgili kayıtların suretlerini çeşitli yerlerde saklayalım” diyor.</p>
<p>Aslında yolsuzlukla ilgili çok şey söylenebilir. Ancak; yolsuzlukların kamu kesimi finansman açıklarını artırdığı, mükelleflerin yolsuzluk nedeniyle daha çok vergi ödediği, devletin yolsuzluk nedeniyle daha çok borçlanıp daha çok faiz ödediği de bir gerçektir. Yolsuzlukların önlenmesi için hukuk sisteminin etkin işlemesi gerekir. Bunun için yolsuzlukla mücadelede siyasi kararlılık çok önemlidir. Siyasal sistemdeki istikrarsızlıklar ve hukuk sistemindeki etkinsizlikler, kurumsal yapıdaki güçlükler yolsuzlukları artırır ve sonuç olarak ekonomik istikrarsızlık yaratır.</p>
<p>Ekonomide ve gelir dağılımında eşitsizlik varsa, bu durumda bir yandan yolsuzluk artarken, yoksul sayısı da artar. Denetim ve saydamlık arttıkça yolsuzluk azalır, yoksulluk azalır. Gelir dağılımındaki adaletsizlik düzelmeye başlar.</p>
<p>Türkiye, Avrupa’da yolsuzluğun en çok görüldüğü ülkeler grubundadır. 2024 yılı Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçlarına göre Türkiye 34 puan alarak 107. sırada yer aldı. Oysa 2014 yılında 64’üncü sıradaydı. Aslında 12 yılda 43 basamak gerileyerek 2024 yılında, 2002’deki sıralamasına tekrar düşmüştür.</p>
<p>Ülkemizde yolsuzluklar, gelir dağılımında adaleti bozmakta ve ülkemizin kalkınması ile büyümesinin önünde büyük engeller teşkil etmektedir. Gelir dağılımı düzgün olan ülkelerde yolsuzluklar azalmakta, yolsuzlukların azalması ile etkin bir adalet ve hukuk sistemi ile demokrasinin işlemesi sağlanmaktadır. Ülkemizde ivedi bir şekilde temiz toplum ve temiz siyaset için &#8220;Temiz Eller&#8221; süreci başlatılmalı ve “Yolsuzluklarla Mücadele Kurumu” kurulmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gazete; 12 punto</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/yolsuzluk-ve-yoksulluk/">Yolsuzluk ve yoksulluk</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sakın ama sakın unutma!</title>
		<link>https://uluhaber.net/sakin-ama-sakin-unutma/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sakin-ama-sakin-unutma</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Şenol Çarık]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Apr 2025 13:58:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12753</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rekabet önemliymiş!</title>
		<link>https://uluhaber.net/rekabet-onemliymis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=rekabet-onemliymis</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Abidin Müslüm Baysal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 10:32:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12672</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve halkçılık</title>
		<link>https://uluhaber.net/cumhuriyetcilik-milliyetcilik-ve-halkcilik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cumhuriyetcilik-milliyetcilik-ve-halkcilik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 10:29:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12670</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gıdada bizi bekleyen sorunlar…</title>
		<link>https://uluhaber.net/gidada-bizi-bekleyen-sorunlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gidada-bizi-bekleyen-sorunlar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Şenol Çarık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 10:25:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12665</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk’ün Millî Ekonomi düşüncesinden bugüne not</title>
		<link>https://uluhaber.net/ataturkun-milli-ekonomi-dusuncesinden-bugune-not/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ataturkun-milli-ekonomi-dusuncesinden-bugune-not</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 10:20:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12661</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bizi bugünkü ekonomik sefalete mahkûm eden, kaldırdığımız kapitülasyonların fecaatini hatırlamadan geçemem. Bildiğiniz gibi, ülkemiz ekonomik örgütlenme ve çevre bakımından güçlü bir durumda bulunmuyordu. Bireysel ekonomi değerleri de serbest rekabete dayanabilecek düzeye ulaşmamıştı. Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendisini savunamayan ekonomimizi bir de ekonomik kapitülasyon zinciriyle bağladı. Örgütlenme ve bireysel değerler açısından bizden [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/ataturkun-milli-ekonomi-dusuncesinden-bugune-not/">Atatürk’ün Millî Ekonomi düşüncesinden bugüne not</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizi bugünkü ekonomik sefalete mahkûm eden, kaldırdığımız kapitülasyonların fecaatini hatırlamadan geçemem. Bildiğiniz gibi, ülkemiz ekonomik örgütlenme ve çevre bakımından güçlü bir durumda bulunmuyordu. Bireysel ekonomi değerleri de serbest rekabete dayanabilecek düzeye ulaşmamıştı.</p>
<p>Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendisini savunamayan ekonomimizi bir de ekonomik kapitülasyon zinciriyle bağladı. Örgütlenme ve bireysel değerler açısından bizden çok daha güçlü olanlar, ülkemizde fazladan ayrıcalıklı bir konumdaydılar. Kazanç vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman, istedikleri eşyayı istedikleri koşullar altında ülkemize sokabiliyorlardı. Böylece ekonomimizin bütün dallarına egemen olmuşlardı.</p>
<p>Efendiler, bize karşı yapılan rekabet gerçekten çok haksız, gerçekten çok ezici idi. Rakiplerimiz bu yolla gelişmeye son derece elverişli sanayimizi mahvettiler. Tarımımıza da büyük zarar verdiler. Gelişmemizin, ekonomimizin ve maliyemizin olgunlaşmasının önüne geçtiler.</p>
<p>Ekonomi demek, her şey demektir. Yaşamak için, mutlu olmak için, insanlığın varlığı için ne gerekliyse tümü demektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yazının devamı için;</p>
<p>https://12punto.com.tr/yazarlar/duran-bulbul/ataturkun-milli-ekonomi-dusuncesinden-bugune-not-82008</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/ataturkun-milli-ekonomi-dusuncesinden-bugune-not/">Atatürk’ün Millî Ekonomi düşüncesinden bugüne not</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasal iletişim ve yoğun siyasal propaganda&#8230;</title>
		<link>https://uluhaber.net/siyasal-iletisim-ve-yogun-siyasal-propaganda/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=siyasal-iletisim-ve-yogun-siyasal-propaganda</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Şenol Çarık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 14:55:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12434</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlığın tarihi kadar kadim olan bir unsur propaganda. Aynı zamanda da güncelliğini koruyan bir unsur. Belirli fikirlerin yeşermesini sağlama ve yayma hedefini taşımakta. Propaganda faaliyetlerine en ileri demokratik idarelerden en otoriter sistemlere dek tüm toplumlarda rastlanmakta. Bireylerin ve toplulukların ikna edilmesi, kazanılması ya da rızasının alınması hususunda önemli bir iletişim yöntemi. Kelime anlamına bakıldığında Latince, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/siyasal-iletisim-ve-yogun-siyasal-propaganda/">Siyasal iletişim ve yoğun siyasal propaganda…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın tarihi kadar kadim olan bir unsur propaganda. Aynı zamanda da güncelliğini koruyan bir unsur. Belirli fikirlerin yeşermesini sağlama ve yayma hedefini taşımakta.</p>
<p>Propaganda faaliyetlerine en ileri demokratik idarelerden en otoriter sistemlere dek tüm toplumlarda rastlanmakta. Bireylerin ve toplulukların ikna edilmesi, kazanılması ya da rızasının alınması hususunda önemli bir iletişim yöntemi. Kelime anlamına bakıldığında Latince, “bahçıvanın taze bir bitkinin filizlerini yeni bitkiler üretmek amacıyla yeniden toprağa dikilmesi” manasına gelmekte olan “Propagare” kelimesinden alınmıştır.</p>
<p>İnsanlar günlük yaşantıları esnasında birçok propaganda uygulamasıyla karşılaşmakta. Özellikle siyaset arenasındaki aktörler, topluluklar üzerinde egemenlik sağlayabilmek için kitlelerle iletişim kurma zorunluluğuyla karşı karşıya. Siyasal süreç bir iletişim sürecidir çünkü. İletişimi sağlamadan amaçlanan kitlelere iletileri göndermek mümkün değildir.</p>
<p>Siyasal iletişim, siyasi liderlerin, kitle iletişim araçlarının ya da yurttaşların kullanmış oldukları dil ve sembollerin, kişilerin tutumları veya davranışları üzerindeki etkilerini gözlemlemeyi hedefleyen bir sürecin adıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>YAZININ DEVAMI İÇİN;</p>
<p>https://12punto.com.tr/yazarlar/senol-carik/siyasal-iletis%CC%A7im-ve-yog%CC%86un-siyasal-propaganda-75510</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/siyasal-iletisim-ve-yogun-siyasal-propaganda/">Siyasal iletişim ve yoğun siyasal propaganda…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kedilerden öğrenebileceğimiz 10 hayat dersi&#8230;</title>
		<link>https://uluhaber.net/kedilerden-ogrenebilecegimiz-10-hayat-dersi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kedilerden-ogrenebilecegimiz-10-hayat-dersi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sahaf Ragıp Efendi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 14:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12432</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kediler gerçekten evcilleşti mi, yoksa bizi mi eğittiler? Şu küçücük patilerin içinde koca bir bilgelik mi saklı? Hayatı kedi gibi yaşamak mümkün mü? Peki, bağımsız ama sevgi dolu olmayı, merakı elden bırakmamayı ve kendi kurallarını koymayı başarabilir misin? Belki de hayatı ‘kedi gibi yaşamak’ hepimize iyi gelir. Süleyman Kaymaz yazdı. Fikir Turu · Kedi gibi yaşamak: Kedilerden [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/kedilerden-ogrenebilecegimiz-10-hayat-dersi/">Kedilerden öğrenebileceğimiz 10 hayat dersi…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td_block_wrap tdb_single_subtitle tdi_89 td-pb-border-top td_block_template_1" data-td-block-uid="tdi_89">
<div class="tdb-block-inner td-fix-index">
<p>Kediler gerçekten evcilleşti mi, yoksa bizi mi eğittiler? Şu küçücük patilerin içinde koca bir bilgelik mi saklı? Hayatı kedi gibi yaşamak mümkün mü? Peki, bağımsız ama sevgi dolu olmayı, merakı elden bırakmamayı ve kendi kurallarını koymayı başarabilir misin? Belki de hayatı ‘kedi gibi yaşamak’ hepimize iyi gelir. Süleyman Kaymaz yazdı.</p>
</div>
</div>
<div class="td_block_wrap tdb_single_featured_image tdi_90 tdb-content-horiz-left td-pb-border-top td_block_template_1" data-td-block-uid="tdi_90">
<div class="tdb-block-inner td-fix-index"><img decoding="async" class="entry-thumb" title="584f0f32-c722-4763-98c4-afea207568dc" src="https://fikirturu.com/storage/2025/02/584f0f32-c722-4763-98c4-afea207568dc-696x464.jpeg" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" srcset="https://fikirturu.com/storage/2025/02/584f0f32-c722-4763-98c4-afea207568dc-696x464.jpeg 696w, https://fikirturu.com/storage/2025/02/584f0f32-c722-4763-98c4-afea207568dc-300x200.jpeg 300w, https://fikirturu.com/storage/2025/02/584f0f32-c722-4763-98c4-afea207568dc-1024x682.jpeg 1024w, https://fikirturu.com/storage/2025/02/584f0f32-c722-4763-98c4-afea207568dc-768x512.jpeg 768w, https://fikirturu.com/storage/2025/02/584f0f32-c722-4763-98c4-afea207568dc-1536x1023.jpeg 1536w, https://fikirturu.com/storage/2025/02/584f0f32-c722-4763-98c4-afea207568dc-1068x712.jpeg 1068w, https://fikirturu.com/storage/2025/02/584f0f32-c722-4763-98c4-afea207568dc.jpeg 1600w" alt="Kedi" width="696" height="464" /></div>
</div>
<div class="td_block_wrap tdb_single_content tdi_91 td-pb-border-top td_block_template_1 td-post-content tagdiv-type" data-td-block-uid="tdi_91">
<div class="tdb-block-inner td-fix-index">
<div><a title="Fikir Turu" href="https://soundcloud.com/fikirturu" target="_blank" rel="noopener">Fikir Turu</a> · <a title="Kedi gibi yaşamak: Kedilerden öğrenebileceğimiz 10 hayat dersi" href="https://soundcloud.com/fikirturu/kedi-gibi-ya-amak-kedilerden" target="_blank" rel="noopener">Kedi gibi yaşamak: Kedilerden öğrenebileceğimiz 10 hayat dersi</a></div>
<p>Bazı bulgular kedilerin 10 bin yıl önce Mezopotamya’da, yerleşik hayata geçen insanların tarımla uğraşmaya başlamasıyla birlikte evcilleşme sürecine girdiklerini gösteriyor. Depoladığı yiyecekleri haşerelerden ve kemirgenlerden korumak isteyen insanoğlu, onların düşmanı kedilerden yararlanmayı fırsat bilmiş.</p>
<p>Binlerce yıldır insanlarla birlikte yaşayan bu kedi türünün bilimsel adı Felis silvetris catus. Birçok türü bulunan kedigiller familyasının içinde yer alan evcil kedilerin atasının Afrika vahşi kedisi olduğu düşünülüyor.</p>
<p>Peki, zamanla evin bir ferdi olacak kadar insanlarla bir arada yaşayan kediler gerçekte ne kadar evciller? Eğer bir kediyle aynı ortamda yaşıyorsanız aslında onların tam anlamıyla evcilleşmediğini hiçbir bilimsel temele ihtiyaç duymadan anlayabilirsiniz. Sıcak ve korunaklı evlerde, yediği önünde, yemediği ardında yan gelip yatan bu sevimli dostlarımızın bir av gördüğünde tüm munisliklerini bir kenara bırakıp bir anda gözbebeklerinin büyümesini, kulaklarını ileriye doğru çevirmelerini ve pusuya yatarak saldırıya hazır bekleyip tuhaf sesler çıkarmalarını göz önünde tutarsak pek de evcilleşmiş sayılmadıklarını açıkça görürüz. Bu davranışlar, kendilerine sunulan onca konfora rağmen atalarının avlanma içgüdüsüne sahip olduklarını gösterir.</p>
<p>Ayrıca hiçbir kediye eğitimle bir şey öğretemezsiniz. Sosyal medyada paylaşılan ve kediler için işkenceye dönüşen bazı videolarda gördüğünüz ucuz numaralar bu istisnayı bozmaz elbette! Sizi bilmem, ama sosyal medyada dönüp duran kedi videolarından gına geldi bana! Kılıktan kılığa sokulan, dans eden, konuşan kediler… Neymiş, anne diyormuş, dondum diyormuş. Eğer kediler konuşabilseydi, anne yahut dondum gibi sözcüklerle yetinmezler, bu videoları çekip sosyal medyada kendilerini eğlence aracına dönüştürmeye çalışanlara sunturlu birkaç laf ederlerdi, diye düşünüyorum.</p>
<div id="quads-ad15349" class="quads-location quads-ad15349 quads-desktop" data-lazydelay="3000"><a href="https://metropolcard.com/" target="_blank" rel="nofollow noopener"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://fikirturu.com/storage/2025/04/IMG_2017.jpeg" alt="Metropol paragraf arası" width="970" height="250" data-lazydelay="0" /></a></div>
<p>Yıllarca sokak kedilerini besledim, tedavileri ile ilgilendim. Birkaçıyla da ev arkadaşlığı yaptığım için kedileri yakından gözlemleme imkânım oldu. Evet, kedilere bir şey öğretemeyiz; fakat belki biz onlardan bir şeyler öğrenebiliriz.</p>
<h4>1- Bağımsız ol, ama sevdiğin insanları unutma!</h4>
<p>Kediler bağımsız canlılardır. Bu, kimseyle bağ kurmadıkları anlamına gelmesin. Elbette bağ kurarlar, ama özgürlüklerinin kısıtlanmasına izin vermezler. Yalnızlığı sevmeleri, başına buyruk olmalarından ileri gelir. Ayaklarına bağ olacak ilişkilerden uzak dururlar. En anaç kedi bile yavrularını büyüttükten sonra onlarla bağını keser.</p>
<p>Bence çocuk eğitimi kuramlarına kedilerin bu yönünü göz önünde tutarak yeniden bakmakta fayda var. Maalesef orta yaşı geçmiş birçok insan ailelerine bağımlı yaşıyor ve bu durum onların yeni bir hayat kurmalarını engelliyor. Öncelikle şunu düşünmeliyiz: Ayakları üstünde durabilen bir nesil mi istiyoruz; yoksa kendi anne babası da olsa birilerinden bağımsız yaşayamayan bir nesil mi?</p>
<p>İnsanlar sosyal varlıklardır. Ama sosyal olmakla bağımlı olmak arasındaki farka dikkat çekmek istiyorum. İnsanları sev, ama onların seni kontrolleri altına almalarına izin verme. Kişi eş, kardeş, patron, müdür olabilir. Karşınızdaki kim olursa olsun kendiniz gibi olmaktan vazgeçmeyin. Her şeyi tadında yaşayın ve lütfen bu cümleleri okuduktan sonra galeyana gelip eşinize, müdürünüze, patronunuza kafa tutmayı denemeyin. Kardeşiniz sizi idare edebilir.</p>
<h4>2- Merak et, ama dikkatli ol!</h4>
<p>Merak, kedi doğasının en önemli özelliklerinden biri. Eve getirdiğim yeni bir nesneyi merak eden kedilerim bir uzman hassasiyetiyle bu nesneye yaklaşır, kokladıktan ve patileriyle yokladıktan sonra, şüphelerinden arınmış kimselerin rahatlığıyla yerlerine geçip uyuklamaya devam ederlerdi.</p>
<div id="quads-ad10590" class="quads-location quads-ad10590 quads-desktop" data-lazydelay="3000"><a href="https://www.halkbankkobi.com.tr/tr/Girisimci/girisimci-bankacilik/jet-luck/jet-lucka-nasil-katilabilirim.html" target="_blank" rel="nofollow noopener"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://fikirturu.com/storage/2025/04/IMG_1979.jpeg" alt="Halkbank Paragraf Arası" width="970" height="250" data-lazydelay="0" /></a></div>
<p>Kedilerin tek merakı eşyalar değil elbette. Seslere karşı çok duyarlıdırlar ve sesin kaynağını öğrenmeden rahat edemezler. Bir çıtırtıda bile teyakkuza geçen kedilerin insanlara kıyasla çok düşük frekanslardaki sesleri duyabildiğini göz önünde tutarsak bu merak duygusunun onlar için olduğu kadar kedilerle yaşayanlar için de ne derece kışkırtıcı bir hale geldiğini anlayabiliriz. Günün yorgunluğuyla serildiğim köşemde kitap okurken, yanı başımda uyuyan kedimin aniden uyanarak hayalet görmüş gibi korkuyla boşluğa baktığını fark edip yerimden sıçradığım çok olmuştur.</p>
<p>Zarife adında smokin bir kedim vardı. Son zamanlarında merak alanını genişletmiş ve kümes hayvancılığına ilgi duymaya başlamıştı. Başlarda buna inanamamıştım, ta ki onu, komşumun kümesinin başında bıyıklarını titreterek tavukları izlerken görene dek!</p>
<p>Merak, güzel bir haslet. Eğer merak olmasaydı, bugün insanlık tarihindeki nice önemli buluş da olmazdı. Kendinizi geliştirmek istiyorsanız kediler gibi meraklı olmakta fayda var. Meslek edinmek yahut sanatsal bir beceriye sahip olmak için de öncelikle meraklı olmak gerekir. Merak edin, ama kediler gibi dikkatli olun. Fakat rica edeceğim, her şeye somut bakmayın ve meraklı olacağım diye komşunun kümesine gözünüzü dikmeyin. Sonra başınız derde girer.</p>
<h4>3- Konfor alanını oluştur, ama bazen de sınırlarını zorla</h4>
<p>Kediler, kendilerini güvende hissedecekleri, stresten uzak yerleri konfor alanı olarak seçerler. Ama donanımları onları dış dünyaya karşı ilgi duymaya zorlar. Sahip oldukları beceriler belirli bir konfor alanında ilelebet yaşamalarını gerektirecek kadar tekdüze değildir. Evlerde el bebek gül bebek bakılan kediler bile konfor alanlarının dışına çıkmayı isteyebilirler. Açık bir pencereden başını alıp gitmiş ve sırra kadem basmış bir sürü kedi hikâyesi dinlemişliğiniz vardır muhakkak.</p>
<p>Zarife de çoğu zaman bir yolunu bulup evden kaçar, saatler sonra tüyleri kabarmış, bir tırnağı kırılmış olarak geri döner; sanki kaçmamış da, ben onu sokağa atmışım gibi söylenerek içeri girerdi.</p>
<div id="quads-ad10616" class="quads-location quads-ad10616 quads-desktop" data-lazydelay="3000"><a href="https://miayasammerkezi.com/" target="_blank" rel="nofollow noopener"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://fikirturu.com/storage/2024/11/mai-yasam-merkezi-kare-2-2.gif" alt="Mia Paragraf Arası" width="970" height="250" data-lazydelay="0" /></a></div>
<p>Konfor alanınızı koruyun. Ancak kendinizi kısıtlamayın. Yeni insanlarla tanışın ve farklı ortamlarda bulunun. Küçük adımlarla ilerleyerek sınırlarınızı zorlayın; hayatınızda ve çevrenizde değişiklikler yapmaktan çekinmeyin. Bu, zihinsel gelişiminiz açısından da önemlidir.</p>
<h4>4 – Gerektiğinde geri çekilmeyi bil</h4>
<p>Kediler, meseleleri bilgelikle çözmeye çalışırlar. Fakat eğer alanlarına tecavüz edilmeye kalkışılırsa bilgeliği bir kenara atıp sorunların üzerine gitmeyi seçerler. Çelebilik de bir yere kadardır tabii ki! Ancak mesele ne olursa olsun eğer tehlike baş edilemeyecek boyutlardaysa geri çekilmeyi ihmal etmezler.</p>
<p>Bir keresinde hayli iri bir fare dükkânıma girmişti. O sırada kucağımda uyuklayan Zarife’yi aldığım gibi farenin yanına koydum. Göz bebekleri büyüyen Zarife öylece durup bu devasa fareye bakmakla yetindi. Fare Zarife’ye yanaştı. Birbirlerini kokladılar. Fare geldiği gibi sakin sakin dışarı çıktı. Zarife de aynı sükûnetle peşinden çıktı ve fareye sokağın başına kadar refakat edip geri geldikten sonra kucağıma yerleşip şaşkın bakışlarım altında uyumaya devam etti. İşte ben temkinli olmak diye buna derim.</p>
<p>Hakkımızı koruyalım. Ama kendimizi tehlikeye atmayalım. Belirsiz durumlarda öne atılmadan önce enine boyuna hesap yapalım ve konu her ne olursa olsun bazen geri çekilmeyi de bilelim.</p>
<div id="quads-ad11556" class="quads-location quads-ad11556 quads-desktop" data-lazydelay="3000"><a href="https://fikirturu.com/mobil-uygulamalarimiz/" target="_blank" rel="nofollow noopener"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://fikirturu.com/storage/2024/03/Fikir-Turu-Banner-01.webp" alt="Mobil Uygulamamız Paragraf Arası" width="970" height="250" data-lazydelay="0" /></a></div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fikir Turu’nun editöryel politikasını yansıtmayabilir.</strong></p>
<p><strong>Bu yazı ilk kez 17 Şubat 2025’te yayımlanmıştır.</strong></p>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="tdb-author-photo" title="Süleyman Kaymaz" href="https://fikirturu.com/author/suleyman-kaymaz/"><img loading="lazy" decoding="async" class="avatar avatar-130 photo" src="https://fikirturu.com/storage/2024/03/4032022-300x300-1-150x150.jpg" sizes="auto, (max-width: 130px) 100vw, 130px" srcset="https://fikirturu.com/storage/2024/03/4032022-300x300-1-150x150.jpg 150w, https://fikirturu.com/storage/2024/03/4032022-300x300-1-24x24.jpg 24w, https://fikirturu.com/storage/2024/03/4032022-300x300-1-48x48.jpg 48w, https://fikirturu.com/storage/2024/03/4032022-300x300-1-96x96.jpg 96w, https://fikirturu.com/storage/2024/03/4032022-300x300-1.jpg 300w" alt="Süleyman Kaymaz" width="130" height="130" /></a></p>
<div class="tdb-author-box td_block_wrap tdb_single_author_box tdi_92 tdb-content-vert-top td-pb-border-top td_block_template_1" data-td-block-uid="tdi_92">
<div class="tdb-block-inner td-fix-index">
<div class="tdb-author-info"><a class="tdb-author-name" href="https://fikirturu.com/author/suleyman-kaymaz/">Süleyman Kaymaz</a></p>
<div class="tdb-author-descr">Süleyman Kaymaz – Yazar, araştırmacı ve sahaf. 1975’de Gaziosmanpaşa (İstanbul) doğdu. Varlık, Ihlamur ve Telgraf dergilerinde yazıları yayınlandı. Bursa’da Öykü Kitabevi’ni işletiyor. Osmanlıca biliyor, amatör olarak müzikle ilgileniyor.</div>
<div class="tdb-author-social"></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="td_block_wrap td_block_title tdi_93 td-pb-border-top td_block_template_5 td-fix-index" data-td-block-uid="tdi_93">
<div class="td-block-title-wrap">
<h4 class="td-block-title"><span class="td-pulldown-size">MAKALENİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ;</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="m6gSpLDvPx"><p><a href="https://fikirturu.com/toplum/insan/kedi-gibi-yasamak-kedilerden/">Kedi gibi yaşamak: Kedilerden öğrenebileceğimiz 10 hayat dersi</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Kedi gibi yaşamak: Kedilerden öğrenebileceğimiz 10 hayat dersi&#8221; &#8212; Fikir Turu" src="https://fikirturu.com/toplum/insan/kedi-gibi-yasamak-kedilerden/embed/#?secret=nxtYB854IH#?secret=m6gSpLDvPx" data-secret="m6gSpLDvPx" width="500" height="282" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe><br />
</span></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div><p>The post <a href="https://uluhaber.net/kedilerden-ogrenebilecegimiz-10-hayat-dersi/">Kedilerden öğrenebileceğimiz 10 hayat dersi…</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyeti Kuran Ölümsüz Türkler</title>
		<link>https://uluhaber.net/12429-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=12429-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Önerileri]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 14:32:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12429</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyeti Kuran Ölümsüz Türkler Aydın Keleşoğlu ILGAZ KİTAP Cumhuriyeti kuran ÖLÜMSÜZ TÜRKLER Yoğun bir çalışma, taranan binlerce kaynaklar ve 6 yıllık geceli gündüzlü emek verilerek hazırlanmış bir kitap. “Cumhuriyeti Kuran ÖLÜMSÜZ TÜRKLER” Kitap konusu; “CUMHURİYET” *Atatürk Cumhuriyet fikrini nereden aldı? *Cumhuriyet, Millet ve Millet Devrimi sözlerini ilk nerede söyledi? *Cumhuriyet kelimesi o dönemde yasak mıydı? [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/12429-2/">Cumhuriyeti Kuran Ölümsüz Türkler</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="pr_header">
<h1 class="pr_header__heading">Cumhuriyeti Kuran Ölümsüz Türkler</h1>
</div>
<div class="pr_details__content">
<div class="pr_details__info">
<div class="top-block">
<div class="pr_producers">
<div class="pr_producers__manufacturer">
<div class="pr_producers__item"><a class="pr_producers__link" href="https://www.kitapyurdu.com/yazar/aydin-kelesoglu/40039.html">Aydın Keleşoğlu</a></div>
</div>
<div class="pr_producers__publisher">
<div class="pr_producers__item"><a class="pr_producers__link" href="https://www.kitapyurdu.com/yayinevi/ilgaz-kitap/11410.html">ILGAZ KİTAP</a></div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="pr_description">
<div id="description_text" class="readmore-js-section readmore-js-expanded">
<p><span class="info__text">Cumhuriyeti kuran ÖLÜMSÜZ TÜRKLER</span></p>
<p>Yoğun bir çalışma, taranan binlerce kaynaklar ve 6 yıllık geceli gündüzlü emek verilerek hazırlanmış bir kitap.<br />
“Cumhuriyeti Kuran ÖLÜMSÜZ TÜRKLER”</p>
<p>Kitap konusu; “CUMHURİYET”</p>
<p>*Atatürk Cumhuriyet fikrini nereden aldı?<br />
*Cumhuriyet, Millet ve Millet Devrimi sözlerini ilk nerede söyledi?<br />
*Cumhuriyet kelimesi o dönemde yasak mıydı?<br />
*Atatürk bu sözler için tutuklandı mı? Atatürk niçin sürgüne gitti?<br />
*Cumhuriyet mücadelesini verirken hangi olaylarla karşılaştı. Hangi suikastlere uğradı?<br />
*Atatürk Türk milleti ile birlikte bir savaş vereceğini ve bir devrim yapacağını, yıkılmakta olan *Osmanlı Devleti yerine yeni ve güçlü bir Türk Devleti kuracağını ilk kez kime söyledi?<br />
*Cumhuriyet neden ilan edildi?</p>
<p>Cumhuriyet bir gereklilik mi, yoksa zorunluluk muydu?</p>
<p>Aydın Keleşoğlu’nun hazırladığı ve Ilgaz Yayınlarından çıkan “Cumhuriyeti Kuran ÖLÜMSÜZ TÜRKLER” kitabı cumhuriyetin kısa tarihini anlatmaktadır.</p>
<p>Kitapta adı geçen kişiler ve anlatılanlar tamamen gerçektir. Bir tarih kitabıdır, ama bir roman gibi akıcıdır.</p>
<p>Aşkın, ihanetin, savaşların, ölümlerin, sürgünlerin ve kahramanlıkların anlatıldığı inanılmaz bir serüven. Atatürk’ün katıldığı bütün savaşlar ve yaşadığı olaylar ile birlikte “Cumhuriyeti Kuran ÖLÜMSÜZ TÜRKLER”<br />
Atatürk’ün ve Osmanlı Tarihinin bilinmeyen bir bölümüne ışık tutuyor.<br />
Mutlaka okumalısınız&#8230;</p>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="bottom-block">
<div class="pr_attributes">
<hr />
<div class="attributes">
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Liste Fiyatı:</td>
<td> 190,00</td>
</tr>
<tr>
<td>Yayın Tarihi:</td>
<td>16.11.2023</td>
</tr>
<tr>
<td>ISBN:</td>
<td>9786259410203</td>
</tr>
<tr>
<td>Dil:</td>
<td>TÜRKÇE</td>
</tr>
<tr>
<td>Sayfa Sayısı:</td>
<td>550</td>
</tr>
<tr>
<td>Cilt Tipi:</td>
<td>Karton Kapak</td>
</tr>
<tr>
<td>Kağıt Cinsi:</td>
<td>Kitap Kağıdı</td>
</tr>
<tr>
<td>Boyut:</td>
<td>13.5 x 19.5 cm</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>KİTAP SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ;</p>
<p>https://www.kitapyurdu.com/kitap/cumhuriyeti-kuran-olumsuz-turkler/665444.html?srsltid=AfmBOop9Zh9NMLnvzbHeDnWzKl4uhD5TeESpbkO-1C_5BFf4Lq0TCDur</p>
</div>
</div>
</div>
</div><p>The post <a href="https://uluhaber.net/12429-2/">Cumhuriyeti Kuran Ölümsüz Türkler</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teknoloji Şartmış</title>
		<link>https://uluhaber.net/teknoloji-sartmis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=teknoloji-sartmis</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Abidin Müslüm Baysal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 14:29:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12427</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhabalar, Fikri hür, vicdanı hür, güzel insanlar. Sanatın aynasından bakmaya devam… Sanatın aynasından bugün bize görünen, Teknoloji… Teknoloji deyince şaşırdınız! Değil mi? Sizin yerinizde ben olsam… Ben de şaşırırdım. Çünkü teknoloji denilince benim aklıma ilk olarak; fayda üretebilecek bir amaç doğrultusunda tasarlanmış, bir düzenek içerisinde işleyen mekanik ilişkiler geliyor. Ya da bana öyle geliyor. Türk [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/teknoloji-sartmis/">Teknoloji Şartmış</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar,</p>
<p>Fikri hür, vicdanı hür, güzel insanlar.</p>
<p>Sanatın aynasından bakmaya devam…</p>
<p>Sanatın aynasından bugün bize görünen,</p>
<p>Teknoloji…</p>
<p>Teknoloji deyince şaşırdınız! Değil mi?</p>
<p>Sizin yerinizde ben olsam…</p>
<p>Ben de şaşırırdım.</p>
<p>Çünkü teknoloji denilince benim aklıma ilk olarak; fayda üretebilecek bir amaç doğrultusunda tasarlanmış, bir düzenek içerisinde işleyen mekanik ilişkiler geliyor.</p>
<p>Ya da bana öyle geliyor.</p>
<p>Türk Dil Kurumu’na göre ise; İnsanın maddi çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği araç gereçlerle bunlara ilişkin bilgilerin tümü.</p>
<p>Benim tanımımdan fayda üretmeyi, Türk Dil Kurumu’nun tanımından da maddi çevreyi değiştirmeyi alalım ve üzerine sanat için teori kuralım.</p>
<p>Buna bir de “ihtiyaçlar, icatların anasıdır” önermesini ekleyerek, fayda üretmek ve maddi çevreyi değiştirmeyi yeniden ihtiyaçlar ekseninde düşünelim.</p>
<p>İnsanların ihtiyaçları da hiç bitmez ki Abidin Hocam, hangi ihtiyaçtır mevzu bahis olan dediğinizi sanki duyar gibiyim…</p>
<p>Biyolojik ihtiyaçları mı, barınma ihtiyaçları mı, manevi ihtiyaçları mı, güvenlik ihtiyaçları mı, adalet ihtiyaçları mı (neyse bu konuya hiç girmeyelim), kültürel ihtiyaçları mı? Bu liste böyle uzayıp gider…</p>
<p>Neyse daha fazla uzatmadan sadede gelelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>YAZININ DEVAMI İÇİN;</p>
<p>https://12punto.com.tr/yazarlar/abidin-muslum-baysal/teknoloji-sartmis-79166</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/teknoloji-sartmis/">Teknoloji Şartmış</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IMF reçeteleri kurtuluş mu, yoksa çöküş ve iflas mı?</title>
		<link>https://uluhaber.net/12422-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=12422-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Duran Bülbül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 14:22:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12422</guid>

					<description><![CDATA[<p>IMF reçeteleri kurtuluş mu, yoksa çöküş ve iflas mı? IMF reçetelerinin temel işlevi gelişmekte olan ülkeleri kalkındırmak değil, uluslararası ticaret ve yatırımların kesintisiz akışını sağlamak ve bu ülkeleri daha büyük borç yükü altına sokmaktır. Yani demokrasi, hukuk ve adalet normlarını işlemez hale getirmektir. IMF’nin önerdiği politikaların uygulanması bir ülkenin yurttaşlarının çoğu için sıkıntı ve güçlük [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/12422-2/">IMF reçeteleri kurtuluş mu, yoksa çöküş ve iflas mı?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<section class="author-headline"></section>
<section class="share-article">
<div class="date"></div>
</section>
<section class="article">
<h1>IMF reçeteleri kurtuluş mu, yoksa çöküş ve iflas mı?</h1>
<p>IMF reçetelerinin temel işlevi gelişmekte olan ülkeleri kalkındırmak değil, uluslararası ticaret ve yatırımların kesintisiz akışını sağlamak ve bu ülkeleri daha büyük borç yükü altına sokmaktır. Yani demokrasi, hukuk ve adalet normlarını işlemez hale getirmektir. IMF’nin önerdiği politikaların uygulanması bir ülkenin yurttaşlarının çoğu için sıkıntı ve güçlük yaratırken, toplumun belirli bir kesimlerine yarar sağlar. IMF’nin her ülkede en candan bağlaştıkları devalüasyon sonrası karlarının artmasını bekleyen dış satıcılardır. IMF programlarının halk tarafından benimsenmemelerinin somut nedeni yerli üretimin ve gerçek gelirlerin düşmesine yol açmasıdır. Genellikle IMF’ye verilen niyet mektuplarındaki koşulları uygulamaya çalışan bir hükümet, bu nedenle ilk demokratik  seçimde görevden uzaklaştırılır.Koşulları yerine getirmeyen ya da anlaşma yapmayan ya da yapmaya yanaşmayan bir hükümet ise dış alım kredilerinin kesilmesi ve ülke içinde dış alım ürünlerinin bulunmaması nedeniyle kamuoyunun tepkisinin bu kez de başka bir yönden toplayarak ve büyük bir olasılıkla bir darbe ile görevini yitirir.</p>
<p>Aslında IMF reçetelerine boyun eğen bir ülkenin ne ekonomisi gelişmektedir ne de yurttaşlarının yaşam koşulları düzelmektedir. Olan sadece güncel ödemeler dengesi sorunlarının geçici bir süre için rahatlamasıdır. Çok ağır bir dış borç yükü altında olan bir ülkeye IMF yakınlık gösterir. Ülkenin uyumluluk göstermesi ve ekonomik politikalarını gelecekte IMF’nin dayatmalarını kabul etmesi koşuluyla IMF bir borç ertelemesi toplantısı düzenler. IMF aracılığıyla ertelenen borçların gelecekte faizleriyle beraber geriye ödeneceği ise kaçınılmaz bir gerçektir. Yoksul ülkeler IMF programları aracılığıyla aynı yaşam düzeyini sürdürebilmek için daha fazla borçlanmak aynı yerde durmak için, giderek daha hızlı koşmak zorunda bırakılarak, bir borç sarmalı içine hapsedilmektirler.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkeler IMF programlarıyla ikili bir kıskaç altındadır. Ticari koşullardan daha uygun koşullarda resmi yardım aradıklarında dış denetimi kabullenmek, ulusal çıkarları açısından çok önemli olduğuna inandıkları projeleri terk etmek ve sanayileşme çabalarını yavaşlatmak zorunda bırakılmalarıdır.</p>
<p>YAZININ DEVAMI İÇİN;</p>
<p>https://12punto.com.tr/yazarlar/duran-bulbul/imf-receteleri-kurtulus-mu-yoksa-cokus-ve-iflas-mi-81091</p>
<p>&nbsp;</p>
</section><p>The post <a href="https://uluhaber.net/12422-2/">IMF reçeteleri kurtuluş mu, yoksa çöküş ve iflas mı?</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk’ün millet tanımı ve dış politikası</title>
		<link>https://uluhaber.net/ataturkun-millet-tanimi-ve-dis-politikasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ataturkun-millet-tanimi-ve-dis-politikasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Barış Doster]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 14:15:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[kose-yazilari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://uluhaber.net/?p=12420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk; iç ve dış politikayı bir bütün olarak görmüş, birbirinin tamamlayanı olarak ele almıştır. Atatürk’e göre; ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in temelidir. Bunun doğal sonucu olarak dış politika da antiemperyalizm, bölge merkezlilik, karşılıklı yarar, ortak çıkar, içişlerine saygı temelinde yükselmelidir. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi bunun özeti [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://uluhaber.net/ataturkun-millet-tanimi-ve-dis-politikasi/">Atatürk’ün millet tanımı ve dış politikası</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk; iç ve dış politikayı bir bütün olarak görmüş, birbirinin tamamlayanı olarak ele almıştır. Atatürk’e göre; ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in temelidir. Bunun doğal sonucu olarak dış politika da antiemperyalizm, bölge merkezlilik, karşılıklı yarar, ortak çıkar, içişlerine saygı temelinde yükselmelidir. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi bunun özeti ve formülüdür. Hırslı, hınçlı, hırçın olmayan, yayılmacılıktan, maceracılıktan, hayalperestlikten uzak dış politika, ülkemiz için olduğu kadar, komşularımız ve bölge ülkeleri için de ideal dış politikadır.</p>
<p>Atatürk, batıcı değildir. Tersine batıya karşı savaşmış bir önderdir. Aynı zamanda da muasır medeniyeti yakalayıp, geçmeyi hedefleyen, çağdaşlaşma, aydınlanma savaşçısıdır. Diğer ülkelere ve uluslara saygılıdır. İkili ilişkilerde mütekabiliyet yani karşılıklılık ilkesi konusunda hassastır.</p>
<p>YAZININ DEVAMI İÇİN  https://12punto.com.tr/yazarlar/baris-doster/ataturkun-millet-tanimi-ve-dis-politikasi-81130</p><p>The post <a href="https://uluhaber.net/ataturkun-millet-tanimi-ve-dis-politikasi/">Atatürk’ün millet tanımı ve dış politikası</a> first appeared on <a href="https://uluhaber.net">Uluhaber.Net</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
